OKUmayı Söktük (!)

Dr. Sühedan C. Ketenci
 

Yıllar önce meşhur iki komedyenin sahne showunu izlerken geçen bir cümle hala yankılanır kulaklarımda. Arkadaşının  yanına elinde kitaplarla giriyor oyuncularan biri. Ve şöyle bir konuşma geçiyor aralarında.

-       Nerden böyle?..

-       Kurstan.

-       Ne kursu?..

-       İngilizce..

-       Yaaa…

Sonra kursiyer hava atma adına kelimeleri eze büze birkaç lakırdı ediyor İngilizce… Ne gramer, ne fonotik. Lisan hak getire!… Kursiyer söze devam ediyor;

-       Söktüm, valla fena halde söktüm bu İngilizceyi…

Arkadaşı lafı yapıştırdığında hepimiz kahkahadan yıkılıyoruz:

-       Belliiii beliiiii… Maşallah öyle bir sökmüşsün ki, bir daha dikilmesine imkan yok!....

***

Neden anlattım bunları?...

Konunun tasavvufla bağı ne?...

Tasavvufu ne kadar söktük, diye sormak geldi içimden…

Evrendeki varlıkları once canlılar ve cansızlar diye ayırdık. Canlılar cansızlardan üstündür dedik. Canlıları ayırdık, bitkiler hayvanlar ve insanlar olarak. En üstünü insandır dedik. İnsanı ayırdık müslüman bir millet ! olarak. Müslümanlar ve diğerleri dedik.

Sonra tasavvuf ehlini mertebelendirdik. Tasavvufu  merdiven,  mertebeleri basamak yaptık. Yedi mertebe var dedik . En üst mertebeye gore hepsi alt mertebedir dedik azımsadık.

Her  mertebenin bizde olduğunu ve her an açığa çıktığını unuttuk.

Ayırdık da ayırdık. Surete gore, bilinç, zihin düzeyine gore kıyasladık. Bitkiyi, hayvanı, cansızı varlıktan bile saymadık…

Aslına dönüşü yanlış algıladık. Her noktadan çıkan mananın  tekamülünü Hakikatini tanıma olduğunu sandık.

Bir bitkinin tekamülünün çiçek açmak olduğunu, bir taşın tekamülünün elmas olmak olduğunu unuttuk. Rahat sıcak evlerimizde internette gezinip son bilgileri alırken bunu bize sağlayan teknolojik gelişimin de evrenin tekamülü olduğunu unuttuk. Bunu sağlayanların da bunun için var olduğunu hiç düşünmedik.

Oturduğumuz koltuğun imalatçısını, yediklerimizi üretenleri, yaşadığımız evin işçisini ayırdık kendimizden. Bir biz varız dedik Hakikat yolcusu, bir diğerleri dedik perdeli günahkar !! Her varlığın aynı noktadan çıktığını unuttuk. Hakikatin istediği mahalden istediği şekilde çıkabilme kudreti olacağını göremedik. Biz cenneti hakettik onlar cehennemliktir dedik!!

Demedik mi?? Bir sor bilinç altına. Bir bak bakışının aslına. Kandırma kendini.

Hepimizin özü BİR dedin, dedin de ne kadar öyle yaşadığını  düşün bakalım…

Tek yaratılış nedeni çiçek açmak bitkinin. Yaratılış nedeni teknolojiyi geliştirmek, yaşamı kolaylaştırmak üretenlerin, çalışanların.

Kendini birim varlık gördüğün kadar ayırırsın varlıkları. Ayrı gördüğün kadar perdelisin. Kendini ne kadar tasavvuf ehli sansan da. Ne kadar idrakim yüksek desen de…

Birim varlıktan çıkabilen kapsar tüm alemleri. Mutlak şuurda kendini bulan kendinde bulur çiçeği, hayvanı, taşı , ağacı. Mutlak BEN kapsar tüm frekansları. Genişler gönlü, genişler de tüm evreni saracak gibi olur. O zaman kendinden ayrı ne kalır kı. O zaman görür her mananın sadece var olduğunu. Programını ortaya koyduğunu. Her var olanın var oluşuyla  secdede olduğunu.

