DÜŞÜNCELERİMİ TEF’E KOYDUM MASALI -2-

Nur Cihan
 
 

“Merhaba” demiş çocuk, Hakime, telefonda “merhaba.mertebeleri öyle yazıldığı gibi öğrenemedim ama bakın nasıl anladım ..biliyorsunuz, ben hayatın içinde yaşadıklarımı hangi halinde seyrettiğimi bilebilmeyi istiyorum ve ancak görerek öğrenebiliyorum..şimdi bakın:mesela kek yapmak istedim ve ne keki pişireceğimi düşündüm ve o kekin malzemelerini çıkardım ki, bunlar, o  kekin esmaları- isimleri olsun ..ve keki pişirdim. kimlere yedirmek istediysem onlarla bu keki paylaştım ve kekim kemal haline ancak onu besmele ile yediğimizde,bize karıştığında-biz olduğunda miracına ulaşıyor değil mi?ve artık bizim enerjimize dönüşüyor o kek artık insan olduğu için mutlu.maksadı hasıl oldu.. biz ise onu  en güzel fiillere dönüştürebildiğimizde onun hakkını vermiş olacağız değil mi?”

“evet” diyor Hakim ve devam ediyor..”işte maksat bu. o saydığımız mertebeler yukarıdan aşağı dikeydiler, birde yatay hali var..onunda hayata tatbiki şöyle..kendimizi 4 ana kitapla ve peygamberlerle,bize verilmiş esas meslek ne imiş onu bilerek ki; her mesleğin piri bir peygamberdir.. neyle birbirimize hizmet edeceğiz değil mi?meslekle tabii…onu bularak, peygamberlerin  ve velilerin hayatlarını kendimizde belirleyerek mertebeleri anlayacağız..ve evet,haklısın,mertebeleri öğrenmek çok zordur ama bir kere öğrendiğinde o her kapıyı açan yegane anahtardır..”çocuk, mertebeleri şimdi şöyle de düşünmüş.. bir dili gerçekten öğrenmek istiyorsan önce imla bilmelisin gibi….

devam etmiş Hakim:“ve size bu geceki ders.. hepiniz hangi meslek için yaratılmışsınız onu düşüneceksiniz bu gece ..oturun ve bulun.. hangi peygamberin temsil ettiği meslektensiniz?..”çocuk: benim hiçbir kabiliyetim yok,hiçbir işi yapmayı da sevmiyorum o yüzden beni masalcı yaptılar ve hiçbir peygamber masalcı değil demiş ..”iyi düşün. aç kitap, araştır bakalım. vardır, bulursun..söyle, diğerleri de, hangi meslek onlara kolaylaştırılmış  düşünüp bulsunlar ve o peygamberin hayatını okusunlar” demiş Hakim..çocuk tüm peygamberlerin ilk mesleğinin çobanlık olduğunu da biliyormuş..ve İnsanı Kamillerin kişiyi olgunlaştırıp bir meslek sahibi yaptıklarını da..  ama neden kendisinden bir şey çıkmadığını da sorgulaması lazım geldiğini de anlıyormuş.....hiçbir şey bulamamış.. taaki gece sesliğinde yatağına gidene dek…uyumadan masalla alakalı ayetler ve peygamberlere denilen sözler aklına gelmiş ve hz pirin masal hakkında söyledikleri..çocuk bunun farkına varmasına yardım eden Hakime ve ondan seslenene şükrederek, gülerek uyumuş tabii..

