BİLGİSİ OLMADAN FİKRİ OLANIN ZİKRİ!

Prof.Dr. M.Kerem Doksat
 

KKTC’de, Gâzi Magosa’da tertiplenen II. ULUSAL BAŞAĞRISI SEMPOZYUMU’NDA idik, gece döneceğiz inşallah.

Daha önce Okul iken, artık Sempozyuma dönüştürülen bu toplantılara senelerdir “Psikiyatri Öretmeni” olarak iştirak ederim ve baş ağrısının psikiyatrik yönüyle ilgili eğitim veririm. Gâyet dostâne ve sevgi dolu bir bilimsel ziyâfet olur. Bir sonrakini iple çekerim çünkü üç gün boyunca gençlere, konusunda en üst seviyede uzman olan hocalarca en son bilgiler sunulur.

Sevgili dostum Prof. Dr. Mehmet Zarifoğlu’nun bu faâliyetle ilgili 2008 tarihli duyurusu şöyleydi:

BAŞAĞRISI ÇALIŞMA GRUBU SON İKİ YIL FAÂLİYETLERİ

Başağrısı Çalışma Grubu (BAÇG) 50’ye yakın aktif üyeyi içinde barındıran bir bilimsel çalışma grubudur. Türk Nöroloji Derneği’nce (TND) sorulan ve sınırları belirlenen faâliyetler sırasıyla aşağıdadır:

1-a- BAÇG kurulduğu 2000 yılından beri Türkiye’nin değişik illerinde yılda 6 ilâ 8 il arasında pratisyenlere, âile hekimlerine, nöroloji uzmanlarına ve konuyla ilgilenen KBB, Göz gibi uzmanlık dalları mensuplarına başağrısıyla ilgili post-graduate düzeyde eğitim toplantıları düzenlenmektedir. Son iki yılda da aynı düzen içinde il toplantılarımız devam etmiştir.

    b- İlk kez 2004 yılında başlattığımız “Başağrısı Kış Okulları” düzenli olarak 2008 yılına kadar devam etmiştir. Ortalama 150 kişinin katıldığı bu okullara uzman, asistan, pratisyenler katılmakta, ayrıca akademisyenler de bilgi tazeleme ihtiyaçlarını karşılamaktadır. Ancak bu yıldan itibâren 1 yıl BA Kış Okulu ertesi yıl bâzı spesifik konuların daha geniş işleneceği “Başağrısı Kış Sempozyumu” olarak devam edecektir.

2- Ulusal Nöroloji Kongreleri’nde 2 yarım gün kurs, 1 tedavi gecesi, 1 kahvaltı semineri ve 1 çalıştay çerçevesinde başağrısını çeşitli konuları işlenmektedir.

3-Çalışma grubumuz International Headache Society’nin başağrısı klasifikasyonunun 2. versiyonu BAÇG tarafından gerekli izinler alınarak Türkçe’ye tercüme edilmiş ve Ulusal Nöroloji Kongresi’nde dağıtımı yapılmıştır. Bu kitabın basımını TND üstlenmiştir.

Yine grubumuzca “Başağrısı tanı ve tetkik algoritması” ve “Başağrısı Tedavi Algoritması” hazırlanmış ve yine 2007 Ulusal Kongresi’nde dağıtılmış olup, yeniden gözden geçirilerek tekrar basım çalışması devam etmektedir.

BAÇG’nun üyeleri çok sayıda yerli ve yabancı dilde yayın yapmıştır. Yayın listesi ektedir.

4-Halkı bilgilendirmeye yönelik kişisel faâliyetlerin dışında önemli bir aktivitemiz olmamıştır. Genelde halkı farkındalık konusunda eğitmeye yönelik çalışmaların yararı konusunda pek çok arkadaşımızda tereddütler vardır.

5-Çok merkezli çalışma olarak 3 adet lokal ve Türkiye çapında epidemiyolojik çalışma düzenlenmiş olup, Türkiye çapındaki çalışmamız 2008 Ulusal Nöroloji Kongresi’nde sunulacaktır. Allerji ve başağrısı konulu çok merkezli bir çalışma yayınlanmıştır.

6-Türk Nöroloji Derneği ve diğer çalışma grupları ile ilgili ilişkilerimizde önemli bir sorun yoktur. Uyumlu ilişkimizden memnunuz.

7-Firmalarla yapılan il toplantılardan elde edilen grantlar BAÇG’ca kullanılmak üzere TND hesaplarına yatırılmakta ve gerektiğinde bilimsel faâliyetlerde ödül olarak kullanılmaktadır.

Bilgilerinize sunulur.

Prof. Dr. Mehmet Zarifoğlu, BAÇG Moderatörü

***

Bunları hem bilgi vermek hem de bu vesileyle başka bir şeylere değinmek için yazdım…

Şu cümleye tekrar dikkatinizi çekmek istiyorum: “Genelde halkı farkındalık konusunda eğitmeye yönelik çalışmaların yararı konusunda pek çok arkadaşımızda tereddütler vardır”.

