Büyük sorun: Mutlak nasıl değişmezdir?-2
V. Korhan Koral
 

Zat irade ederken, bilirken ve kudretiyle oluşları oldururken Zat'ın mutlaklığı nasıl değişmez, ki değişmez olması zaruridir ancak bunu bu bilincimizle anlayabilir ya da çelişkiyi çözebilir miyiz? Kül, an da her şeyi zaman ve mekândan münezzeh olarak seyirdeyken bile değişiyor demektir bizim izafi bilinçlerimize göre. Çünkü seyir de değişimdir. Hele seyretmeyi irade etmesi daha da çok değişim içre olduğunu göstermez mi?

Ben irade koyarken istençle dilekte bulunuyorum, değişiyorum demektir. Failsem, fiillerin gerisinde de olsam faaliyette bulunuyorum ve değişiyorum demektir. Bunlar elbette bizim izafi bilinçlerimizden Zat'ı anlamaya çalışırken yaşadığımız çelişkiler.

Ancak bunların bir şekilde bizim bilinçlerimizi tatmin edici cevapları olmalı ya da peygamberimizin dediği gibi, bu konuda bir çözümsüzlük felsefesi ortaya koymalı ve çözülmezdir, Zat' ı tefekkür etmeyin demeliyiz.

Mutlakın değişmez olarak kalıp izafileri değişim üzere var kılması, yani Allah'ın değişmeden değiştiren olması bizim değişime endeksli idraklerimizde anlaşılamaz ve sorun da buradan kaynaklanır. Dolayısıyla çözümü, rasyonel olamaz. Ancak bu, Mutlağı, mutlak mantıkla yani doğru akılla bulamayacağımız anlamına gelmez. Aksine Mutlağı gerçek anlamda, şu veya bu şekilde zanna kurban olmadan bilmenin tek yolu bu mutlak mantıktır. Mutlağın varlığı ve mahiyetinin olmazsa olmaz unsurları, işte bu mutlak mantıkla bilinir. Ancak bu mahiyetin tam olarak nasıl bir şey olduğu hiç bir şekilde bilinemez. Bununla birlikte, irrasyonel felsefi akımlar, vahiy, içedoğuş, v.b. işte hep temelde bu problemi çözmek amacından, yani aklın bulduğu ve ancak sınırları içinde cevaplayamadığı bir eksiği gidermek zaruretinden doğar.

Zat'tan yansıyan sıfatlar alemi yani esma aleminde tüm sıfatlar Zat'tan südur ettiği haliyle, kemale yani değişmezliğe sahiptir. Tüm alemler eksik ve dolayısıyla hatalı tanımlanan, mutlak mantığa ulaşamamış bazı irrasyonel felsefi çıkarımların ortaya koyduğu idea kavramından ya da gerçek ve doğru felsefi çıkarımla veya vahiye dayalı çıkarımlarla bulunabilecek esma aleminden südur eder. Tam da bu nedenle melekut alemi yani esma aleminden gelen sıfatların izafi bilinç olarak kısmen şekillendiği ilk alem(melekler) ve ona dayanarak oluşta olan tüm alemler varlığını esma aleminden ve fakat son tahlilde, ancak değişime dayanarak olabilecek izafi bilinçlerini, değişmez Mutlak Zat' tan, Hu' nun kayyimiyetine dayanarak elde ederler. Ancak asla kemal yani sonsuz olgun hal yani değişmezlik olarak değil. Melekler ve ruhlar dahil hiçbir izafi bilinç değişmezde değildir ve olamayacaktır. Değişmezde olan ve değişmeden tüm bilinçleri ve şeyleri değiştiren sadece Zat'ın kendi Zatı'dır. Tüm bu çürütülemez mutlak gerçekler, çürütülemez olduğu için mutlak denen ve tarih öncesinden beri tüm dinlerin gerçek öze ermişlerinin ilhamlarına süzülen, tüm bozulmamış vahiylerde dillenen, hatta sırf akıl yürütmeyle gerçeği gören bazı felsefi ekollerinde, ehli sünnet alimlerinin ve onların görüşlerini sistemize eden İmam Rabbani de, kadim uzak doğu dinlerinin asl rişi ve swamalarının dillerinde mutlak mantık olarak ortaya konur. Bu mantığı anlamak, ancak sürekli ve çok yönlü bir eleştiriyle, tüm zansal felsefi çıkarımları ve dini görüşleri, çürütülebilir yönlerini gözden kaçırmadan irdeleyerek ve akıl, mantık, ilim ve vahyin rehberliğinde artık çürütülemez olan gerçeği görerek olur. Ki bu gerçek, bazı kişilerde dillense de o kişilerin zanlarından değil, mutlağın akılla bilinebilecek gerçekliğinden gelir.

Ancak izafi idrak, bu Zat'ın mahiyetini anlamlandırmaya çalıştığında, kendi ruhunu ve başka yaratılmışları da değişir olsa da ezelden ebede görme (?), ve hatta daha vahim olarak değişmez bilme (!) ve ya Zat'ı alemlerle birlikte değişebilir görme (?!) hatasına düşebilir. Bu nedenle mutlak mantığı bulmak, hal ehli olmadan önce, zannına ya da mürşit bilinenlerin zannına köle olmamak için olmazsa olmaz bir şarttır. Çünkü asla ve kata böyle bir Allah'a ne tam anlamıyla ulaşabilir, Allah'ı ne tam anlamıyla içinizde bulabilir ve ne de şu anda ya da geçmiş ya da gelecekteki bir sonsuzlukta Allah'ın tam anlamıyla bir parçası olabiliriz

Sonuç olarak konu başlığımızın ve çıkarımlarımızın amacı şu ispattır ki, biz, 5 duyu ya da hatta 6. duyular ve sezgiyle Zat'ı çözemeyiz. Ancak mutlak akılla şunu biliriz ki, değişim esastır ve değişimin ezelden ebede sürüp gitmesi ardında boyutlar ötesi değişmez bir Mutlak olmadan imkânsızdır. O nedenle buna inanmak, sadece ezbere olacak bir şey değil, aklın da yoludur. Ve aklın yolu olmayan, bu değişmezin, her şeyi değiştirirken nasıl değişmez olarak kaldığını çözmektir. Burada da dediğimiz gibi irrasyonel felsefeler, vahiy mekanizması v.b. devreye girer. Ancak bu noktadan ötede, bu konularla ilgili çoğu bilinçte görülebilen yanılsamalara düşmemek için aklın bu konuda olmazsa olmaz olarak ortaya koyduğu açık seçik gerçeklere dayanmak gerekir. Önerilen bu mutlak mantığın zansal olduğu düşüldüğünde ise, yine akıl yoluyla çürütülmesi beklenir.

 

 
 
V. Korhan Koral
Samsun - 31.12.2008
http://www.korhankoral.com
korhan@korhankoral.com

korhankoral@gmail.com

http://sufizmveinsan.com