Kendimden İçeri
Adile Tonak

Gitmek… Aklındaki tek şey buydu kadının. Bir gece yarısı kadın düşünde kendini gördü, kendi peşinden koştuğunu gördü. Sabah uyandığında aklından çoktan silinmişti bu rüya, kadın yüzüne doğru bakan kedisine dönerek, “yine kapkaranlık bir uyku öylesine derin ve ıssız” dedi. Kedi bir şeyler mırıldandı. Kadın yataktan kalktı; aynaya baktı; aksi ona bir şeyler anlatıyordu. Kadın kulak vermedi; söylenerek giyinmeye başladı. N e işi vardı bu yerde? O senelerdir düzenli olarak gittiği işinden öylesine nefret ediyordu ki… İşyerine vardığında her sabah yaptığı gibi kahvesini aldı ve maillerini kontrol etmek için bilgisayarını açtı. Ekranda ‘mekansız zamansız’ isimli birinin gönderdiği bir mail vardı. Kadın hep silerdi böyle mailleri. O sabah en azından bir şeyi değiştirmiş olmak adına açtı maili kadın. Mailde şöyle yazıyordu, “Gitmek, uzaklara kaçmak her şeyden, hepimizin hayalindeki… Peki nedir kaçtığımız şey? Varmak istediğimiz yer neresi? Sürekli bir gitme halinde olmak mı düşlediğimiz? Gitmek bir varma eyleminin ilk hareketidir oysa”. Kadın hışımla kapattı maili. Kızmıştı çünkü okuduğu şeyler tek düşündüğü şey olan gitmek eylemini sorgulatmıştı ona. Oysa çok da fazla düşünmek istemiyordu kadın. Akşam beşi vurdu. Kadın her gün kullandığı yoldan evine döndü. Evde kedisi onu karşıladı. Kedi ‘hoş geldin’ dedi; kadın aldırmadı. Kıyafetlerini fırlattı; duşa girmek için soyundu; aynada kendini izledi. Anlamaya çalışıyordu kimdi bu gördüğü? Bu tenden duvarlara neden hapsolmuştu? Saatlerin tiktakları evde duyulan tek şeydi. Kedisi kadına küsmüş onunla konuşmaktan vazgeçmişti çünkü kadın onu hiçbir zaman duymuyordu. Kadın bu ağır sessizlikten kaçmak için kendini sokaklara attı. Kalabalıklar üstüne üstüne geliyor, sanki o kalabalıklar kadını yağmalıyordu. Kadın gözlerini kapadı; kalabalıklar içinde kendi dünyasına sığındı. Kendi dünyasına girdikçe orada bir sefer yapıyormuş gibi hissediyordu; her kendine döndüğünde yeni bir yolculukta seyrediyordu. Müthiş bir alemin içine dalmıştı kadın ama bu yaptığı şeyi tanımlayamıyordu. Tek bildiği, bu seferlerin ona her şeyi unutturduğuydu. Her şey değersizleşmişti kadının gözünde. Kedisi evden kaçmıştı kadının. Kadın bu seferlerinden kedinin neden bu kadar rahatsız olmuş olduğunu anlayamadı. Kadın seferlerinde kendini yalnız hissetmeye başlamıştı. Keşke bu yolculuklarda onun elinden tutabilecek birisi olsaydı yanında. Kadın sokak sokak geziyor, her adamın yüzüne merakla bakıyordu. Hangi adam olabilirdi ona seferlerinde eşlik edebilecek? Bir gün, her zaman yürümeyi sevdiği renkli, ıssız, ismi ‘firak’ olan sokağa girdi. Sokağı yürürken bir adam dikkatini çekti. Adamı tanıyordu kadın ama suretini değil sanki kalbini görüyordu adamın. Göz göze geldiler; adam kadına yaklaştı ve sımsıkı sarıldı. “Bırakmayacağım seni” dedi adam, “Bırakmayacağım seni” dedi kadın. Artık seferlere beraber çıkıyorlardı. Bu seferlerde birbirlerini hayranlıkla seyrediyorlardı. Kadının kafasında, bir kitapta okuduğu ‘aşk bedenden bedene değil gönülden gönüle duyulandır’ lafı tekrarlanıyordu. Bir gece rüyasında adam  aynadaki aksinin aşık olduğu kadın olduğunu gördü. Sabah uyandığında adam kadına son kez baktı ve gitti. Adam ardında şöyle bir not bırakmıştı, “Senden başka hiçbir şey yok sevgilim, sadece sen, sen, sen… Ama sen her yerdesin sevgilim, gittiğim yerde de olacaksın. Çünkü dışarıda ve benden ayrı değilsin artık”.Kadın paramparça olmuştu. Tuz buz olmuş bir aynanın parçalarına bakar gibi baktı kadın içine; aynalarda aksini göremiyordu. Hışımla kendini sokaklara attı kadın. Sokakları tek tek geziyor, vapurlara otobüslere biniyor ama nereye varmak, kimi bulmak istediğini bir türlü kestiremiyordu. Kaybolmuş bir vaziyette yolları arşınlarken  kadın, renksiz bir sokağın sağ tarafında renkli bir kapı gördü. Kapının üstünde ‘Seyr-i Alem Yolcuları’ yazıyordu. Kadın içeri girdi. Masanın başında dünyada gördüğü en güzel kadın! oturuyordu. Kadına! hayranlıkla baktı kadın. Kadın gözlerini alamıyordu kadından!. Kadın! eğildi ve, “benimle gel kızım” dedi. Artık seferlerine beraber çıkıyorlardı. Hiç görmediği alemler gösteriyordu ona Kadın!. Kadın O’nun yokluğunda kayboluyor, O’nu seferlerinde seyre dalıyordu. Artık hiçbir şey sormuyor, sorgulamıyordu kadın. Benlikten sıyrıldıkça bu etten duvarların arasına sıkışıp kalmışlık hissi de uçup gidiyordu. Artık varmak, kavuşmak istediği yeri biliyordu kadın. Bu yüzden sürekli seyir halinde ve zevk içindeydi. Sultanına döndü kadın, gönlünün sultanına ve, “sen” dedi “sen,sen,sen”.………………

 

 
 
Adile Tonak
06.10.2010
sedefdnmz@hotmail.com
http://sufizmveinsan.com