köyde uzun zamandır görmediği akraba ve dostlarını da görmüş ve ziyaretler gerçekleştirmişler..Ali Ulvi Amcanın kızı Sare Abla ve damadı Hayrettin Abi onları davet etmişler..Ginolu’da limana bakan bu eve çocuk ilk kez girmiş..ev çocuğu sarıp sarmalamış ve mutfakta inanılmaz sıcak, muhteşem lezzetli bir sofraya sekiz kişi oturmuşlar..çocuk sürekli ne kadar mutlu olduğunu ve yemeğin ne lezzetli, ne hafif olduğu hayretle söylemek zorunda hissediyormuş kendisini..ve Hayrettin Abi onlara namaz kıldırmış..Ali Ulvi Amca bir peygamber aşığıymış.ve çocuk hayretle,O’nun Hayrettin abiye giydirmiş olduğu bu halini gözlemlemiş..O, Hz. Peygamberden bahsediyormuş ve sürekli O’nu andığında dalıp ağlıyormuş..bu nasıl olmuş çocuk bilemiyormuş..Sare Abla demiş ki:çocuklar bu ziyarette çok büyük bir keramet var.bizi çok mutlu ettiniz.. bu kimden bilmiyorum ama benim size teklifim var. isterseniz sizin için, ben bunu uygulayacağım..size, babamın bana öğrettiği şekilde Osmanlıca öğretmek istiyorum, ister misiniz? ..çocuklar: eveeet demişler..evet de; çocuk,onlardan çoook uzaklarda oturuyormuş. bakalım kışa proğramlanan bu bir aylık yoğun Osmanlıca-eski türkçe dersine katılabilecek miymiş.inşallah olur.

çocuğun 13 yaşındaki çocuğu Kutlu, Dan Brown un bir kitabını okuyormuş ve annesine soru sormuş. tabiî ki soru satanistler ve yıldız sembolü hakkındaymış..mal bulmuş mağribiye dönen çocuk gözlerinin parladığı hissetmiş ve bir avcı nasıl av yakaladığında mutlu olur işte aynen o hale dönmüş..”gel “demiş “yanıma otur:başlangıçta Ademle beraber diğer varlıklar berbermişler ve insan her şeyi biliyormuş..ama zamanla günaha girdikçe o güzel hediyeleri kaybetmişler.. onlarda aşırı muhabbetlerinden meleklerin, peygamberlerin, Allahın isimlerinin sembolen heykellerini yapmışlar,onları seyredebilmek,unutmamak için. ama zamanla manasını unutmuşlar ve onlara tapınmaya başlamışlar..”

“ şimdi sağ avucunu aç..bak sağ avucunda Arapça 18 rakamı var ve kağıda çizmiş..bu çadır gibi olan “Rahman” her şeyi kapsar-bağışlar ve sol avucunu aç demiş..bak burada onun aynalanmış hali var 81 rakamı ikisi 99 eder. Allahın sonsuz esmasından bize bildirdikleri yani.ve ikisi yine 18 ve topla yine 9..18 bin alemin temsilcisi sensin yani..”şimdi ayağa kalk “demiş ve “kollarını kapa, bacaklarını aç.”çocuk annesinin dediklerini yapmış: bak, sen ters üçgensin “Rahman” yani anladın mı? şimdi bacaklarını kapat ve kollarını aç ..bak şimdi sen Rahimsin yani 7 ..sonsuzluğa açılan dua gibisin..annenin suyu ile babanın suyunun birleşmesinden işte SEN oldun..sen BE nin altındaki NOKTA sın..yeryüzü ve gökyüzünün içindeki inci-gözbebeği sensin..yıldızın içindeki sen oldun anladın mı? Şimdi hem kollarını hem bacaklarını aç.. bak yıldız sensin gördün mü?demek ki neymiş? sen BismillahirRahmanirRahim işsin..yani Allah’ın yeryüzündeki imzası..aynı Haybabamın kitaplarını damgaladığı mühürler var ya, işte sen Allah’ın mührüsün ..söyle demiş anne çocuk, Kutlu’ya: bunları bilip anlayınca artık sen satanist yada mason olabilir misin?..”hayır” demiş çocuk..”tamam, artık odana gidebilirsin” demiş çocuk anne ..

