YN֒DEN YENİ İCAT

Prof.Dr. M.Kerem Doksat
 

İlâhiyat Profesörü Yaşar Nuri Öztürk, 19 Temmuz 2012 tarihli yazısında, İnsanlık Deizme Sığınmak Zorunda Kalacaktır başlığıyla bir makale yazmış.

Önce onu okuyalım (tashihlidir)…

***

Evet, insanlık buna mecbur kalacaktır, öncelikle Müslüman kitleler buna mecbur kalacaktır. Batı, Lâiklik sayesinde dinciliğin ağır yıkımından büyük ölçüde kurtulmuş durumdadır. Ama İslâm dünyâsının böyle bir şansı yoktur. İslâm dünyâsı dincilik belâsının kahrından kurtulmak için mutlaka bir çâre arayacaktır. Çünkü İslâm coğrafyalarında din adına hayatı cehenneme çeviren dinci tasallut her gün biraz daha güçlenerek kitleleri hegemonyası altına almaktadır. Hem Allah’a imanını korumak hem de dinci zulüm ekiplerinin günlük hayata tasallutundan uzak kalmak isteyenlerin bir sığınağa ihtiyaçları vardır. O sığınak, Deizm olacaktır.

Mâûn suresi dinciliğinin lânetli riyakârlığı, hayatı giderek kuşatmakta ve hiçbir şer ideolojisinin cesaret edemeyeceği bir tasallutla günlük hayatı çekilmez hâle getirmektedir. Haçlı emperyalizmin yıllardan beri Müslüman dünyâyı, özellikle Türkiye’yi getirmek istediği yer burası olduğu içindir ki, sistemli bir biçimde Lâiklikliğin ve Atatürk’ün altı oyuldu. Çünkü bugünkü dünyâda dinci tasalluta karşı tek sığınak Lâikliktir.

Lâiklik, İslâm dünyâsında zaten yoktu; Türkiye’de de yok edildi. Şimdi, Lâiklik öncesi dönemin ıstıraplı kulvarına (şeridine) yeniden girilecektir. Bu yeni dönemde, Allah’a imanında kararlı olan kitlelerin dincilik belâsına karşı donanım ve şuûr kazanmalarında Deizm tek ve kaçınılmaz yol olarak görünüyor. Bu yol, hiç değilse Allah’a imanınızı korur. Sahte dini yaşamaya kalktığınızda ise ya tahammül edemeyip Ateist olursunuz yâhut da tahammül etmek adına akıl ve insanlık değerlerinden koparsınız. İkisi birbirinden kötüdür.

Deizm, böyle bir durumda en ideâl kurtuluş yoludur. Gerçek dini yaşama şansı kalmayanlar Kur’ân’ın rûhuna ve beklentilerine uygun olan bu Deizm yolunu elbette ki devreye sokacaklardır. Kur’ân o kapıyı boşuna açık tutmamıştır.

Deizm, dindarlığa karşı geliştirilmedi, dinciliğe karşı geliştirildi. Dinciliğin hayatı bir zulüm, şiddet, riya kasırgası gibi kuşatması karşısında Allah’a iman bir tek şekilde korunabilirdi: Dini temsil ettiğini söyleyen habis rûhlu, şerir ekiplerin tasallutunu hayatın dışına atmak. Bunun tek yolu ise bu adamların temsil ettiği dine hayatın günlük akışı içinde yer vermemekti. İşte Deizm de budur. Dini temsil ettiğini söyleyen habis ve şerir ekipleri günlük hayatınızda bir biçimde söz sâhibi yaptığınız anda hayatınız cehenneme döner.

EN TEHLİKELİ VE EN ZÂLİM İDEOLOJİ DİNCİLİKTİR

Hiçbir ideoloji, dinci tasallutun kurduğu hegemonyayı kuramamıştır, kuramaz. İdeolojilerin en kötüsü bile sizi nihâyet evinizin kapısına, en kötü ihtimâlle yatak odanıza kadar kontrol eder. Rûyalarınızı kontrol edemez. Ama dincilik sizin rûyalarınızı bile kontrol eder. Çünkü dinciliğin melekleri, cinleri, ermişleri, ilhamları, kerâmetleri, daha bilmem ne melânetleri vardır. Bütün bu unsurları sizin hayatınızı karartmak için kullanır. Daha da kötüsü, siz bu kullanımdan şikâyetçi olamazsınız. Çünkü bu kullanım ‘Allah adına ve Allah rızâsı’(!) diye yaftalanmıştır.

