Gerçeğin Hikayesi: Masallar
Nazım Akpınar
 

Daha çocukluk yıllarımızda bize anlatılan,çoğuna aşina olduğumuz ve hafızamızda yer etmiş masallar vardır.Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler’den Beyaz Atlı Prens’e; Alaattin’in Sihirli Lambası’ndan Alis Harikalar Diyarında’ya ve Kül Kedisine kadar..Bütün bu masalları zevkle okumuş ve dinlemiş olsak ta üzerinde tefekkür etme gereği görmeyerek masal deyip geçmişizdir çoğu zaman.Zira ilkokul yıllarımızda bize masalın ne olduğu anlatılırken gerçekte yaşanmamış hayal ürünü kurgulamalar olduğu söylenmiştir.Hikayeler içinse gerçekte yaşanmış olayların anlatıldığı yazılar tanımlaması yapılmıştır.Bu da haliyle masalları ciddiye almamamıza ve gerçek dışı olarak kabullenmemize yol açmıştır.Oysa ki gerek masallar,gerekse Beydeba’nın Kelile ve Dimne ya da Lafontaine’den Masallar gibi fabl örneklemeleri bize aslında kendi içsel yolculuğumuzu ve iç potansiyellerimizi keşfetmemize dönük önemli ipuçları ve hakikatleri ihtiva eden sembolik,metaforik ve alegorik anlatımlardır.Bu yönüyle masallar bize değişik ve yaşanmamış yaşam boyutlarını ve hallerini deneyimletmeye çabalar adeta.Çoğumuz bunu masal okurken ya da dinlerken,masallarda geçen imaj ve karakterlerin zihin ekranımızda ve hayal merkezimizde canlanmasıyla ve kendimizi o masalda yaşarken hissederiz.Bu yönüyle masalların sihirli dünyası bizi cezbeder ve kendine çeker.

Fabl olarak nitelenen masal türünde belli hayvan karakterleri,insansı bir forma sokularak dillendirilir ve canlandırılır.Bu tarz uyarlamalar daha çok ders ve nasihat verecek niteliktedir.Bu masal türüne başta Mesnevi olmak üzere değişik sufi eserlerde de rastlayabiliriz.Başta zikrettiğimiz türdeki masallarda ise hem insani hem de hayvani karakterler bir arada yer alabilmektedirler ve hayal içinde gerçekliğe kapı aralamaktadırlar.

Evrenin heran yokluğa dönüşüp bir sonraki anda tekrar varlık bulması örneğinde olduğu gibi insan da varlık aleminde hayalle gerçek arasında gelgitler yaşamaktadır.Gerçeğin nerede başlayıp nerede bittiğini kestiremeyecek derecede acizdir.Evrenlerin aslı gerçekte hayalden ibaret bir yanılsamadır realitesinin gerçekliği yaşandığında ancak rüya sona erebilecektir.Bu hikmete binaen masallar “Bir varmış,Bir yokmuş.Evvel zaman içinde..” evrensel mesajıyla başlar.Bu referanstan hareketle masallarda anlatılan serüvenleri,insanın gerçek benliğine erişebilme yolunda geçirdiği şuursal deneyimler olarak niteleyebiliriz.Aynı özellik mitolojilerde de yer alır.(Baknz.Hakikatin Köprüsü:Mitolojiler).Mitoloji esasen mitos ve loji kelimelerinden müteşekkildir ve anlam olarak masal bilgisi anlamına gelir.Bu yönüyle mitolojilerin masal ve öykü yazarlarına esin kaynağı olduğunu söyleyebiliriz.Efsane ve Destanlar da benzer n,telik taşırlar.Masallardan örneklemeler yapacak olursak sırasıyla şu tespitleri yapmamız yerinde olacaktır:

Örneğin Alice Harikalar Diyarında masalındaki masal kahramanı Alice’i kuantsal yaşam boyutuna sıçrama yaparak değişik yaşam platformlarını deneyimleyen bir karakter olarak görebiliriz.Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler masalında geçen Prenses karakterini,şuursal aydınlanmaya ve arınmaya talip ve aday olan insan olarak görebilir,yedi cüceleri de insanın içsel aydınlanma sürecinde geçirdiği yedi nefs mertebesi ve şuursal evreler olarak değerlendirebiliriz.Yine benzer şekliyle Beyaz Atlı Prens masalı da aynı özelliği taşımaktadır diyebiliriz.Kırmızı Başlıklı Kız masalındaki masal kahramanının geçtiği ormanlık alanı, insandaki tabiat özelliği,başka bir deyişle tabii istek ve arzuları olarak ele alabilir,ormanda oyalanmasını ve ulaşacağı yere gecikmesini de insanın tabii dürtülerine ve nefsani arzularına meyletmesi(orman sembolü insandaki tabiat özelliğine karşılık gelmektedir) olarak görebilir, bir kurt tarafından yutulmasını,emmare nefsin sınırlamasına girmesi ve nihayetinde kurdun karnından çıkıp hayata dönmesini de insanın öz gayretiyle ve rabbinin yardımıyla tekrar şuursal yükselişe geçebilme yetisine kavuşması olarak yorumlayabilmekteyiz.Alaattin’in Sihirli Lambası masalında geçen lamba sembolünü de aydınlanmış gönüller olarak görebiliriz.Zira gerçek anlamda arınmış,saflaşmış ve hakikat nuruyla aydınlanmış bir kalp ahadiyetin aynasıdır ve herşeyi aksettirebilir bir mahiyettedir.O kalbin her dileği de tıpkı masalda olduğu gibi ruhani kuvvelerle gerçekleşir.Bir başka örnek te Ali Baba ve Kırk Haramiler masalından verelim.İyi niyetli bir okur kardeşimin bir blog sitede masalla ilgili yorumu kötü eleştiriler alsa da bahsimizle tam olarak örtüşmekte.Bu masalı, hakikat bilgisiyle ilişkilendirerek isabet ettiği kanaatindeyiz.Önce öyküden kısaca bahsedelim:

