Yenilenmek ve yenilik
Nazım Akpınar
 

Yenilenmek, özlemini duyduğumuz, hayatımıza ve düşüncelerimize girip kendimizi iyi hissetmemizi sağlayan bir faaliyettir. Yeniye açık ruhların vazgeçilmez bir şiarıdır.

Yenilenme ve yenilik düşüncesi, felsefi yaklaşımlardan birine göre her ne kadar eskiye yenilme olarak değerlendirilse de gerçekte böyle bir yenilgiden söz edilemez. Zira asıl yenilgi, eskide takılıp kalmak ve yeniliğe geçiş yapamamaktır. Gerçekte yaşam sisteminde her an her şey sürekli yenilenmektedir. Baharda açan ve yeşeren bitkilerden, vücut ağacımızda yenilenen hücrelerimize; evren ağacındaki değişim ve dönüşümlere kadar mikrodan makro plana bu yenilenme faaliyeti devamlılık arz eder.”O her an yeni bir şandadır” ayetiyle bu gerçeğe işaret edilir. Esasen, insanoğlu fıtrat olarak yeniliğe ve yenilenmeye ihtiyaç gösterir ve fıtratı öyle iktiza eder.Yeni sözler, yeni fikirler, yeni oluşumlar, yeni faaliyetler onun dünyasını şekillendirir ve zenginleştirir.Yeni buluş ve keşifleri buna örnek olarak verebiliriz.Her yeni keşif,insan yaşamında yepyeni güzelliklere kapı aralamakta, onun yaşam standartlarının ve kalitesinin yükselmesine vesile olmaktadır.Yeniye kapalı kalan topluluklar ise bu evrimi gerçekleştiremediği ve yeniliğe ayak uyduramadıkları için ilerleyememektedir.

Haberleşme ve iletişim sektöründen tutun, ulaşım ve sağlık sektörüne kadar birçok alanda kısa sürede bürük yenilikler yaşanmış ve halen de büyük bir hızla bu yenilenme süreci devam etmektedir. Gerek dünyadaki yeni keşifler, gerekse uzay keşifleri ve benzer projelerle insanoğlu evrimsel gelişim (yenilenme) evresinde yerini almıştır. Bahsettiğimiz fiziksel gelişmelerin tümünün temelinde ise istisnasız düşünce ve hayal gücündeki gelişim ve yenilenme özelliği yer alır. Anlayışlardaki yenilenme ve formatlanma, otomatik olarak insanın çok yönlü gelişimine ve yenilenmesine vesile olmaktadır. Anlayışlarda reforma ve revizyona gidilmesi bu nedenle zorunludur. Kişi şayet daha düşünce aşamasında kendi anlayışını kilitleyip bloke ederse yeni açılımlara ve yeniliklere ulaşması imkânsızlaşır. Dolayısıyla öncelikle ortadan kaldırılması gereken engel, düşünce evrenimizi çevreleyen bu blokajdır.Yeniye ulaşıp yeniliği değerlendirebilmenin yolu, düşünce kozamızdan kurtulabilmekten geçer.Koza ifadesini burada sembol olarak kullanıyoruz.Kozadan kastettiğimiz,insanın dar çerçevede düşünmesi, yaşamı ve olayları kapsamlı olarak irdeleyip değerlendirmesidir.Sonuçta, bu dar çerçeve düşünce sınırlarının arasında hapis kalınmaktadır.İnsanoğlu, dünyayı gezmiş, yeni ortamlarla ve kültürlerle tanışmış olsa dahi şayet bahsettiğimiz düşünce kozasından çıkamamışsa yeniliğe kapalı kalmış olur ve yeniliği gerçek anlamda değerlendiremez.Zira sürekli sonsuzluğa doğru yolculuğunu sürdüren insanın sonsuzluk yolunda sınırsız güzellikleri değerlendirebilmesi için bu şuursal engeli mutlaka ortadan kaldırması elzemdir.Aksi taktirde insan ölüm ötesi yaşam boyutlarında da bilinç körlüğünü sürdürür ve bundan kurtulması imkansızlaşır.

Büyük sufilerden İmam Gazali,Esma Şerhinde Bais isminin anlamını irdelerken insanın hem bedenen hem de ruhen  sürekli yenilendiğinden söz eder.Ölüm ötesi yaşam boyutunun dahi yeni bir yaşam platformu olduğuna işaret eder.Haşir dediğimiz yeniden diriliş olayını dahi aslında sürekli olarak her an yaşamaktadır.Yeniden diriliş olayını sadece kıyamet süreciyle sınırlamak hatalı bir yaklaşımdır.B’as dediğimiz dönüşüm, dünyaya ilk gelişteki dirilişten tamamen farklı bir yapılanmadır.Gerçekte, Allah insanı tavırlar halinde yaratmıştır.Bu yönüyle kompleks bir yapıdır. Tavırların değişimi esmalardaki açığa çıkış özellikleriyle alakalıdır diyebiliriz. İnsan için birçok dirilişler söz konusudur. İnsan, tavırdan tavıra, halden hale geçmekte ve geçirilmektedir. Hulasa yenilenme ve yenilik, hayatımızın her zerresinde ve aşamasında kendini göstermektedir. Aklın tavrında velilik ve resullük hallerinin anlaşılması oldukça güçtür.Velilik ve Resullük kemalatının değerlendirilebilmesi için ruhun ve bilincin hayat mertebesine yükselebilmek gerekmektedir.O taktirde velilik ve resullük kemalatından hasıl olan bilgileri ve feyizleri hakkıyla değerlendirebilmek bizlere nasip olacaktır.

“Bu gün Ahmet benim; ama dünkü Ahmet değil” sözüyle Hazreti Mevlana, tecdit (yenilenme) misyonuna işaret etmiş, risalet işlevinin sürekliliği ve güncelliği noktasında anlayışların yenilendiğine vurgu yapmak istemiştir.

 

 

 
 
Samsun -21.10.2008
ahad103@hotmail.com
http://sufizmveinsan.com