CebraİL,AzraİL,MikaİL,İsrafİL=KAMİL

Çocuk düşüncelerinden bazen-sık sık-artık, her zaman  bunalıyormuş..kendisini ipe sermek istemiş..kendisiyle en dibine dek dalga geçebilirmiş hiç acımadan ama birisi onu eleştirecekse aynı kendisi gibi kendine acımasızca ironi yapabilmeliymiş..kendi hayatını didikeyenler com. başkalarının hayatlarını hiiç didikleyemezlermiş. bunu kendisinden biliyormuş..çünkü başkalarının da üç aşağı beş yukarı hemen aynı şeyleri yaşadığının farkındaymış..daha kendi ayakları üzerinde duramazken nedenmiş başkalarının sorumluluğu-vebali?ve insan kendisiyle meşgul olduğunda nedense kendisinden başka günahkar bulamıyormuş..çocuk içinde dünyadaki en bedbaht günahkar ama günahlarıyla bile Allaha sevimli gelen kendisiymiş..tarih tekerrürden ibarettir..imtihan hep aynı..iman,can, mal, eş, çocuk  yani sevdiklerimiz…

Çocuk,benden derviş olmaz diyormuş hep ama Zaman, ona “sen benim dervişimsin “dediği için o bir dervişmiş..bakıyormuş, yazılı- çizili hiçbir derviş tarifine uymuyormuş ki..bir kere  uyumayı - yemek yemeyi-müzik dinlemeyi –hiçbir şeye ilgi duymadığından tembelliği seviyormuş..ilgi duymadığı şeyler için hiç konuşmasa da, ilgi duyduklarına çok geveze imiş..bunu her cihetten düşünmek istemiş tabii.. çocuk için ,bir şeyi kabul etmenin tek ölçüsü ayetler ve peygamberimizin davranış biçimi imiş..bunlarda aradığı şeyi bulana dek rahat yokmuş..

Hz.Ali (r.a)AŞK mış ve BE nin altındaki NOKTA yı temsil ediyormuş. Hem de aynı vakit; İLİM de demekmiş ya hani..işte AŞK gelince, akıl yani mukayese ile bilen ,sorgulayan-eleştiren akıl AŞKa teslim olunca” baş verip, o nokta ancak NUN olmak yolunda kapıdan içeri girebiliyormuş..yani be zahirdeyken ters dönüp batına yolculuk başlıyormuş..be nun olmak istiyormuş.Hz. Ali göbekli ve saçları tepesinden dökükmüş..Hz.Ali,Hz.Fatıma’nın alemi bekaya irtihalinden sonra evlendiği diğer eşlerinden olan üç oğluna Osman ,Ömer ve Ebu Bekir isimlerini vermiş mesela..ve çocuk noktanın kapıdan içeri girince neler yaşaması gerektiğine de bakmak istemiş..sonra Hz Osman(r.a) geliyormuş ve O, İki Nur sahibi HAYA demekmiş..Hz.Peygamber, O’na kızını vermiş.. O vefat edince diğer kızını da nikahlamış .O vefat edice: eğer bir kızım daha olsa idi O’nu da Osman’a verirdim diyecek kadar O’nu seviyormuş..Hz. Osman çok da güzelmiş…Kur’an-ı Kerim O’nun zamanında ilk ez çoğaltılmış ve dağıtılmış..bir insan, Kur’an ın değiştiğine inanıyorsa bu Allah’a inanmıyor da demekmiş.çünkü Allah:O’nu Ben indirdim, Ben koruyacağım dediği için..Allah’ı emin kabul etmemek demekmiş bu.. tek bir harfi ile bile, kimse oynayamazmış değil mi?ve Hz. Ömer(r.a) ..hayadan sonra HAKEM-ADALET temsilcisi olanmış.Hz. Peygamber demiş ki: Benden sonra peygamber gelseydi O, Ömer olurdu..işte bu hitaba mazhar olan bir kimseymiş..eskiden putperest, ayyaş ve katil bir Ömer’ken, tövbe ile Halife Ömer Faruk olmuş..ve Hz. Peygambere kızını verdiği içinde o ehlibeyte girmiş..aileden, akraba..Hz. Ömer çok uzun boylu ve çok iri yarı biriymiş..o sert ve celalli yapısına rağmen gerektiğinde gözyaşlarını tutamayan bir dostmuş aynı vakitte..ve Hz. Ebu Bekir(r.a) ..SIDDIKİYET MAKAMI..sadık dost..sorgusuz sualsiz iman makamı..Allah’ın kendisinden razı olduğunu(sen razıysan Allah da razı makamı) öğrendiğinde sevincinden bilinen ilk semayı yapanmış da..Hz. Ebu Bekir çok zayıf ve naif biriymiş ve hep ağlarmış....bugün bize anlatılan dervişler gibi yani..ama bu erdemli kişilerin hepsi toplumun her safhasında canlı birer yaşam örneğiymişler de..sıradan bir insanın ne yaşaması gerekiyorsa hepsini yaşayarak bize örnekler bırakmışlar ki şaşırmadan takip edelim..Hz. Efendimiz..hepsine CAMİ olan.. O ise karnı ve göğsü aynı hizada olan bir beden yapısına sahipmiş..bir koca,bir baba,bir komutan,bir devlet reisi,bir akraba,bir tüccar,bir dost,bir yar,bir peygambermiş..ve bunların hiçbirini diğerine karıştırmadan hepsinin hakkını vererek yaşamış..

