İmam Rabbani'den -1
V. Korhan Koral
 

Rabbani, 30. Mektuptan:

"Maddeden yapılmış olan, his organlarının esiri bulunan bir kimse, maddesiz olandan ve his organlarıyla anlaşılamayandan ne söyleyebilir? Yok iken sonradan yaratılmış olan bir kimse, hiç yok olmayandan ne anlayabilir? Maddeli, zamanlı ve mekanlı olan, maddesiz, zamansız ve mekansız olana nasıl yol bulabilir? Zavallı mahluk, kendi âleminden dışarıya nasıl çıkabilir?

Çok iyi ve çok fena olsa da bir zerre,

Ömründe dolaşsa, gezer kendi âleminde!"

Bu kendi aleminden çıkamayacak mahluk, gelin görün ki, kendi zanlarından ördüğü aleminden, izafi, yok hükmündeki varlığından, Asıl olana, Tek Varolan Mutlağa ulaşabildiğini, onunla hemhal olabildiğini sanır. Oysa bu zavallı mahluk, O'nun halifesi olmanın aslında asla O ya da O'nun unsuru olamayacağının veya O'na karışamayacağının ispatı olduğunu, zira halifeliğin kulluk olduğunu, en yüce mertebenin Abdul(Al)lah olduğunu unutur; unutur da zanının zavallığına aşıladığı en büyük şeytana köle olur. O'nun kulu olmanın O'nun ilelebet yolunda olmak olduğunu ve tam da bu nedenle "O" veya "O'ndan" olunamayacağını bilmez mi? (Allah'tan gelmek, Allah'ın ruhundan üflemesi, Allah'tan olmak değildir. O'ndan oluşmak demek, O'nun tarafından oluşturulması, O'nun yaratması, O'ndan sudur edilmesi demektir) O sanır ki her şeyin özünde olan Mutlak, kendi özünde de olduğundan, özünden Mutlağa karışabilir ve izafiliğinden kurtulabilir. Bu ham hayalden, zan ötesi bir zandan başka nedir? Bilmez mi ki benliği yoksa kendi de olmayacaktır ve özgürlüğü sandığı şey kendine hapsolmaktır. Yaşayabileceği tek özgürlüğün O'nun yolunda olmak olduğunu, bu yolun bizatihi kulluk olduğunu ve ne dünyada ne ahrette, hiçbir an nihayetlenmeyeceğini bilmek istemez. O'nda yok olmadıkça O'na asla kavuşamayacaktır. Yok olduğunda ise O'na kavuşan bir şey kalmaz. Zira O ne artar ne eksilir. O, O dur. Her an ulaşılamayacak olarak kalandır. Diyebilir ki, "O'ndan olduğumu bilmem, olan bir şeyi idrak etmemdir, öyleyse bu idrak ediş, O'nda bir artırma yapmak demek olamaz" Biz de deriz ki, "Gerçekten O'ndan olduğunu bilmen demek, O'ndan ancak her an değişen, varlıkla yokluk arasında gidip gelen ilmi suretler olarak olabileceğini bilmen demektir; Zat'ından olman demek değildir" Sen ancak an ve an değişim üzre kurulu, yok hükmündeki varlığının izafiliğini bil, bil de ne kadar istesen de yokluğundan Varlık olamayacağını kavra. Yoksa en büyük mertebeye Yokluk derlerdi, Abullah değil. Senin yok hükmünde varlığın senin eserin olmadığı gibi, asıl varlığın olan yokluğunu da kendinden kazanamazsın.

Rabbani, 30. Mektuptan:

"Vilayet derecelerinde, Abdiyyet makamının üstünde hiçbir derece yoktur. Bu makamda, kul ile sahibi arasında, kulun sahibine muhtaç olmasından ve sahibinin kendisinin ve sıfatlarının hiçbir şeye hiç muhtaç olmamasından başka hiçbir bağlılık yoktur. Burasını iyi açıklayalım ki, kendisiyle O'nun kendisi arasında ve sıfatları ile O'nun sıfatları arasında ve kendi işleri ile O'nun işleri arasında, hiçbir bakımdan bir benzerlik bulunmayacaktır. O'nun zilli, görüntüsü olduğunu söylemek de, bir benzerlik, bir bağlılık olur. Bundan da kaçınmak lazımdır. O'nu yaratıcı, kendisini yaratılmış bilmelidir. Bundan başka hiçbir şeye ağız açmamalıdır. Tasavvuf yolunda ilerleyenlerin çoğu, Tevhid-i fiili ile karşılaşmaktadır. Her şeyi yapan Allahü Tealadır derler. Bu büyükler bu işleri yaratanın bir olduğunu bilir. Bu işleri yapan birdir demek istemezler. Böyle söylemek zındıklık olur."

