Kalbim Gazze’de kaldı…
Nilay Caki
 

Olmuyor…. Sindiremiyorum…

Çok öfkeliyim, yüzüm gülmüyor…

“Cehennemi”mi yaşıyorum çünkü kabullenemiyorum…

Gazze’de ölen bebelerin resimleri, ağlayan annelerin, gencecik yiğitlerin yerde şehadet getiren inlemeleri…

Yanıyorum ve yanmam bana halen ne kadar bu yolda tekleye tekleye ilerlediğimi anlatıyor…

İşe gidiyorum, suratım asık… Soruyorlar “niye?” tutamıyorum, söyleyiveriyorum: “Nasıl güleyim, Gazze’ye olan bitene baksana!”

Ve sessizce içimden asıl olan biteni dile getiriyorum: “Baksanıza  kabullenemiyorum; demek ki lafla olmuyormuş; her oluş Allah’tandır demekle, yazmakla bitmiyormuş… Şekilde kalıyorum, hayata geçiremiyorum, suratım ona asık…” diyemiyorum tabii onlara.

Asıl tokat büyük oğlumdan geliyor:

Pek TV seyrettirmiyorum çocuklara; bebek kanalları veya hafif seviyede çocuk kanalları…

Ama geçen pazar gününü büyük oğlan anneannesinde geçirdi … Tabii onlarda tüm kanallar serbest, hesaba katmadığım şekilde!

Babası akşam onu alıp eve getirdiğinde, kapıyı henüz açmışken dedi ki:

“Bak annesi, oğlun ne diyor?” Yüzünde imalı bir bakış ile…

“Ne diyormuş benim oğlum bakalım?”

Buyrun, cevap geliyor:

“Anneciğim ben İsrail’lileri hiç sevmiyorum, onlar çok kötü insanlar, herkesi öldürüyorlar, onları hiç sevmiyorum!”

Eyvah, eyvah!  Hiçbir şey diyemiyorum…Bu çocuğa bu nifak tohumları ekilirken, bu nasıl büyük bir yüktür Ya Rabb’im; nasıl anlatacağım olan biteni, daha ben kabullenip, kavrayamamışken! Konuyu kapatıyorum ve bizim evin düzenine geçiyoruz, 2-6 yaş arası çocuk ev düzeni…

Akşam sııkıntılı ruh halimle uykuya dalıyorum….

Gazze’deyim… Havadan ateş topları bulunduğum sokağa düşüyor… Gök gri, yer gri… Renkli olan sadece alevler yerde ve gökte; kızıl turuncu beliriyorlar… Kimseler yok…

Bir ben varım, öyle etrafı seyrediyorken, birden gök yarılıyor:

Aaa…Galiba Efendimiz’in (s.a.v.) dönemindeki insanların kıyafetleriyle muhteşem görkemli atlılar geliyor…. Birisi “onlar Bedir’in Arslanlar’ı” diye fısıldıyor kulağıma… Ve yere iniyorlar, yıkık dökük gri harabelerin arasından alıyorlar yanlarına güzelleri…

Güzeller: Tarif edilemez, şeffaf -saydam gibi ak-beyaz, ışıl ışılllar… Onlar gazetede fotoğraflarını gördüğüm bebeler, anneler, yiğitler… Nasıl da huzurlular…

Birden kavrıyorum onlar ödüllendirilenler, onlar sınavı bitirilenler…

“Beni de alın!” diye sesleniyorum, “beni de alııın!!… “

Sonra istiğfar etmeye başlıyorum;  rüyanın tam ortasında kalkıverdim.

Ama kalbim Gazze’de kaldı…

Açıldım yavaş yavaş ve fark ettim; ben ne için üzülüyorum?… Kimin için üzülüyorum, öfkeleniyorum?… Ben ne biliyorum ki? Neyin önünü arkasını bilebildim ki? Hikmeti görebildim mi ki…

Sen kimsin ya! Sen kim oluyorsun da Hakk’ın tecellilerine tavır koyuyorsun… O yüzden cehennemdesin, o yüzden yanıyorsun!!!

Dua’mı ediyorum:

Gazze’de hayatta olanlara bir an önce yardım, kuvvet bahşedilmesi için,

İnsanlığın bilinç perdelerinin yarılması, akılların arınması,

Hakikat güneşinin O’nun Hak tecellileri ile parlaması için…

Ve başta Efendimiz (s.a.v) olmak üzere tüm güzeller’e selam ediyorum…

Son olarak da önünü, arkasını bilmeden ettiğim dualarımdan dolayı Rabb’ül Alemin’den af diliyorum…

Artık güneşin ilk ışıkları belirdi, kendimi daha iyi hissediyorum ve erkenden  işe gitmek için hazırlanmaya başlıyorum, ufaklıklar da kıpırdanmaya başladı zaten.

……………..

Öğle yemeğindeyiz, gazeteler karıştırılırken, herkesten birtakım söylenmeler yükseliyor:

-Şimdi ne farkı var bunların 1945 Almanyası’ndaki Nazi’lerden….

-Bütün dünya’nın tepkisini alıyorlar, onlar da demek ki zalimlikte eşitler, bir farkları yok...

-Bunlar topu topu 2-3 milyon kişi, tüm dünyayı yönetiyorlar, ellerinin uzanmadığı yer yok…

-Onları ve aslında hepimizin hayatlarını çıkarları adına kirleten esas bir grup var arkadaşlar!

-Seyrettiniz mi gönderilen  Zeitgeist videosunu…

-Durumumuz O’dur işte, yaşıyoruz zannediyoruz, aslında ne yaşıyorsak?

…………

Ne demiştik:

 “Arınma, bilinçlerde yarılma, uykudan uyanma…”

Şahsen ben kendimde ve çevremde, değişik mertebeleri ile tüm bunların yaşatıldığına beşer gözlerimle şahidim!

……………

Her zamanki gibi benden size iletilen karalamalar biraz gerçek, biraz hayal…

Zaten, aslında ne gerçek ve ne hayal?

Farkında olanlara AŞK olsun…

Selam ve dua ile,

 

 

 
 
Nilay Çakı
14.01.2009
ncaki2007@yahoo.com

http://sufizmveinsan.com