Ali Baba saf ve fakir bir köylüdür.Şehrin kenar mahallelerinden birinde bir küçük evde oturur,eşiyle birlikte mutlu bir hayat sürermiş.Bir gün koyunlarını otlatırken kırk tane haraminin at sırtında taşıdıkları çuvalları bir mağra önüne getirdiklerini görmüş.Haramilerin lideri “Açıl susam açıl” deyince kayaların içindeki kapı birden açılıvermiş.Haramiler kapıdan içeri girerek çuvalları bırakmışlar.Taşıma işi bitince reis tekrar “kapan susam kapan” komutuyla mağra kapısı kapanıvermiş ve haramiler hızla oradan uzaklaşmışlar.Ali Baba da gördüklerini aynen uygulamış ve içeri girdiğinde gördüğü mücevherlerden ötürü kendinden geçmiş.Eve gelince yaşadığı deneyimi karısına anlatmış.Bunu bir sır olarak saklamasını ondan istemiş.Komşularından kötü niyetli biri Ali Baba’nın birden zenginleşmesinden şüpelenerek onları sıkıştırarak sakladıkları sırrı bir şekilde öğrenmiş.Hemen ilk fırsatta mağra önüne gidip içeri girmiş.Hazineden bir miktar alarak dışarı çıkmış.Mağra kapısını kapatacak söz aklına gelmediği için kapı açık kalmış.Tam o sırada mağra önüne gelen kırk haramiler adamı suçüstü yakalayarak hemen oracıkta hayatına son vermişler.Hikayenin yorumu ise şu:

Hikayede geçen hazine gerçekte kudsi hadisde Cenabı Hak’kın “Ben gizli bir hazineydim”sözüne bir göndermedir.Ali Baba’nın hazine kapısına ulaşana kadar geçmesi gereken sarp kayalar,insanın geçmesi zorunlu olduğu nefs mertebeleridir.Ali Baba’nın girdiği mağra gerçekte gönüldür.Zira bütün hazineler keşfedilmek için saklanmıştır.Gönül de başlı başına emsalsiz bir cevherdir ehli için.Hazineye ulaşmak için zorlu bir mücadele vermek gerekir.Kırk Harami olarak algılanan zatlar ise o devirdeki gayb ricali olan Hak erenleri Kırkları sembolize etmektedir.Allah’ın isim ve sıfat mertebelerine ulaşmış ve O’nun mahremi olmuş olan haremidir.Yüce Allah’ın sıfatları tüm benliğini sarmış,bedenselliğinden arınmış,hayret ve hayranlık halleriyle bu sıfatların göz kamaştıran güzellik ve görkemi karşısında dili tutulmuş,kendinden geçmiştir.Ali Baba,kırk ermişten öğrendiği sırlarla gönül kapısını açmış,içeri girmiş ve hazineye vakıf olmuştur.Masaldaki komşu ise taklit ehli olan ve hazıra konmayı seven insan tipini simgeler.Emeksiz hazineye asla ulaşamazsınız(Günümüz taklit ehli dinsel ekol mensuplarına ithaf olunur).Eğer ehil olmayan biri,hazineye giden sırlı yolu öğrenirse o sırrı hazmedemez ve ağırlığı altında ezilir.Hazineye sahip olmak demek,hazinenin nimetlerine erişmek ve tasarrufta bulunmaktır.

Hayalin hakikat ile;hakikatin hayalle birleşip kaynaştığı bir evrende neyin gerçek neyin masal olduğunu kestiremeyiz vesselam.Masallar,çocukların düşünce ve hayal dünyalarında bir eğitim ve irşat vasıtası işlevi görmektedir diyebiliriz. Özellikle okul öncesi dönemde zihinsel imajinasyon yeteneğini büyük ölçüde geliştirir.Olaylar arası ilişkiyi,sıralamayı,karakter analizini geliştirir.Belli bir aşamadan sonra artık iyi-kötü,güzel-çirkin, mutlu-kederli gibi zıt kavramlar,masallar sayesinde genç dimağlarda özümsenir hale gelirler.

Ünlü batılı düşünür ve sosyolog Erich FrommMasallar,Rüyalar ve Mitoslar” isimli eserinde masalların ve öykülerin insanlığın tek evrensel sembol dili olduğunu belirtir.Temelde sembol dili,tüm insanlığın ortak mirasıdır.Tarih öncesinden bu güne bu dil var olmaya devam etmektedir.Fromm,bu dili zamanla unuttuğumuzu ve uygarlaştıkça ve dili geliştirdikçe simge ve sembol dilinden uzaklaştığımızı öne sürüyor.Bununla birlikte üst beynimizin uykuda olduğu rüya evresinde alt beyin olan bilinç altı işlemeye devam eder. Rüya evresinde özgür kalan bilinç altı rüyada iken sembol dilini kullanmaktadır.Fromm’a göre masallar ve mitolojiler de böyledir.Masalların gerçekliğini bilmeyen insanların sembol dilini kullanan Kur’anı Kerimi öncekilerin masalı olarak nitelemesi gayet doğaldır.Hepinize bol masallı günler dilerim..

 

 

 
 
Samsun - 11. 11.  2009
ahad103@hotmail.  com
http://sufizmveinsan.  com