|
Zat
irade ederken, bilirken ve kudretiyle oluşları
oldururken Zat'ın mutlaklığı nasıl değişmez, ki değişmez
olması zaruridir ancak bunu bu bilincimizle anlayabilir
ya da çelişkiyi çözebilir miyiz? Kül, an da her şeyi
zaman ve mekândan münezzeh olarak seyirdeyken bile
değişiyor demektir bizim izafi bilinçlerimize göre.
Çünkü seyir de değişimdir. Hele seyretmeyi irade etmesi
daha da çok değişim içre olduğunu göstermez mi?
Ben
irade koyarken istençle dilekte bulunuyorum, değişiyorum
demektir. Failsem, fiillerin gerisinde de olsam
faaliyette bulunuyorum ve değişiyorum demektir. Bunlar
elbette bizim izafi bilinçlerimizden Zat'ı anlamaya
çalışırken yaşadığımız çelişkiler.
Ancak
bunların bir şekilde bizim bilinçlerimizi tatmin edici
cevapları olmalı ya da peygamberimizin dediği gibi, bu
konuda bir çözümsüzlük felsefesi ortaya koymalı ve
çözülmezdir, Zat' ı tefekkür etmeyin demeliyiz.
Mutlakın değişmez olarak kalıp izafileri değişim üzere
var kılması, yani Allah'ın değişmeden değiştiren olması
bizim değişime endeksli idraklerimizde anlaşılamaz ve
sorun da buradan kaynaklanır. Dolayısıyla çözümü,
rasyonel olamaz. Ancak bu, Mutlağı, mutlak mantıkla yani
doğru akılla bulamayacağımız anlamına gelmez. Aksine
Mutlağı gerçek anlamda, şu veya bu şekilde zanna kurban
olmadan bilmenin tek yolu bu mutlak mantıktır. Mutlağın
varlığı ve mahiyetinin olmazsa olmaz unsurları, işte bu
mutlak mantıkla bilinir. Ancak bu mahiyetin tam olarak
nasıl bir şey olduğu hiç bir şekilde bilinemez. Bununla
birlikte, irrasyonel felsefi akımlar, vahiy, içedoğuş,
v.b. işte hep temelde bu problemi çözmek amacından, yani
aklın bulduğu ve ancak sınırları içinde cevaplayamadığı
bir eksiği gidermek zaruretinden doğar.
Zat'tan yansıyan sıfatlar alemi yani esma aleminde tüm
sıfatlar Zat'tan südur ettiği haliyle, kemale yani
değişmezliğe sahiptir. Tüm alemler eksik ve dolayısıyla
hatalı tanımlanan, mutlak mantığa ulaşamamış bazı
irrasyonel felsefi çıkarımların ortaya koyduğu idea
kavramından ya da gerçek ve doğru felsefi çıkarımla veya
vahiye dayalı çıkarımlarla bulunabilecek esma aleminden
südur eder. Tam da bu nedenle melekut alemi yani esma
aleminden gelen sıfatların izafi bilinç olarak kısmen
şekillendiği ilk alem(melekler) ve ona dayanarak oluşta
olan tüm alemler varlığını esma aleminden ve fakat son
tahlilde, ancak değişime dayanarak olabilecek izafi
bilinçlerini, değişmez Mutlak Zat' tan, Hu' nun
kayyimiyetine dayanarak elde ederler. Ancak asla kemal
yani sonsuz olgun hal yani değişmezlik olarak değil.
Melekler ve ruhlar dahil hiçbir izafi bilinç değişmezde
değildir ve olamayacaktır. Değişmezde olan ve değişmeden
tüm bilinçleri ve şeyleri değiştiren sadece Zat'ın kendi
Zatı'dır. Tüm bu çürütülemez mutlak gerçekler,
çürütülemez olduğu için mutlak denen ve tarih öncesinden
beri tüm dinlerin gerçek öze ermişlerinin ilhamlarına
süzülen, tüm bozulmamış vahiylerde dillenen, hatta sırf
akıl yürütmeyle gerçeği gören bazı felsefi ekollerinde,
ehli sünnet alimlerinin ve onların görüşlerini sistemize
eden İmam Rabbani de, kadim uzak doğu dinlerinin asl
rişi ve swamalarının dillerinde mutlak mantık olarak
ortaya konur. Bu mantığı anlamak, ancak sürekli ve çok
yönlü bir eleştiriyle, tüm zansal felsefi çıkarımları ve
dini görüşleri, çürütülebilir yönlerini gözden
kaçırmadan irdeleyerek ve akıl, mantık, ilim ve vahyin
rehberliğinde artık çürütülemez olan gerçeği görerek
olur. Ki bu gerçek, bazı kişilerde dillense de o
kişilerin zanlarından değil, mutlağın akılla
bilinebilecek gerçekliğinden gelir.
Ancak
izafi idrak, bu Zat'ın mahiyetini anlamlandırmaya
çalıştığında, kendi ruhunu ve başka yaratılmışları da
değişir olsa da ezelden ebede görme (?), ve hatta daha
vahim olarak değişmez bilme (!) ve ya Zat'ı alemlerle
birlikte değişebilir görme (?!) hatasına düşebilir. Bu
nedenle mutlak mantığı bulmak, hal ehli olmadan önce,
zannına ya da mürşit bilinenlerin zannına köle olmamak
için olmazsa olmaz bir şarttır. Çünkü asla ve kata böyle
bir Allah'a ne tam anlamıyla ulaşabilir, Allah'ı ne tam
anlamıyla içinizde bulabilir ve ne de şu anda ya da
geçmiş ya da gelecekteki bir sonsuzlukta Allah'ın tam
anlamıyla bir parçası olabiliriz
Sonuç
olarak konu başlığımızın ve çıkarımlarımızın amacı şu
ispattır ki, biz, 5 duyu ya da hatta 6. duyular ve
sezgiyle Zat'ı çözemeyiz. Ancak mutlak akılla şunu
biliriz ki, değişim esastır ve değişimin ezelden ebede
sürüp gitmesi ardında boyutlar ötesi değişmez bir Mutlak
olmadan imkânsızdır. O nedenle buna inanmak, sadece
ezbere olacak bir şey değil, aklın da yoludur. Ve aklın
yolu olmayan, bu değişmezin, her şeyi değiştirirken
nasıl değişmez olarak kaldığını çözmektir. Burada da
dediğimiz gibi irrasyonel felsefeler, vahiy mekanizması
v.b. devreye girer. Ancak bu noktadan ötede, bu
konularla ilgili çoğu bilinçte görülebilen yanılsamalara
düşmemek için aklın bu konuda olmazsa olmaz olarak
ortaya koyduğu açık seçik gerçeklere dayanmak gerekir.
Önerilen bu mutlak mantığın zansal olduğu düşüldüğünde
ise, yine akıl yoluyla çürütülmesi beklenir.
|