Bu çok mühim bir perspektiftir: Emâneti ehline, liyâkati olana emânet etmek ilkesi!

Maâlesef ülkemiz artan bir ivmeyle iç bunaltıcı bir popülizme yuvarlanmakta!

Koskoca TV kanalları baştan sona hurâfe ve gayrı ilmî malûmatı sürekli olarak pompalayıp duruyorlar. FOX TV’nin kanallarından birisi sırf buna ayrılmış: Çelakıllısı, kelakılsızı, astroloğu, zerzevat profesörü (bu profesörlüğün Bakû’dan nasıl alındığı malûm) bozmaları… Hepsi bir arada, halkı uyutmaya soyunmuşlar. Tabii, Liberalleştik ya, her şeyin temeli “reyting” ve kâr ya! Koskoca bir kanal sırf bu zırvalıklara ayrılmış. Beni hüzünle gülümseten de, Prof. Zekeriya Beyaz’ın ismini görmem oldu.

Nev-i şahsına münhasır fizyonomisi, esprili ve şakacı üslûbu ile popüler programların sine qua non’udur da, pek muhtemelen sırf alacağı para uğruna bu ekibe iştirak etmiş! Yâhu, kızdığım hâttâ kınadığım çok yönü olsa da, Prof. Yaşar Nuri Öztürk bile “AKP’ye yağ mı çekeceğim” diye tepki vererek Haberkrüt’ü terk edince, onlar da işine son vermişlerdir ama ilim adamı vakarını bozmamış, böyle ucuzluklara tenezzül etmemiştir. Sırf akademisyen özelliği sebebiyle, Zekeriya Bey’in ismini görmek beni çok rahatsız etti…

Dinbaz takımının televizyonlarında, radyolarında ve her türlü neşriyatında bunlar zâten her gün boy gösteriyor; üstelik de “din” adına, her türlü bid’at ve safsatayı 24 saat halka pompalıyorlar!

“O KAFA” dediğim bu zihniyet üniversitelere de iyice yerleşmiştir. Bunlar sâdece Prof. Orhan Çeker gibi akademik unvanlı imamlar için muteber değildir. Akademik unvanlı, profesörlüğü bir şekilde almış, doğru dürüst lisan (Türkçe dâhil) bilmeyen ama ona buna yazdırdıklarını kendi imzasıyla neşrettiren, 2011 senesinde “homoseksüalite hastalıktır” diye “fetva” verebilen psikiyatrlar türemiştir. Bunlardan biri sürekli olarak seminerler ve konferanslar vererek cehâlete cehâlet katarken, diğerleri “sakal uzatıp câmiye girerek Hakk’a kavuşmayı ve şifâ bulmayı” telkin eden “fikir eserleri” yazabilmektedir. Ve… Günümüzün makbûl ve muteber “psödo-akademisyen” tipolojisi aynen böyle!

Alas (entellik yaptım, Türkçesi heyhât)!

Halkı bilimsel konularda kullanılan üslûbu ve verilen bilginin dozunu çok iyi ayarlayarak bilgilendirmek makbûl ve muteber bir şeydir ama emânete kâzip ilim nâmına ihânet etmek en büyük günah, ayıp hâttâ suçtur!

Ama “anamı öpen Kadı, kimi kime şikâyet edeceksin”?

Kadı deyince…

Ne hukuka güven kaldı, ne devlete…

Bir hastamız kafayı takmış, sürekli olarak bana cep telefonumdan tehditler savurup, günde 100 kere aradığı oluyor. Bîzar olup Adliye’ye müracaat ediyoruz avukatımız târikiyle… En yakın arkadaşımın, hukuk mezunu, avukatlık stajı yapan kızımın dahi haberi yok. Bunlar etik açıdan çok mühim şeylerdir!

Bir haber bakıyoruz ki, dünkü Hürriyet gazetesinin 8. sayfasında, internetteki köpekli resmimi de ekleyip, ciddi ciddi haber olarak neşretmişler. Bütün teferruata yer verilmiş, sâdece hastanın ismi verilip, soyadının baş hârfi yazılmış (bu linkte sâdece özeti var): http://www.hurriyet.com.tr/gundem/17126525.asp!

Koskoca Şişli Savcılığı’ndan çıkıp da, bu mahrem malûmatı muhtevi varaka nasıl olup da çok satan bir gazeteye haber olabilir, anlamış değilim! Üstelik hâdise daha soruşturma safhasında ve mevzûubahis olan kişi de bir hasta!

Çok merak ediyorum, acaba bizlerin ifâdesini alan Savcılık, böyle bir skandal için kendini soruşturacak mı?

Nasıl olup da böylesine mahrem bir bilgi medyaya sızabiliyor?

