Duyularla Algılanamayan !!
Özgür Kurt Durmaz
 

Bu sabah uyandığımda güneş henüz doğmamıştı ben de yatağın içinde oturup hayal  kurdum zihnimde ve seyrettim anlattıklarını hayalimin...

.....Çıkış noktamız yine “Kur'an ve İnsan ikiz kardeştir !” cümlesi...

Bu kez pek de tercih edilmeyen bir yapıyı kendimizde arayalım...

Cin kavramının ait olduğu gerçekliği bulalım...

Bu kavramı çözümlemek için kainatı kendimiz olarak düşünelim...Yani “ben” diye işaret ettiğimiz yapı da bu kaainatın şuuru olsun...

Bu şuurla kendimizde seyrettiğimiz bir insan bedeninin çalışma sistemine ve etkilenmekte olduğu çevresel koşullara bakalım...

Kendini beden olarak gören yapı yani insan bedeni için kendi sistematiğini oluşturan temel etmenler beyin,kalp nöronları(fuad noktası) ve bağırsak beyin olsun...

Bu insan bedeninin yaşamakta olduğu yeryüzünden semaya doğru bir boyutsal yükseliş düşlediğimizde varabileceği en üst şuur katmanı içinde var olduğu kainatın şuuru olur sanırım...

Bu insan bedeninin bu şuursal sıçrayışı yapabilmesi için tek bir çıkış noktası vardır o da kalbindeki fuad noktası...

Fuad noktasından aldığı verilerle hareket eden beyin kendi gerçekliğini kainat şuuru boyutunda seyre kadar uruç edebilir...

Hayal ettiğimiz insan bedeninin ait olduğu bedensel ortam olan dünya yahut yeryüzü koşulları için var olmuş ve yeterli görülmüş değerlendirme aracı ise bağırsak beyindir...

Bağırsak beyin insan bedeni içine alınan ve yeryüzüne ait olan gıdaları (değerleri) sindirip ,sindirdiği bu gıdalar(değerler) cinsinden algılar oluşturur ve beyne yollar...

Beyin bu noktada tam bir decoder gibidir...Ya ağırlıklı olarak fuad noktasından aldıklarını açar,şifresini çözer ve yayınlar ya da bağırsak beynin yolladığı impulslara göre değerlendirmeler yapar...

Kendini kainat şuuru olarak bulan yapı ile beden arasındaki köprü fuad noktası bağlantılı beyindir...

Beden bilinci esaretinin nedeni de beynin fuad noktası yerine bağırsaklarından gelen uyarılara yönelmesidir....

Bu iki ayrı duruma göre iki ayrı cin gerçeği ortaya çıkar kanımca...

Bu kişişsel yorumun ardından Kur'an da geçen ins ve cin kavramlarına bir göz atmak gerekiyor sanırım...

İns ve cin iki ilginç tanım aslında...Biz insan ve cin kelimelerini biliyorduk...Ama ayetlerde ins ve cin diyor....Bir de insan var....Üç ayrı kavram oldu...

Önce İns'i açalım...

Sözcük anlamı; “beş duyuyla hissedilebilen, bilinen, görünen, tanıdık, ilişki kurulabilen, kaybolmayan, sürekli ortada duran”

Ayetler, insanın, “pişmiş çamur, kuru balçık, çınlayan kil, işenebilir çamurdan” yaratıldığını söylemektedir. Bu ifadeler, “madde”nin halden hale girmesini çağrıştırmakta olup, insanın genel anlamda maddeden yaratıldığını anlatmaktadır.(Hakkı Yılmaz-Cinne vel insane yazısından alıntı)

“...yeryüzünde bir tekâmül sürecinden geçerek bugünkü "insan"a son derece benzeyen; fakat zihnî fonksiyonlar yönünden düşünce, muhakeme gibi insanî vasıflardan yoksun; "homo-saphien" olarak adlandırılan, insan bedeninde hayvanlığı yaşayan topluluklar vardı... Ki biz bunlara "insansı" demekteyiz...”(A.H)

İNS ,dışarıdan bakıldığında insan bedeni görüntüsünde olan ancak zihni fonksiyonları oldukça düşük seviyede olan ve bağırsak beyne tabi olmuş yapılar...

