Yardım Et Anne
Bilal Atış
 
 

Tarihe tanıklık ediyoruz. Modern çağların sarsıldığı, yıkılmaz sadece yıkar denilen kapitalizmin çatırtılarının duyanları sağır, görenleri kör ettiği günlere tanıklık ediyoruz. Demir perdenin çöktüğü günlerin bir tekrarı belki de yaşananlar. Kapitalizmin yıkılmasıyla kapitalist sisteme dayalı değerlerin de yıkılması umut ediliyor. Siyonizmin Abede destekli sistemi ayakta tutmak için elinden geleni yapacağına kuşkum yok, ne ki onların bir hesabı var ise Âlemlerin Rabbinin de bir hesabı olacaktır. Tüm dünya gündemi batasıca devletlerdeki ekonomik kriz ile meşgul. Yine müslümanın gündemini onlar belirlemekte.

Bilgisayarın karşısına oturduğumda kafamda güneydoğu topraklarında vefat eden insanların acısı vardı. Yirmi seneyi aştığı halde bitirilmek istenmeyen bir kirli mücadelenin bilânçosunu ödedik hep beraber. Kürtler de Türkler de çok acılar çektik. Lanet olsun İslam ümmetine bu acıları çektirene, lanet olsun kendi toplumunu nefsinin çıkarları hizmetinde ateşe atanlara. Türk kodamanları golf oynarken Kürt kodamanları imralıda yan gelip yatarken Türk evlatlarımız da Kürt evlatlarımız da öldüler Kürdistan dağlarında.

Evet, satırlar öfke ile yazıldı bunu kabul ediyorum. Amma Kürdistan ifadesini bilinçli kullandım. Hiçbir Türk aydının kullanmaya cesaret etmediği bir terim. Kürdistan. Ben de bu yazıma kadar güncel mevzulara değinmekten kaçınsam da yeri gelince güneydoğu coğrafyası, Anadolu toprağı diye adlandırıyordum. Amma gerçek olan şu ki, gerçeği kendimize dahi itiraf etmekten korkuyoruz. O bölgede Kürtler yaşıyorsa o bölgenin dilini tarihini, medeniyetini Kürtler şekillendiriyorsa orası Kürdistan'dır. Neden bunu kendimize itiraf edemiyoruz. Bugün İran İslam Cumhuriyeti'nin topraklarında Kürdistan eyaleti var ve bu bir sorun teşkil etmiyor. Biliyorum ki İran devletinin uçak filosundaki uçaklardan birisinin de ismi Kürdistan. Bu İran'ın dünyada sözü geçen bir devlet olmasına engel değil. Mevzu bu değil.

Türkiye hükümeti ve Türkiye Cumhuriyeti kimliği taşıyan insanlar tarihimizle ve medeniyetimizle barışmak zorundayız. Kalıplaşmış sözler ettiğimin farkındayım. Bu satırları da bir şeyler yazmak için yazmıyorum. Ama Türkiye gerçeklerinden kaçtıkça, var olan doğruları yok saydıkça terör de dâhil hiçbir sıkıntımızın çözüme ulaşacağını sanmıyorum. Türkiye devletinin kuruluş ilkeleri çoktan miadını doldurmuştur. Milliyetçilik sertleştirildikçe kan ve acı olarak halka yansımaktadır. Gerek resmi kimlik sahibi savcılar, komutanlar, bakanlar, belediye başkanları vs. gerekse dağlarda kadrolaşan örgüt liderlerinin tuzları kurudur. Onların evlatları bu kirli mücadelenin kurbanı olmamaktadır.

Kürdistan'da verilen mücadele iki taraf için de acıdan ve yukarıda değindiğim zümrelere ranttan baka bir şey getirmedi getirmeyecek. Yirmi seneyi aşkın PKK ve devlet mücadelesi incelenince ben şu gerçeği görüyorum ki, terör bitirilmek istenmiyor. Yirmi senedir Kürdistan'da harcanan askeri meblağ bu bölgenin gelişimine harcansaydı Kürdistan Paris olurdu. Türkler İstanbul'dan Bursa'dan buralara çalışmaya gelirdi. Bu sözler saçmalık değil, bir ütopya değil halkına ihanet eden zihniyetin bu ülkenin geleceğine koyduğu ipoteğin haykırışıdır.

Her gün yetkililerin kuru atıp tutmalarını dinleyip şehit haberlerini aldıkça içim yanıyor. İnsan ölüyor. Ülkemin geleceğinin hakkı olan kaynaklar Kürdistan dağlarında hoyratça harcanıyor ve bir neticeye varılmıyor. Sonra da çıkıp maddi imkânsızlıktan dem vuruyorlar. Kime anlatıyorsun paşam, bir golf sahası maliyetine kaç karakol bina edilir. Bırak bunu, istedin de yapmadılar mı?

Ankara kaynakları da imralı kaynakları da Kürdistan dağlarının ateş ve barut kokusundan pek memnunlar. Gelin beyler tatillerinizi, aileniz ve efradı yakininiz ile Silopi'de, Cizre'de, Aktütün'de geçirin. Bulundukları yerlerden yöneticiler talimatlar veriyorlar, kendileri gibi düşünmeyenleri sert ifadelerle bölücülükle suçluyorlar. Bölgeye gidecekleri vakit ise teçhizatlı, korumalı gidip dönüyorlar. Bu insanlardan bölgedeki sıkıntıları anlamaları ve çözüm getirmeleri nasıl beklenir?