***

Gelelim makalemin başlığını tercih etmeme vesile olan başka bir hususa…

Facebook’da ismim geçiyor ve bizim “mekân” da epey okunuyor ya…

Birileri beni durmadan birtakım Yahoo veya Google gruplarına ekleyip duruyor! Çıkmak da ne mümkün, nasıl yapıyorlarsa…

İstenmeyen e-mesaj ayarı bile kesmiyor, gene gene geliyor da geliyor “maillar”…

Allah’a şükür, Türkiye Komünist Partisi’nden, Ülkücülerden, Kürtçü ve Türkçü ırkçılardan, Erbakancılardan (biraz önce vefat etmiş, Allah rahmet eylesin), Minenin Yakamoz Günlüğünden, Mavi Yakamozdan, İşçi Partisi’nden, Aşkın Nurundan (Yengi’yle alâkası yok), mevzubahis vatansa gerisi teferruattır’dan, daha neler nelerden nûr yağıyor da yağıyor yâhu!

Bunların çoğunun tuzak olduğundan hiç şüphem yok! Hele “mevzubahis vatansa gerisi teferruattır”ı hazırlayan her kim(ler)se, Türkçe bilmiyor(lar): “Mevzûubahis olan vatansa, gerisi teferruattır” diye yazılır!

Bir de kendi isteğimle âzâ olduğum, aralarında profesyonellerin bulunduğu gruplar var. Şu aralar diğer sorunlarını unutup, Marksizm nedir ne değildir, Liberalizm nasıl bir şeydir, dinimiz ne buyurur konularına öyle bir daldılar ki, sormayın gitsin!

Hepsinin de bilgileri nâkıs, kulaktan dolma veya hatalı. Ne Marksizmi savunanların Marks’ı doğru dürüst bildikleri var, ne de Kürt-Marksizm sentezcilerinin karşı çıkışlarında seviye. Çalakalem yazıyorlar. Hüsnüniyetle bir şeyler yazıp yol göstermeye kalksan, hüsn-ü niyetsiz şekilde hücuma geçiyorlar!

Ne İslâm’dan bahsedenlerin İslâm’ı bildiği var, ne de Marksizm’den bahsedenlerin Marks’ı!

Bunları bilmek, hakkında ahkâm kesecek kadar kifâyetli malûmata sâhip olabilmek için mutlaka yabancı lisanın olacak (en azından İngilizce) ve çok okuyacaksın, tefekkür ve tefelsüf edeceksin, muhalif fikirlere de muttali olacaksın, ancak sonunda fikir serdedecek cür’etin kafasını gösterecek…

Neymiş, “solculara solculuğu öğretenler çok ayıp ediyormuş”; bunu söyleyen taş çatlasa 33-34 yaşında ve müktesebâtı mahdud, iyi niyetli de olsa kendini gerçekten entellektüel zanneden bir dostumuz. Çağırıyorsun hüsnüniyetle, rakılanırken üç beş suâl eyliyorsun, kazıkazan beli oluyor ama her yerde, her ahvâl ve şerâitte sürekli olarak faâl!

Sıkı Freudçularımız var, Freud’u tanımıyorlar! Biseksüeldi, kızıyla fücur (incest) yaşamıştı dedim diye “nereden çıkarıyorsun” diyorlar. Yâhu, adamın mektubatını ve hakkındaki biyografilerin en azından birini okusan göreceksin ama arkadaş(lar)ımın ilgisi yüksek ama bilgisi yok, eleştiriyor(lar) bol keseden!

Hele Liberalizm mahbupları yok mu, mahvediyorlar beni! Arkadaşın bir şey bildiği yok, Bakunin’in Anarşizmini övüyor Liberalizm diye ama onu da bilmediği için, tamamen saçmalıyor…

Dinbazımız dini, Freudçumuz Freud’u, Marksistimiz Marks’ı… ilh. Bilmiyor!

Ama her fırsatta, her ortamda konuşuyor ve yazıyor grafomani hâlinde…

Üç sene önce “nefsiyatı istişâre etme mektebinden” (psikolojik danışmanlık: espri yaptım) mezun olmuş, taş çatlasa 25 yaşında yavrumuz, Kohut hakkında seminer vereceğini duyuruyor. Yâhu, eğer psikolojinin Mozart’ı değilsen, o yaşta o müktesebâta sâhip olamazsın evlât!

Neydi?

Emâneti ehline, liyâkati olana emânet edeceksin!

Öyle olmayanların uçuşlarını tahammülle karşılayacaksın!

“Eleştireceksin” diyemiyorum, çünkü bunun için eleştirilmeye açık ve demokrat bir birey olmak lâzım…

Muhatabın öyle değilse, ancak düşman olur!

İşte, o zaman da, yönlerde sükût hâsıl olur…

 
 

 

 

Gazi Magosa - 03.03.2011
Prof.Dr. M.Kerem Doksat
http://sufizmveinsan.com
doksat@superonline.com