Ve şimdi de Cin'ni açalım..

Sözlük anlamı:

Cinn: Kapalı olan , duyularla algılanamayan

Ayetlerde yapılan tanım ise Hicr suresinde:

HİCR 27 Vel Canne hâlâknahu min kablü min narisSemum;
Cann'ı da daha önce semum ateşten (
gözeneklerden geçen, zehirleyici ateşten; ışınsal bedenle, cehennemdeki ateş semum kelimesiyle tanımlanmıştır. A.H.) yarattık.

Öyleyse “cann ateşten yaratılmıştır” demek; “elektrik, manyetik dalgalar, ışın gibi gözükmez güçler enerjiden yaratılmıştır” demektir. “(Hakkı Yılmaz-Cinne vel insane yazısından alıntı)..

son olarak ta İnsan'ı tanımlıyalım:

İnsan yeryüzünde halife olarak meydana getirilmiş varlık....

Sâd 72 Onu kıvama erdirip, ruhumdan üflediğim zaman ayeti ile işaret edilen yapı insan...

bu noktada üstad Ahmed Hulusi'nin İnsan'lar ve İnsansı'lar isimli yazısından bir bölümü nakletmek çok yerinde olacaktır...

“””yeryüzünde bir tekâmül sürecinden geçerek bugünkü "insan"a son derece benzeyen; fakat zihnî fonksiyonlar yönünden düşünce, muhakeme gibi insanî vasıflardan yoksun; "homo-saphien" olarak adlandırılan, insan bedeninde hayvanlığı yaşayan topluluklar vardı... Ki biz bunlara "insansı" demekteyiz..

Bunlar kişisel menfaatleri için birbirlerine her türlü zararı verebiliyorlar; kan döküp, fesat çıkarıyorlardı!.. Yaşamları yalnızca hayvansal düzeyde olup, yeme-içme, çiftleşme, olabildiğince her şeye sahibolma gibi son derece sınırlı bir şekilde devam ediyordu.

Ve elbette o zaman yeryüzünde en bilinçli varlıklar olan "CİN"ler de bunlar üzerinde istedikleri gibi tasarrufta bulunabiliyorlardı..

Melekler de kendi kapasiteleri ve gördükleri örnekler kadarıyla, "Halife" olacak "insan"ı, o ana kadar yaşayagelmekte olan "insansı"lar gibi değerlendirerek; onu "Yeryüzünde kan dökücü, fesat çıkarıcı bir varlık olarak" zannetmişlerdi!.””””

İnsan,ins ve cin kavramlarına verilen bu manaların ardından kendini kainat şuurunda bulan yapı ile kendini beden olarak gören yapıya göre şekillenebilecek iki farklı cin olabileceğinden bahsettiğimiz üzere bu iki farklı cin algısını konuşalım biraz da...

İlk cin algısı ,kendini beden olarak gören yapı için tanımlanan cin kavramı olsun...

Bu cin kendini  beden olarak gören yapının algılama araçlarınca tespit edilemeyen ve bu bedenin tüm gözeneklerine nufuz edici bir yapıya sahip...

Bu gözeneklere nufuz etmeyle ilgili Kur'an da çok enteresan bir tanım var ... HİCR '26 da..

Hicr26 Ve le kad hâlâknel İnsane min salsalin min hamein mesnun;

Andolsun ki, biz insanı dönüşüp gelişen hücresel yapıdan (toprak+su+hava) halkettik.

İnsanın yaradılışı için salsal ve hamein mesnun kelimeleri kullanılmış...