Kur’an-ı Kerim’de; Hz. Meryem ve oğlu Hz. İsa(a.s) için ince bir nükte varmış..onları tanrılaştıranlar için..”onlar yer ve içerlerdi “diye..insan yaratılmıştır ve yaratılan bir varlık acizdir….yaşaması için ne gerekiyorsa yani şartlar neyi emrediyorsa o halde  yol alacakmış değil mi?

çocuk bunları göz önünde bulundurarak sorgulamasına devam etmiş.. birde benim hay-huy hallerim için, hastalıklarımın etkisi de var demiş..bilimsel veri..hormonlar meselesi tabii.. mesela bu kadar geçimsiz,huysuz,ukala ,asabi olmam da; pek çok şeye, önce kendime:) alerjimin olması da etken ve bana intikal eden kalıtımın rolü de var....Arabi Uzmanı Hocaları bir derste şunu anlatmışmış..”o adamın bağırıp çağırması onun Melamiliğini örtmesi içindir denir.. yok ya öyle şey, adam muhakkak şeker hastasıdır yada tansiyon, sorun bakın” demişmiş..evet işte buda doğru:) demiş çocuk..tabii astrolojik açıdan da bakmak lazımmış  değil mi?bu magazin severlere jestmiş..çocuk ay a ait olduğu için derin depresiflikler yapabilirmiş, onun suçu değilmiş ki..ay gel- git leri ile denizleri bile harekete geçirmiyor mu yani ve yengeç düz yürüyebilir mi? yan yan …herkesin gittiği şekilde değil illa başka şekilde yürüyecekmiş…Zaman, çocuğa “normal ol “demiş..çocuğun en normal hali buymuş oysaki:)..başka ne yön kaldı?..geçmişten gelen dna ile geçen huylar..bu konuda sülalesine baksa yetermiş..ne menem oldukları lakaplarından belliymiş “aykırı” sülalesiymiş onlar..tüm bunlara rağmen yine istediği sonucu elde edememiş çocuk..neden dünya ile geçinemediğinin en güzel cevabını şöyle bulmuş..”kimseye hesap vermek zorunda değilim..geçinmeye gönlüm yok o kadar..boş ol demiş dünyaya boş ol, boş ol:)”

