Şubatın biri
Bilal Atış
 
 

Bugün Şubatın birini gösteriyor

Takvim yaprakları.

Ne de hızlı akıp gidiyor

Ömrümün hazanları.

Sene iki bin on, daha dün yetmiş ikiydi oysa!

Kışın serinliği var havada.

Ama havada kan kokusu yok,

Para kokusu da yok, aşk kokusu da

Sevdanın kokusu hiç duyulmaz bu köhne beldede.

Küf kokuyor; çürümüş dostlukların,

Albümlerde kalmış arkadaşlıkların küflenmiş anısı

Yıllanmış hatırası var havada.

Bugün Şubatın birini gösteriyor

Takvim yaprakları.

 

Yalnızım, Şubat soğuğunda bir eski kitabın

Bir eski namenin huzuru ısıtıyor yüreğimi.

Robert Stroud gibi kuş yetiştiremedim

Ama onun gibi kitap okuyorum kendi hücremde.

Stroud gibi adam olamadım ama

Belki kendi hapishanemde bir kötü şair olurum.

Yalnızım, adımı bir sürü anan var oysa

Ana, baba var hanım da

Yine de yalnızım bu köhne beldede.

Sırtıma yüklenmiş bir küçük dükkân

On üç senem tezgâhında heder olan.

Oysa ben şair olacaktım

Öyküler yazacaktım.

Dostluklar kuracaktım sımsıcak oysa.

Bir küçük esnaf oldum kendi hücremde

Paçalı donları, yarım kollu fanilaları dizerken

Nasıl anlardınız acılarımı dizelerimden?

Para kazanmak için gelmemiştim oysa

Sevda insanıydım, yürek adamıydım ben.

Raflardan üzerime gelen mallarla

Görünmez zincirlerle bağlandım.

Robert Stroud misali düşler kurardım.

Bir gün şair olacağım hayaliyle yaşadım.

Milva’nın özgürlük ezgisiyle, Bella Ciao dinleyerek avundum.

Bir gün özgürlük öyküleri yazacaktım ben.

Ayağımda çekten, senetten prangalarla…

Bugün Şubatın birini gösteriyor

Takvim yaprakları.

 

Bugün Şubatın biri, aydınlık bir kış güneşi

Isıtmıyor belki kemiklerimi

Isıtıyor aydınlığıyla ümitlerimi

Robert Stroud gibi kanaryalar yetiştiremedim

Zihnimin ta derinliklerinde yeni ümitler

Yeni heyecanlar yetiştirdim, topal serçe misali.

Ümitlerim de topalladı beklentilerim de

Kendi hücremde on üç sene

Kendi hücremde yapacam, edecem diye…

On üç sene buhar oldu ümitlerimle

Kanaryalarım, serçelerim olmadı

Kitaplarım ve radyolarım oldu benim de.

Yaşamadığım yılların yaşanmışlığının hayallerinde

Kısa dalgadan, orta dalgadan dünyaya açıldığım radyolarım

Kısa dalgadan bir acem feryadı;

 “Ey Sareban, ey Sareban koca mi revi?

Uzun dalgadan Romanya’ya uzanan hayaller.

Geçmişin küf kokulu sahifelerinde okunan sevdalarım oldu.

Robert Stroud’un ümitleri mücadeleleri

Benim sararmış yapraklı kitaplarımdan doğdu.

Bugün Şubatın birini gösteriyor

Takvim yaprakları, on üç senenin

Yaşanmamışlığının ardından.

 

Bir özgürlük mücadelesi sardıydı

Beynimin kıvrımlarını bir vakitler

Son vermek on üç senenin kasvetine

Son vermek istemiştim hayatın tek düzeliğine

Bir kuş gibi uçmak istemiştim.

Bir istida verdim Şehremaneti’ne

Bir iş için bir istida, özgürlük için bir istida

Seçim vakti ardımızdan koşarlardı

Bir istidamı cevapsız mı bırakacaklardı?

Birlerce emeğin ardından bir istidaydı.

Olmadı, bir minik serçeye bir kırık veren olmadı.

Şehremaneti’nin kapısından boynu bükük

Döndüm hücreme yüreğimdeki yangın sönük.

Robert Stroud’un kuşları vardı ya;

Minik dünyasını aydınlatan kuşlar

Ben de kitaplarla aydınlanmaya devam ettim hücremde.

Ceviz kabuğuna girmiş günlerin sıkıntısını

Sahifelerin okyanusunda serinlettim,

Bir sigaranın dumanında dağıttım acılarımı.

Şubatın birini gösteriyor takvim yaprakları

Yüreğimde tekdüzeliğin dayanılmaz ağırlığı

Takvim yaprakları misali dökülüyor

Ömürden hazan yaprakları.

Hücremin duvarlarında sadece kitaplarımın aydınlığı

Orta dalgadan Varna Radyosu

Kısa dalgadan bir acem radyosu, ümitlerim ise

Uzun dalgadan gelen sızıların altında

Kitap kokusu sinmiş hücre duvarlarında

Paçalı don, yarım kol fanilanın ıstırabında

Kaç gün, kaç yıl daha devam edecek dökülmeye

Yaşanmamışlığın acısıyla takvim yaprakları?

 

 
 

Bilal Atış
İstanbul - 11.02.2010
b.atis73@gmail.com
http://sufizmveinsan.com