Ey yurdumun bağrı yanık anneleri, evladını bu topraklara gömmüş ve evladından gelecek bir haber için diken üzerinde bekleyen anneler, analarım. Asker anneleri, örgüt mensubu insanların anneleri. Akan kanı sizin durdurabileceğinize inanıyorum. Sizin evlatlarınız toprağa düştükçe birilerinin keseleri daha da genişliyor. Sizin evlatlarınız birbirlerini kırdıkça birileri viskilerini yudumlarken timsah gözyaşları döküyorlar. Hiçbir Türk kadını, hiçbir şehit anası evladını yirmi yaşına kadar gitsin de şehit olsun diye büyütmemiştir. Hiçbir ana evladı şehit olacak diye doğum sancıları çekmedi. Aynı şekilde hiçbir ana da evladı gitsin de kanlı örgütte eşkıya olsun, gerilla olsun vatan millet düşmanı olsun diye tarlalarda, bağlarda karnında sırtında taşımamıştır yavrusunu. Hiçbir Kürt kadını evladını asker katili olsun diye büyütmemiştir. Sizin evlatlarınız ölüyor, evinin kirasını ödemekte zorlanan, elektrik, su faturaları birikmiş, seneler var ki sofrası et yüzü görmemiş, bu akşam da beyinin çocuklarının önüne bulgur pilavı çıkartan annelerin evlatları ölüyor. Elektrik ve suyu olamayan, kış gelince köyünün yolları aylarca kapalı kalan, yazın ürünleri kuraklıktan telef olan, bir yandan eşkıyanın bir yandan jandarmanın zulmüne maruz kalan annenin evladı vuruluyor dağlarda.

Sizin ciğerleriniz dağlanırken kuru nutuk atanların evlatları yedi kuşak yakınlarının çocukları bile dağları görmediler. Bu acılara bir son verilecekse yine annelerimizin yüreklerinden kopan feryatlar verecektir. Hiçbir annemizin ahı yerde kalmayacaktır. Kadınlarımız, bacılarımız analarımız evlatlarına sahip çıkmalı, onların Kürdistan dağlarında hiç uğruna ölüp gitmelerine dur demelidir. İki taraftan da anneler yeteri kadar gözyaşı dökmediler mi? Şehit olan evladının sorumlularını hesaba çekmek ve vatan sağolsun nutuklarını bırakma zamanı gelmedi mi? Yirmi seneden fazla binlerce Kürt mağdur oldu ve Kürdistan'ın makûs talihi değişmedi. Gene yokluk, gene yoksulluk. Ve örgüt içinde barınan Hıristiyan militanların varlığı bu direnişin Kürdistan halkına özgürlük direnişi olmadığını göstermedi mi? Neden Kürdistan'a özgürlük için Kürtler ölüyor, neden Kürdistan'a özgürlük için senelerce Kürt köyleri basıldı, Kürt analar babalar acılara gark oldu. Bölge halkı bu gidişe acilen dur demeli ve evlatlarının dağdaki kadrolara katılmalarını ivedilikle engellemelidir. Hiçbir Kürt genci imralıda yan gelip yatan eşkıyaya uşak olmak için dünyaya gelmedi.

Türk anaları da evlatlarını davullarla zurnalarla askere yolluyorlar ve on beş ay diken üzerinde oturuyorlar. Sizin evlatlarınız da bu kanlı tezgâhta piyon olsun diye dokuz ay sıkıntılarla dünyaya gelip yirmi sene Binbir müşkül ile büyütülmedi. Her bir şehit ailesi evladının hesabını sormalı ve "vatan sağolsun bir evladım daha var onu da seve seve veririm" nidalarından vazgeçmelidir. Resmi yetkililerden hesap sorulmaya başlanınca bunlar da kendilerine çeki düzen vermek zorunda kalacaklardır. Askeri yetkililer kendilerini memleketin sahibi zannetmekte ve kimseye hesap sorma yetkisi vermemekteler. Herkes tebaa olabilir ama analar, evlatlarını davulla zurnayla gönderip tabutla teslim alan analar artık hesap sorma vakti gelmiştir. Hukukun tüm imkânları zorlanmalı ve operasyonlarda baskınlarda ölen Mehmetçiklerin hesabı yetkililerden sorulmalı. Bu kanlı oyun bitirilirse analarımızın mücadelesiyle bitecektir. Annelerin, şehit annelerinin de cumartesi annelerinin de el ele verip evlatlarını bu kirli tezgâha düşmekten kurtarma vaktidir. Kürdistan bu coğrafyanın asli unsurudur ve Kürt anaları da Türk analarımız kadar kutsaldır. Ey memleketimiz tüm anaları, bacıları, bağrı yanık, evladını mürüvvetini göremeden toprağa veren anaların Allah rızası için yardım edin. Sulh ve sükûn hepimizin hakkı değil mi?

 

 
 

Bilal Atış
İstanbul - 21.10.2008
http://sufizmveinsan.com

b.atis73@gmail.com