Salsal :toprak (inorganik maddeler) ve su karışımından meydana gelmiş, zamanla sıcakta suyu uçup kurumuş ve içinde havanın dolaşabileceği, sese dönüşebileceği boşluk olan cisim

hamein :(organik) dönüşüme uğramış

mesnun :standart (belli) bir şekil verilmiş

Kendini beden sanan ve cinin içine nufuz edebilen oluş durumu SalSal den yapılma olarak anlatılan ins...

Hakikatini bulacak kıvama gelen insan ise hamein mesnun olarak ifade edilmiş...

Gözeneklere nufuz eden bu cinni yapı dışarıda bir yapı kendini beden olarak gören inse göre...

Şimdi az bir düşünelim...

Beyin nereden geldiğini bilemediği bir etki altında ve bu etki kendine bir beden çizip onu yeryüzündeki tüm sınırlayıcı koşullarla muhatap kılan ve bu koşulları doğru olarak algılamasını sağlayan bir etki...Bedende bu etkiyi yaratan bir başka sinir ağı var beyinden bağımsız çalıştığı ispat edilmiş...Hangi yapı bu tabi ki bağırsak beyin....

Bağırsak beynin impulsları cinni vehim hükmünde salsal halindeki yapının beyni için...

Nasıl tanımlıyordu üstad Ahmed Hulusi yukarıda:

Bunlar kişisel menfaatleri için birbirlerine her türlü zararı verebiliyorlar; kan döküp, fesat çıkarıyorlardı!.. Yaşamları yalnızca hayvansal düzeyde olup, yeme-içme, çiftleşme, olabildiğince her şeye sahibolma gibi son derece sınırlı bir şekilde devam ediyordu.

Ve elbette o zaman yeryüzünde en bilinçli varlıklar olan "CİN"ler de bunlar üzerinde istedikleri gibi tasarrufta bulunabiliyorlardı..

Bir başka yönü ile cinler inslerden çok daha uzun yaşıyorlardı...belki on katı kadar ömürleri vardı....

Bilinç ve bilinçaltı...bağırsak beyin bilinçaltının emrinde bilinci yönlendiren hatta oluşturan yapı...Bilinçaltının ömrü ve bilincin ömrü kıyaslandığında sanırım bu uzun yaşama kısmına da bir cevap bulmuş olabiliriz...

 Bir dostun hatırladığı kadarı ile aktardığı bir başka anlatımda İbni Arabi'den...Hayat ruhun anlatan zaman dilimidir  ömür ise bedeni...

Bu noktada üstad Ahmed Hulusi'nin ruh ve cinlerin berzah boyutunda oluşunu anlatan şu ifadesi de konnuyu daha kapsamlı ifade edebilmek adına gerekli sanırım...

(“CİNLER”, Kur’ân anlatımıyla “MA’RIC” ve “SEMUM ATEŞTEN”, Yani “biyolojik bedene tesir edip, radyasyon zehirlenmesi meydana getiren mikrodalga” bedene sahiptirler…

Bizim âhiret âlemi dediğimiz, ruhlar âlemi denilen, berzah âlemi denilen âlemler hep aynı mikrodalga boyut olup; insan ruhları dahi gerçekte mikrodalga bedenlerdir. A.H))

Cinlerle kendini beden olarak kabul edenler evlenip çocuk sahibi olabiliyor çeşitli anlatımlara göre..

Bağırsak beynin hükmü altındaki ins kendi hakikati olan gerçeği göremediği için kendi görüntüsünü ve  kendi duyu organlarının dönüştürdüğü veriyi gerçek olarak agılar...

örnek olarak Mü'minun suresinin şu ayeti yeterlidir kanımca:

MÜMİNUN25  İn hüve illâ  racülün Bihi cinnetün feterebbesu Bihi hatta hıyn;

"O kendisinde cinnet olan (cin etkisindeki) bir adam... Bir süre Onu gözetleyin bakalım."

Cinlerle beraber olan yapılar bağırsak beyni kullanan bilinçaltının beyne musavvir esması hakikatince suretler ürettirmesi sonucu kendi beyninde bu suretlerle birlikte olanlardır...