Varlık bile görmez artık kendinden kendinedir bakışı…

Nasıl mı olacak . Mutlak BEN e nasıl mı kavuşulacak !!. Kavuşulmayacak. Farkedilecek. Unutulan hatırlanacak. Tesbih zikre dönecek. Kendine yol çizme. Uzun yollar sonunda ulaşılacak bir nokta sanma. Mutlak BEN i uzaklarda arama. Sen zaten  Mutlak BEN sin. Sadece bunu unutma !

Mutlak BEN olduğuna iman ettin mi? Ettin. Başka varlık mı var ki nasıl etmeyesin!. Mutlak BEN yaratmıştır evreni bunu da biliyorsun. Eee ?? Evet ya doğru anladın. Bilmece bulmaca değil bu. Hakikat ayan beyan ortada yeter ki görmeyi iste.

Güzel dediklerin gibi, ayırdığın, kötü gördüğün, tepki gösterdiğin her birimi mutlak BEN ilminde ilmiyle var etti. Öyle diledi. Tam da öyle . Ne bir fazla ne bir eksik. Kavgalar, didişmeler birimlere aittir. Eleştiri, dedikodu, eksik yanlış görme birimlere aittir.

Önce bir taşın, çiçeğin, ağacın, eksik gördüğünün, alt tabaka gördüğünün  önünde eğileceksin. Kendi Hakikatini bildiğin gibi karşıdakininkini de bilip aynı seviyeden bakmayı öğreneceksin. Mesleğin, yeteneklerin, tasavvuf bilginle öndeyim demeyeceksin. Evindeki eşyada, mutfağındaki hamam böceğinde, uçan kuşta, yediğin domateste ilk once Hakk’ı göreceksin.

Karşıdakinin varlığının Hakk’ın varlığı olduğunu bildin, farkettin. Ancak Hak gözünde hala suretse karşıdakini suretinden çıkardın Hak suretine bürüdün !! Kendini de hala suret görüyorsun. O zaman şirktesin.

İsmi Allah olanın bir işaret olduğunu, isimlerin gerçeği anlatamadığını idrak ettin. Kendinin de suretden ibaret  olmadığını, isminin bir işaret olduğunu anladın. Vehmi benliğini farkettin , TEKliği kavradın. Karşındakinde yine Hakk’ ı göreceksin ama bu sefer gerçek anlamda. Kendine suret demeden, karşındakine suret demeden. Gören Hak olacak işiten Hak…

Bu süreçler hemen olmayacak elbette. Elbette once O ‘nun manaları diyeceksin..Çünkü egon yerli yerinde dururken, sen hala sahte benliğine ben derken, bir böceğe nasıl BEN diyeceksin ???

Nasıl mı BEN diyeceksin ?

Önce eğil. Teslim ol. Önce evrene teslim ol. Her gelene teslim ol.  Kendi haline de teslim ol. Hiç var olmaya çalışma. Ayakta durmaya, yıkılanları inşaa etmeye uğraşma. Bırak yıkılsın, bırak elden çıksın…

Sahte bir ben var ettin ona BEN demeye çalışıyorsun.  Sahte benliğine BEN demeye çalışma. O zaman sınırsız okyanusu alıp bardağa koymaya çalışırsın.

Sen var olmadın ki hiç BEN diyesin. Önce hiç var olmadığını farket. Sonra sende BEN alemlere BEN desin. Alemleri, evreni kendinde bulsun. Okyanus okyanusluğunu bilsin. Damla ben okyanusum demesin.

Bazen karışır kafalar, kilitlenir bilinçler. Ama basittir Hakikat. Neden zorlaştırmaya çalışırsın.?

Hiçbir zaman iki tane ben olmadı. Ben diyen BEN den başkası olamadı. Olamaz. İkiliği sen yaratıyorsun. Sana SEN derken yanlış anlıyorsun. Yanlış bakanın gözünde, duyanın kulağında. İkilik çift görende. TEK hep aynı TEK…

“

Allahu Alem…

 

 

 
 
İstanbul -16.12.2010
suhendanc@hotmail.com
 http://sufizmveinsan.com