Artık çocuk kalıplardan çok sıkılıyormuş…Allah bir yarattığını bir daha yaratmazmış.. bu yaratamayacağında değil şanındanmış. Ve insan kusurları ile güzelmiş..mesela  cansız sandığımız eşyada tam simetri olmazsa o bize kusurlu gelir ve beğenmezmişiz ama insan öylemiymiş..kendi fotoğrafımızı aynalasak asla beğenmeyiz..çünkü tam simetrik değiliz biz..sağ yanımız ve sol yanımızda belirgin yada değil farklar var.. işte bizi cazip yapan güzellik bu eşit olmayan güzelliğimizdir..çoook düzgün bir güzelliğe baksak mesela bir süre sonra sonra onun durgun- soğuk güzelliğinde sıkılabiliriz bu dünya hayatımızda .cazibe başka bir şey..çirkin sanılan bir insan inanılmaz cazibeli olabiliyormuş..bu gönül işiymiş yada kişilerin arasındaki çekim gücü…herkes kendisini neyin çektiğini en iyi kendisi bilirmiş tabii…birine kolay gelen diğerine çok zor ve ağır gelebilirmiş..o yüzden de artık çocuk; derviş şöyle olur ,doğru insan böyle olur,şu tipte olursa olura hiç takılmıyormuş..çünkü asıl olan erdemmiş..bedenin zayıf yada kilolu hali değil,davranışların standardize olmuş hali ise hiiiç değilmiş..bunu çocuğa, üzerinde Hüküm Sahibi olan Zaman Padişahları yaşatarak öğretmişlermiş..biri yeryüzünde melek diye tanınırken- bir deri bir kemikken, diğeri dervişliğine zere kadar inanılamayacak haldeymiş diğer insanlarca..gönlü kadar olmasa da onu temsil eden bir  bedene sahipmiş.hatta O, onu anlamayan insanları daha bir uzaklaştırmak için odasının duvarına Hz. Ali’nin koskocaman bir tablosunu bile asarmış ve millet daha bir kaçarmış o vakit  O’ndan..diğeri  :)CANIM.………çocuk sanırmış ki tüm kainat O’nu bilir ve tanır ama artık anlıyormuş ki O’nun da manasını çok az kişi idrak ediyormuş..ne garip diyormuş çocuk ne garip…kişilere bu beden şartlanmışları en büyük perde..her şeyi günah –şirk sanan kişiler aslında zanları ile vehmettikleri TEK TANRI SANDIKLARI AKILLARINA-İLİMLERİNE TAPIYORLARMIŞ BİLMEDEN …bedene-aklımıza tapan bizler asla bedeni-aklımızla geçip çıkamıyormuşuz değil mi?aynı çocuk gibi..işte ne olursa olsun bu beden hepimize çoook cazip geliyormuş..çünkü akıl sadece bu bedeni iyi idrak edip didikleyebiliyormuş..

Selamsızın Selamlı Rehberi bir kere çocuğa demiş ki:Ehli Tehvid, halkın içinde çırılçıplak gezse bile Allah onu “settar ismi ile saklar, örter, bildirmez..”