Başka bir okuyuşla bağırsak beyin etkisi ile yaşayan ins ile aynı etki altındaki insin evliliği ve çocuğu da bağırsak beyin etkisi ile genetik aktarım sonucu yaşayacaktır ki bu da cin'den çocuk sahibi olmak anlamına gelebilir...

Cin'lerde vahdet görüşü ve kaderi algılama yetisi yoktur...Bağırsak beynin impulsları ve bağırsak beyin arza dönük maddeye dönük ,maddeyi tahakküm altına alacak işlevle donatılmıştır...Dünyaya ait olan verileri gıdaları alıp öğütüp ona ait uyarılar olarak yayın yaparlar...

Cinlerden iman edenler vardır...

Cin 14-) Ve enna minnelmüslimune ve minnelkasitun* femen esleme feülaike teharrev raşeda; 
"Bizden teslim olmuşlar da vardır, hükümlere âsi olan zâlimler de vardır... Teslim olanlar, hakikatin olgunluğuna talip olanlardır."

Cinlerin iman etmesi beynin fuad noktası ile bağının olduğu kanal açıldığında Rasulullah'ı dinlemeleri yolu ile gerçekleşir...Yani bağırsak beyin fuad noktasından gelen yayının hükmü ile işlev görmeye başlayan beynin emrine girer ve bu sistemin azametine iman etmiş olarak yolladığı impulslar yalnızca zaruri hallere dönük olan impulslar olarak görev yapar...

Ama ilginçtir ki ayetleri taradığımızda müslim (teslim olmuş)cin olmasına karşın mü'min(gaybın sonsuz sırlarına açık idraki oluşturan) cin'den bahsedilmez...Çünkü bağırsak beyin fuad noktasının hakikatini bilmiyor oluşu ayette şöyle vurgulanmıştır..

AHKAF 31  Ya kavmena eciybu daıyAllahi ve aminu Bihi yağfir leküm min zünubiküm ve yücirküm min azâbin eliym;

"Ey kavmimiz... DAÎALLAH (Allah davetçisine) (DAÎALLAH; cinler O`nu DAÎALLAH olarak görüp değerlendirmiştir, Rasûlullah olarak değil) icabet edin ve O`na iman edin ki, bazı günahlarınızı bağışlasın; sizi feci bir azaptan korusun."

Şimdi bir de kendini kainatın şuuru olarak gören bir yapı ile bakanın algısında cin nedir ona bakmaya çalışalım...Yani fuad noktası kanalı ile beyni programlayarak kendi hakikatini bedende yaşayan kainatın şuuru ile...

Bunun sistematiğini anlatan ayet Kur'an'da şu sanırım:

SEBE12 Ve li Süleymaner riyha ğudüvvüha şehrun ve revahuha şehr* ve eselna lehu aynel kıtr* ve minel cinni men ya`melu beyne yedeyhi Bi izni Rabbih* ve men yeziğ minhüm an emriNA nüzîkhu min azâbis seıyr;

Süleyman`a da sabah gidişi bir aylık yol, akşam dönüşü bir aylık yol olan o rüzgâr (gibi hareket edeni verdik)! Onun için bakır kaynağını sel gibi akıttık! Rabbinin elvermesiyle cinnden (görünmeyen türden) kimileri de (ifrit türü) Onun önünde çalışırdı. Onlardan kim emrimizden çıkarsa, ona alevli bir ateş azabından tattırırız. (Bakır kaynağı tanımlamasını, Zülkarneyn`in yaptığı, yecüc mecüc`e karşı set inşaatında kullandığı eriyik bakır-demir olayıyla birlikte düşünürsek; anladığımız maddi anlamda değil, daha farklı bir alanda düşünmemiz zorunluluğu açığa çıkar. Gerek Zülkarneyn (iki boynuzlu {antenli?}) gerekse Süleyman a.s.ın görünmez varlıklara karşı tasarruf sahibi oldukları düşünülürse, olayın maddi bakır-demir konusu değil, bu iki maddenin elementsel bileşiminin gücünü kullanma olarak, belki farklı bir düşünce kapısı açılabilir bize. Daha derine girmek istemiyorum. A.H.)