"Attığında sen atmadın, atan Allah'tı" ayetinden, sanır ki o kişi, işleri bilfiil yapan o değişimden münezzeh Allah'tır. Bilmez mi ki, değişmeyende fiil olmaz. Değişmeyen, değişmeden değiştiren, fiilleri oldurandır. Yaratandır.  Yapan değil. Değişmeyen'den olan her şey, olduğu anda vesileler âlemindedir. İlmi suretlerden bir surettir. Bunu bilenin "Atan Allah'tı" demesiyle (ki bunu ayette diyen Melektir, Allahın zatı değil), bilmeyenin demesi bir olur mu hiç? Bilmeyen sanır ki, her fiili O yapıyor. Bilen bilir ki, her fiil, her oluş, her varlık, O'nun ilminden bir ilimdir; son tahlilde O'ndan sudur eden vesileler zincirinde bir halkadır. Hiç yaradan, zincire dahil olur mu? O zinciri yaratır. Zincirden olmaz. O attırır, atmaz. Ama gerçekte atmadan atan, atmayı da atanı da atılanı da yaratan, hareketin de şeyin de özündeki potansiyel olan, kuvvenin özündeki bilkuvve olan yalnız ve yalnız O'dur. Bundandır ki O, şey değildir. Bundandır ki O, hareket değildir. Bundandır ki O, yapan, atan değildir. O öylece Kemal olan, O olarak kalandır.

Rabbani, 30. Mektuptan devam edelim:

"Bunu bir misal ile açıklayalım:

Kukla oynatan bir kimse, perde arkasında oturur. Tahtadan, kartondan insan şeklinde yapılmış cansız şeyleri iple oynatır. Seyirciler, perdede oynayan karton, tahta parçalarının birçok şeyler yaptığını görür. Aklı olan kimseler, bu hareketleri, perde arkasında oturan adamın yaptığını anlar. Fakat bu işler, perdedeki tahta parçalarından meydana gelmektedir. Bunun için bu şekiller hareket ediyor denir. Perde arkasındaki adam hareket ediyor denmez. ( Bizim maddeye yani zaman ve değişime kayıtlı beyinlerimizde, bizden biri olan kuklacı, elbette bizatihi kuklaların hareketini yapmaz, yaptırır. Ancak fark odur ki, kuklacı da yaptırırken aynı hareketleri yapmasa bile bir hareket halindedir. Yani o zavallı ancak değişerek değiştirir. Ancak Allah, asla zavallı değildir. O değişmeden değiştiren, hareket ve değişime bulaşmadan, varlıkları hareket ve değişimle yoğrulmuş ve bundan varolmuş izafilerde hareket oluşturandır.) Bu sözleri, işin doğrusunu göstermektedir. Peygamberlerin yolları da, böyle olduğunu bildirmektedir. İşleri yapan bir yapıcıdır demek, sekr halinde söylenen sözlerdendir. Sözün doğrusu şöyledir ki:İişleri yapan çoktur. İşleri yaratan birdir.

Bunlara uymamak ya zındıklık ve ilhaddır, yani doğru yoldan ayrılmaktır, yahud sekr halinde söylenmiştir. Sekrden tam kurtulmak, Abdiyyet makamında olur. Başka makamların hepsinde, az çok sekr bulunur.

Tasavvuf yolunda ilerlenirken, İslamiyet'te bulunmayan şeylerle karşılaşılmakta ise de, yolun sonuna varılınca bu bilgilerin hepsi yok olur. Yalnız İslamiyet'in bildirdiği şeyler açık ve geniş olarak bilinir. Aklın dar çerçevesinden kurtularak, keşfin sonsuz meydanına açılmak hasıl olur."

Mürşidin neyse sen de osun. Mürşidin zannına bulaşmış bir sekrdeyse, sen de ondasın. Mürşidin keşfi kendi zannıysa, senin bulacağın da odur. Bundan değil mi ki Allah'la kul arasına hiçbir şey sokmamak? Bu unutuluyor mu? Allah'la kul arasına bir şey sokmamak, sadece ibadetlerde puta tapmamak, sadece ruhban sınıfını kabul etmemek midir, yoksa dinin temeli olan Allah yolunda yürümede, yani kullukta, Vahyi ilhamıyla açıkladığını öne süren Vahy'den başka idraklerin elinden tutup emeklemek midir? Allah'a ulaşmak için, İslam'ın temel düsturunu unutan, eninde sonunda unuttuğuna kavuşacaktır. Mürşidi ilim olan, ilimi İslam olan felaha erendir. O İslam ki özü ilimdir. O İslam ki özü zanna ya da mürşidinin zannına köle olmak değil, Allah ilmine kul olmaktır. Allah ilmide onun bunun ağzında değil, kitaptadır. O kitap anlayasınız diye indiyse anlayacaksınız. Anlatanları dinleyecek ama hiçbir ağza köle olmayacaksınız. Zira, O ilim tüm ağızlardan fışkırır. Duyan duyacaktır. Her şey, aslına rücu eder.

 

 
 
V. Korhan Koral
Samsun - 07.01.2009
http://www.korhankoral.com
korhan@korhankoral.com

korhankoral@gmail.com

http://sufizmveinsan.com