Dindarlar ve Deistler kadar, insana saygılı Ateistler de ortak belâ olan dincilik karşısında bu gerçekleri bilerek mücadele edeceklerdir. Yoksa dincilik tümünü yerle bir eder. Dincilik dinsizliği, dini Allah’ın irâdesine uygun olarak yaşamak isteyenlere rahat yüzü göstermemekte, onları dindışı ilân ederek kararsızlık ve perişanlığa itmektedir.

Samimi insanlar dini, dinciliğin istediği gibi yaşasalar akılları, vicdanları isyan ediyor, gerçeğine uygun yaşasalar dinciliğin ithamlarından kurtulamıyorlar. Böyle zâlimce bir tezgâhı, hiçbir Ateizm veya zulüm ideolojisiyle kıyaslamak mümkün değildir. Bu kahır, Mâûn sûresinin tanıttığı dinci dinsizlik tarafından üretilmektedir. Bunun içindir ki, biz, insanlığın inanç tarihiyle meşguliyeti meslek edinmiş insanlar olarak şunu tespit etmiş bulunuyoruz: İnsanlığın bütün zamanlarında, bugün ve yarın en büyük ıstırap kaynağı dincilik belâsı olmuştur, olmaktadır ve olacaktır. Bu belâyı ikinci sıraya atacak bir musibete henüz rastlanabilmiş değildir. Sözün özü şudur:

İnsanlık, mutluluk, Cenabı Hakk’ın rızâsı ve nihâyet gerçek din adına verilecek en onurlu ve en önemli mücadele dincilikle mücadeledir. İnsanlık bunu gerçek anlamıyla kavradığı ve gereğini yaptığı gün, ancak o gün, mutlu olacaktır.

***

Bir gün gelip de, Sayın Yaşar Nuri Öztürk ile ilâhiyat (teoloji) sahasında tartışacağım aklıma gelmezdi ama sonunda o da oldu…

Sayın Yaşar Nuri Öztürk en temel teolojik kavramları ve târifleri birbirine karıştırmakta…

Deizm, Ortaçağ’ın dogmatizm bataklığından çıkarken, hem bir şekilde bir İlâhî olana, Tanrı’ya veya benzeri bir transandantal güze inanan Batılı’nın sığınağı idi. Tanrı (Hâlik: Yaratıcı) ile kul (mahlûk: yaratılan) aynı şeydi ve birdi. Yarattıktan sonra da kendi köşesinde oturup olup bitenleri seyredecekti Mâbud! Deizm bundan başka bir şey değildir ve Tanrı’yı insanlaştırmanın, kendine benzetmenin (buna antropomorfizm denir) ta kendisidir.

Ne Hallâc (ki kendisi bu konuda kitap yazmıştır), ne Mevlânâ, ne de Yûnus böyleydiler. Allah’a tam iman eden ama kulun da irâdesine çok önem veren, irâdenin güçlendirilmesine, dincilik (benim tâbirimle dinbazlık) batağına düşmeden ferdî mes’ûliyetin önemine birinci sırada vurgu yaparak iman ederlerdi.

Muhyiddin İbn Arabî’nin (1165-1239) Plotinus (Yunanca: Πλωτίνος, Arapça: Şeyh-i Yunanî) (MS 205–270). Neoplatonizmin kurucusu antik filozof Plotinus’tan da ilhamla ilk olarak dikkati çektiği, daha sonra da Selefiye’nin ve dinbaz gürûhunun şiddetle saldırdığı bu dünyâ görüşüne “lâ mevcûde illallah” düsturunu da ekleyerek, creatio ex materia yâni “var olandan tekrar var etme” fikriyatı söz konusuydu. Hâttâ Arapça bilgisi yetersiz olan Benedict de Spinoza, bu felsefeyi doğru tefsir edemeyip Deizm’e sığındığı için, dönemin Yahudi şeriatına (cherem: hayerem: sansüre tâbi kılınmak) uyularak cemaâtten kovulmuştu. Bu “dışlanmaya” dayanamayarak da gencecik yaşta vefat etmişti.