Bu ayette Hz süleyman fuad noktasından beslenen beyin konnumunda ce teşbihi olarak ona cinne hakim olması yönünde kullanılması adına bakır kaynağını sel gibi akıttık ibaresi kullanılıyor...Demir bilindiği üzere kandaki hemoglobinde ve dünya üzerinde bol miktarda bulunan bir element...Bu da bedeni yani bağırsak beynin etkisi altındaki yapıyı güçlü kılıyor...Zülkarneyn kıssasındaki gibi demiri eritip üstüne erimiş bakır dökerek bir sentez yapmak sanırım bağırsak beynin bedensel verilerini fuad noktası hakikati ile sentezleyip bedeni fuad noktasının hizmetine sokmak anlamına gelmekte...Bakır elektriği en iyi ileten element...demir bedenselliğe çeken yapı...ikisinin sentezi sanırım fuad noktasında kendini bulan beynin bağırsak beyinden gelen uyarıları bastıracak denli hızlı ve güçlü bir aktarımla bağırsak beyni etkisi altına alması diye düşünülebilir...

ve diğer bir anlatım:

HİCR 16 Ve lekad cealna fiys Semai burucen ve zeyyennaha lin nazıriyn;
Andolsun ki biz semâda burçlar meydana getirdik ve onu ibretle bakanlar için (çeşitli özelliklerle)
bezedik.

HİCR 17 Ve hafıznaha min külli şeytanin raciym;
Onu şeytan-ı racîm'den biz koruduk.

HİCR 18  İlla menisterakassem'a feetbeahu şihabün mübiyn;
İşitme (oradan gelen mânâları algılama)
hırsızlığı yapan müstesna! Onu da apaçık ışık saçan ateş topu izler.

Fuad noktası ile hakikatini bulan beyinde ortaya çıkan bir değişiklik var...Bu değişiklik semada  burçlar meydana getirdik olarak anlatılıyor....Bunlar beyinde ortaya çıkan çok güçlükuvveler ki bağırsak beynin etkilerine karşı anında çok güçlü bir impuls olarak ortaya çıkabiliyor...

ve diğer ayetler....

ZARİYAT 56  Ve ma hâlâktül cinne vel inse illâ liya'budun;
Ben cini ve insi yalnızca (Esmâ özelliklerimi açığa çıkarmak suretiyle) kulluk etmeleri için yarattım
!

İSRA 88  Kul leinictemeatil`insü vel cinnü alâ en ye`tu Bi misli hazel Kur`âni la ye`tune Bi mislihi ve lev kâne ba`duhüm li ba`din zahiyra;

De ki: "Andolsun, eğer İNS (türü-insan denmiyor) ve CİNN şu Kurân`ın benzerini getirmek üzere bir araya toplansalar, birbirlerine destek de olsalar, gene de onun benzerini getiremezler

KEHF 50  Ve iz kulna lil Melaiketiscüdu liAdeme fesecedu illâ ibliys* kâne minel Cinni fefeseka an emri rabbih* efetettehızunehu ve züriyyetehu evliyae min dunİY ve hüm leküm adüvv* bi`se liz zâlimiyne bedela;

Hani biz meleklere "Secde edin Adem`e" dedik de İblis hariç hepsi hemen secde ettiler! İblis CİNN (türünden)dendi; (bu nedenle) Rabbinin hükmüne (hakikat ilmi yoktu {Cin türünde hakikat ilmi ve kader sistemi bilgisi yoktur - RUH İNSAN CİN Kitabı. A.H.}) uymadı! O hâlde siz, beni bırakıp onu (iblis`i) ve neslini mi dostlar ediniyorsunuz? Hâlbuki onlar sizin düşmanınızdır! Zâlimler için ne kötü bir dost seçimi oldu!