maddesi olmayanın manası- manası olmayanın maddesi olamazmış ya hani ve enerji=maddeymiş ya ..demek ki enerji de yaratılmış o halde değil mi?yaratılmış  akıl sahibi biri ne yapar? hep sorgular, sorgular..ve kendisini akıldan ibaret sanır ..oysa akıl yaratılmıştır..düşünceler de “şey” dir yani esmalar..esmalar ise sıfatlardır..Allah ‘ın tanımlanmak-bilinmek için kendisine verdiği şeyler..vakti geldiğinde insan bunları bile geri vermeyi bilebilmeli..akıl hep mukayese ile ölçe biçe bilir..Allah ölçüye ve tartıya gelir mi?..oysa bizim şimdi yaptığımız ne..”Ya Allahım.. Sen bize esmalarını da verdin ya hani?”..eee..”işte artık biz Sen gibi düşünebiliyoruz..demek ki artık biz Sen olduk..biz kendi işimizi yaparız mı” diyeceğiz..bak artık robotlar bile yapıyoruz.. aklımızı son noktasına dek kullanacağız yakında..da…da dünyanın kaçta kaçı refah içinde düşünmek de lazım değil mi?gelişen mi yan çok? yoksa gelişemeyen  derinleşen uçurum mu?”ya Hz. Allah bize: iyi güzelde, neden bu muhteşem aklı ve ilmi, hala bilmem kaçıncı dünya vatandaşı olarak gördüğünüz  diğer kardeşlerinizi de kendi seviyenize, kendi rahatınıza kavuşturmak için kullanmadınız? derse ne halt yiyecekmişiz..komşu haklarının Allah katındaki yerine bakmak lazım değil mi?biz mekanik insanlarız-bir bilgisayar proğramıyız .bizce.zannımca” diyormuşuz  değil mi?işte bu yapay zekaların idrak edemedikleri şu imiş..İnsan-ı Kamillerin tac-ı şeriflerine sembolen sardıkları destarlarının, soldan inen ucu, kalbe doğru akıyormuş..bu aklın artık gönle teslim olmasını simgeliyormuş..akıl gönül ile birleşmedikçe de insan asla mutlu olamıyormuş..sırf akıl nedir ki?kaskatı bir ilim nedir..duygusuz ,acımasız ..insanı bu mutlu edebilir mi?öyle olsaydı Maya-İnka-Aztek medeniyeti dünyanın en mutlu medeniyeti olurdu..anıtlarında tek bir çiçek- bir güzellik –bir nezaket motifi yok mesela ama matematikte bugün henüz hiçbir kimse onların dehasına erişememiş....çocuk bunu kendisinde sorguladığı için bir deney yapmak istemiş..çünkü çocuk akıllı değil, ağırlıklı olarak hissiymiş ya hani..

onun yazdıklarını, hemen çoğu okuduğunu söyleyen dostları anlamadıklarını söylüyorlarmış ve eleştiriyorlarmış..bazıları acımasızca eleştiriyormuş hem de..çocuk hiç üzülmüyormuş..çünkü Evvel Zaman ona yazıları için olacakları evvelden haber vermişmiş.o, sadece Zaman ve kendisine yazıyormuş  nasılsa.. ama aklı ve gönlü deneyimlemek muhteşem bir şeymiş..ve çocuk muhteşem iki denek bulmuş….

artık senenin büyük kısmını köyde geçiren 60 lı yaşlarını süren halası ve 70 li yaşlarında olan amcası bayrama onlara gelmişlermiş..ikisi de tasavvuf bilmiyorlarmış..çocuk demiş ki :beni kimse anlamıyormuş. şimdi çok anlaşılır olduğunu söyleyen hocamızın şiirini ve anlaşılmaz olduğunu söylediği benim şiirimi size okuyacağız.. siz hakem olun ve ne hissettiğinizi bize hiç çekinmeden söyleyin olur mu? demişler..”tamam” demiş hala ve amca…ve çocuklardan biri  iki şiiri de yüksek sesli  okumuş..çocuğun şiirinde amca ağlamış ki ,çocuğun bu amcası tüm sülale içinde en tepkisiz ve en suskun olanmış..sormuşlar” ne hissettiniz “diye..denekler şöyle demişler..”hocanın ki çok açık ve anlaşılırdı ama çocuğun ki anlaşılmaz olsa da kalbimize dokundu.. çocuğun ki tesirli …”çocuk deneyinden istediği sonucu almış..işte akıl ve gönül ikisi de çook farklı algılanan iki organmış.birbirlerinden farklımı? hayır aslında ikisi de aynı imiş lakinnn  mertebeler acısından ise dağlar kadar farklıymış…aynı Kur’an okurken ağlayamıyorsanız bile ağlayanları taklit edin sözündeki gibi değil mi?

Muhabbetle…..

 

 
 
Nur Cihan
13.10.2009
nuralem7@hotmail.com
http://sufizmveinsan.com