Allah (Tanrı, Tengri, God, Lord, Chi, Rûh, YHV ve ne anlarsanız hepsi) zâten zamandan ve mekândan münezzehtir. Yâni zaman ve mekândan önce de, sonra da vardır ve bu kavranabilir yâhut anlaşılabilir bir şey değildir; sâdece iman edilir veya külliyen reddedilir.

Bâzılarının zannettiği gibi “Madde, Tanrı’dan önce gelir” gibi bir safsata değildir burada bahsedilen… Zâten madde ile mânâ aynı şey ve yeni bilimsel gözlemler de buna işâret ediyor. Bozon yoksa (Higgs bozonu [hiiggson]) yoksa atom altı parçacıklar maddî özellik kazanamıyorlar. Meselâ foton sâdece enerjinin bir formu ve bir bozonla birleşmediği için de madde değil, bir ışınımdan (radiation) ibâret. Bu bilimsel bulgunun filozofik hermenetüik yaklaşımıdır bahsettiklerim, asla din değil! Ben ne şâkirt ne de mürşidim, sâdece tefelsüf eden bir fakıyrım…

İşte, bu Weltanschauung (dünyâ görüşü) Deizm değil, Panenteizm yâhut Diyalektik Teizm diye bilinir; bizdeki tam karşılığı da Vahdet-i Vücûd’dur.

İlâhi (sacred) olanın (bizde Allah veya Tanrı) irâde-i külliyesini biz bilemeyiz ama sâhip olduğumuz irâde-i cüz’iye ile nefsimizi (Süperegomuzu) kullanıp, kendimizi (Ego’muzu, Self’imizi) sağlıklı bir şekilde güçlendirerek, dini gâye değil vâsıta olduğu, bütün dinlerin aslında tamamen kul icadı sosyal kurumlardan başka bir şey olmadığı şuûruyla, “adam” olabiliriz.

Bâtınî mânâda da “Adam olmak” Âdem’le özdeşleşip onu benimsemenin, yâni Hakk’la bir olmanın ta kendisidir. Âdem, mitolojik ve oradan teolojiye yansıyan etimolojik mânâsıyla zâten bizatihi Tanrı’nın yansımasıdır.

Aslında bütün eserlerini okumuş olduğum Sayın Yaşar Nuri Öztürk, giderayak, içerisindeki hangi ambivalansın etkisiyle Deizm’e kaydı bilemem ama onun her yazdığına ânında bi’at eden ciddi bir entellektüel kitle var.

Eh, zâten Çıplak Uyarıcı da buyurgan üslûbuyla “…caktır, …cuktur” diye “buyuruyor”. Yâhu, nereden biliyorsunuz Sayın Yaşar Bey? Vahiy mi indi?

Makalenizi “İnsanlık, mutluluk, Cenabı Hakk’ın rızâsı (MKD: ile olacak arada) ve nihâyet gerçek din adına verilecek en onurlu ve en önemli mücadele dincilikle mücadeledir. İnsanlık bunu gerçek anlamıyla kavradığı ve gereğini yaptığı gün, ancak o gün, mutlu olacaktır” diye mabut edâsıyla bitirmeniz aslında tam bir oksimorondur.

Felsefe de kıraat ettiğinizi biliyorum; Sayın Yaşar Bey, cümlenizdeki “Cenabı Hakk’ın rızâsı (ile)” derken kendinizle çelişiyorsunuz. Giritli Filozof Epimenides’in meşhur tuzağına düşüyorsunuz: “Bütün Giritliler yalancıdır”.

Batılı’nın “Tanrısızlığına” sığınak olmuş Deizm’in bizim iklimimizde ne yeri var Manitu, Wakan, Orenda aşkına?

 
 

 

 

İstanbul - 22.07.2012
Prof.Dr. M.Kerem Doksat
http://sufizmveinsan.com
doksat@superonline.com