SECDE 13 Velev şi`na leateyna külle nefsin hüdaha ve lâkin hakkal kavlü minniy leemleenne cehenneme minel cinneti venNasi ecmaıyn;

Eğer dileseydik, her nefse (bilince) kendi hakikatini elbette fark ettirirdik! Ne var ki benden: "Cinlerden ve insanlardan oluşan toplulukla cehennemi elbette dolduracağım" sözü hak olmuştur.

Tüm bu ayetlerden sonra kendi hakikati bu kainat olan şuur gözü ile bakış adına bir başka yorum da şu olabilir...

Şonsuz sınırsız şuur kendine bir an bakar...bu an bir bakıştır ve o bakış o sonsuz sınırsız şuurun bir bakışı ve o bakısındaki amaç ile ilintili olarak bir vucuttur...

Bedenlerimiz de kendimizi bulabildiğimiz derinliğe göre birer bakış hükmünde olacaktır...

Cin sözcüğü sınırlı algıya mahkum beyin için görünmez algılanamaz iken sınırsız suur için bir bakıştan ibarettir yalnızca...

Aynaya her baktığımda oluşturduğum cinni yapıya bakmaktayım aslında ve aslında her bakışım bir frekans bedeni değil mi...Melekler nur yapılı cinler nar yapılı denir ya...

Ziya kelimesi nurun kaynağıdır nur ziyanın yansımış halidir...Nar ise nurun somut hali...

Yani berzah alemi...

(“CİNLER”, Kur’ân anlatımıyla “MA’RIC” ve “SEMUM ATEŞTEN”, Yani “biyolojik bedene tesir edip, radyasyon zehirlenmesi meydana getiren mikrodalga” bedene sahiptirler…

Bizim âhiret âlemi dediğimiz, ruhlar âlemi denilen, berzah âlemi denilen âlemler hep aynı mikrodalga boyut olup; insan ruhları dahi gerçekte mikrodalga bedenlerdir. A.H))

Bedenimiz bir frekans aralığı ve ruhumuz da başka bir frekans aralığı ahiret berzah alemi cinlerin de içinde bulundukları bir frekans aralığı...

Düşüncelerimiz de seçimlerimiz de birer frekans aralığı ve çook ilginçtir ki seçmemeyi seçiyor oluşumuzda bir seçim ve hem seçerek hem de seçmeyerek berzah boyutunda farklı yapılar meydana getiriyoruz sanırım...

Bu konuda İsviçre Lozan Enstitüsünde görevli profesör Henry Markram'ın izlediğim bir videosunda yaptığı bir yorum oldukça ilginçti..Henry Markram “Mavi Beyin Projesi” adıyla çaılşmakta olduğu bir projede 2018 yılına kadar bilinçli ve zeki yapay beyin üretebilmek için çalışmalarını sürdürmekte...

Henry Markram beynin kainatın kendini seyredebilmesi için ürettiği ve evrimselleştiği en mükemmel yapı olduğunu ifade ettiği konuşmasını da göz önünde bulundurarak beyinlerimizin cin ya da melek olarak adlandırılan her katmanı yarattığını hatta dışarısı olarak algıladığımız ve dışarıdan gelen uyarılar olarak ifade ettiklerimizin dahi beşer beyni ile kıyasla böyle olduğunu kainatın dahi kendini seyreden bir beyin hükmünde olduğunu ve beşer beyni ile kainatın aynı gerçek tek olduğunu ifade etmeliyim..

son bir ayet bizdeki bu üretimi anlatan,

ŞURA 30 Ve ma esabeküm min musıybetin feBima kesebet eydiyküm ve ya'fu an kesiyr;
Size ne belâ isâbet etmişse, elleriniz ile yaptıklarınızın sonucudur! (Allah) birçoğunu da affediyor.

Doğrusunu Allah(Rasulu(ehli))) hakkıyla bilir....