ZAMAN DEĞİRMENİNDE ZAMANE TEFEKKÜRLERİ MASALI - 8
Nur Cihan

Merhaba Sevdiğim Merhaba…sadece teşekkür etmek istiyorum..sorularım üzerine;içinden Hızır Geçen Adam Işık Hocanın 5 saatlik ses kayıtlarından derlediğim bu yazımı bitirdiğim anda, söz verdiğim gibi sildim SEVDİĞİM..ve sadece bir şeyy…son masalımın hediyesi.. yeni belam için..BELİ de, yani:) …hani o kalbe neşe gelecekti?Sevdiğim ben eski belama razıyım..yani onunla daha az şikayetle geçinmeye çalışacağım..anlıyorsun değil mi?bir taze mevsim daima ciğerlerine taze nefes alsın..bedeli ben olsam bile….Seni Seviyorumm……..
*******
SALAVAT-I MUHAMMEDİ SALATÜSSEMA=NEFES

bir insan, Rabbini Yaratıcısını tanımadıktan sonra, çevresinde tanıdığı her şey, onun için değersizdir..çünkü yaratılmış ve sonlu şeyleri,Yaratan ve Sonsuz olana tercih etmiş oluyorsun..insanın sorunu da budur..karşısındaki şeye hak ettiği tam değeri verememesindendir..Allah her şeye olduğu kıymetini verir.. kim ne kadar kıymetli, bize de söylüyor..bizler bazen bu hal terazisini  nefsimizden, bazen unutarak bilmeden, hüküm terazisini elimizden kaydırıyoruz..ve o zaman biz mutlaka zarardayız..Allah:ben bütün alemlere ölçüyü koydum demiş=insan,melek,cin,hayvan, bitki,ruhaniler, vb. alemlere..ölçüyü aşınca önce kendimize sonra aleme zarar veririz..

gerçek şu :sonsuz Allah’ü Teala’dır.. sınırlı ise biziz..kanaat az şeyle yetinmek değildir ..helalinden kazandığı ile yetinmektir kanaat.. Süleyman gibi dünyaya sahip olabilirsinde.. İsa gibi bir ağaç yaprağındaki suya muhtaç da ..bunların ikisi de kanaattir..

Süleyman as. ın duasına icabet etti Allah; yeryüzünde dört büyük devlet kurulacak dendi ..bunların birisi Süleyman as. Devleti idi..O ise şöyle derdi:”bütün bunlar Rabbimden bana  bir nimet..ama şimdi beni imtihan ediyor..acaba bu nimetlerin kadrini kıymetini bilecek miyim, yoksa nankörlük mü edeceğim?”..burada esas olan bir peygamberin bize örnek oluşudur..onlar kamil kişilerdir ..bize  örneklik için yaşarlar..bu neye benzer?..çocukların oyuncak yumurtalarından çıkan, o parçalara ayrılmış oyuncakların içindeki yapım planına ..onlarda tüm parçalar birdir.. onlar  hangi olayda nasıl davranmış, o hangi parçayı en mükemmel kendine monte etmiş öğreniriz..eğer biz onun gibi doğru parçaları bir araya getiremezsek  başaralı olamayız..kamil bir insan oldum diyemeyiz..güzel işler yaptığında, o doğru parça kendiliğinden  sana gelip takılmaz..böyle olsa, imtihanın sırrına biraz  kopya katılmış  olurdu..

ama eski toplumlarda böyle belirtiler vardı..mesela hırsızlık yapsa eli o şeye hemen yapışıyordu..ağzından kötü söz çıksa ağzından kanlı parça geliyordu.. birine kötü baksa gözünden kanlı yaş akıyordu..kötü bir şey düşünse evinin kapısı işaretlenirdi.hangi organla ne kötülük yapsa hemen açığa çıkardı..önceki ümmetler tekamül etmiş değillerdi..onlar henüz çocuk mesabesindeydiler..o yüzden de önceki peygamberlerin  çoğunun mucizesi duyulara-şekle hitap ederdi...

hz. Muhammed a.s; insanlık tarihinin bilimsel ve anlayış olarak da son kertesi, son merhalesi, son virajıdır..yani bu ümmet kıyamet ümmetidir...her konuda en ileri seviyededir..o yüzden hz Peygamber a.s de  hissi=5 duyuya hitap eden mucizeler azdır..onun asıl mucizesi Kur an’dır ve o hep devam eden kalıcı mucizedir..akla, kalple beraber hitap eder..Arabi derki:iki tür keramet vardır:1. İlmi.. 2. Harikulade,normal kuralları altüst eden, keramet..mesela adama kılıçla vursan kesmez..zehir içse bir şey olmaz..ama Kur an ilmidir.. bana o verildi der..İlmi keramet tüm kerametlerden daha makbuldür.Kur an böyle bir keramet ile kıyamete dek kendisini okutur..getirdiği manalarla insanlara yön verir ,aydınlatır..insanlık daima Kur an a muhtaçtırlar.. Kur an kıyamete dek bakidir=insanlık tüm ihtiyacını O’ndan karşılar….

hissi keramet; insanların anlayışı düşükken yapılır..Yuşa as.savaşa gider.onlara ganimet yasaktı o zaman.. direk Allah rızası içindi..aldıkları ganimetler meydana toplanırdı ve peygamberleri Allaha  dua ederdi..ve Allah o CİHAD ı kabul ettiyse; gökten bir ateş iner ve ganimeti yakardı..yakmıyorsa kabul etmemiş demekti..bu şimdi bize ters gelir mesela..neden malı kullanmak varken yakıyorlar gibi ?oysa o zamanki toplumlar bunu düşünemezdi?sorgulayamaz, o malı nasıl değerlendireceklerini bilemezdi..kaldı ki ALLAH a neden denmez..O öyle irade ettiği için itaat edilir..ama  Muhammed Ümmeti gelişmiş ve aklı başında –sorumluluk sahibi bir ümmet olduğu için, Allah onlara ganimet mallarını helal etmiştir..

işte o zaman ;bir defasında Allah ganimet mallarını kabul edip yakmadı..Yuşa a.s:” gelin ve elimi tutun” dedi…geldiler.. birkaç tanesinin eli Yuşa a.s ın eline yapıştı…ve “ getirin ,çaldığınız malları” dedi..getirdiler.. öküz başı kadar altındı ve onu diğerlerinin yanına  koydular ve Yuşa a.s  duasını yaptı.. Allah onu kabul etti..neden? çünkü o zamanki insanlar  mal sahibi olup onu doğru değerlendirip kullanma seviyesinde değildi..ya bugün, bugünde öyle insanlar yok mu?. var tabii..bazı insanlar vardır, trilyonla meşgul olur ve şaşırmaz.. bazı insan vardır ,cebine iki günlük haçlık koyunca yürüyüşü değişir ..demek ki o, paraya sahip olamamış ve para ona sahip olmuş, gelişmemiştir..algılayamıyor.. mala yaklaşımı yanlış.o kişi elindeki imkanı, saltanatı kullanamaz..bu ilkel toplumlara mahsus dur..sen o adamı bir makama getir bak !!.hemen asar, keser..bakın ilkel kalmış toplumlara.. işte onlar da böyledir ..diktatörlükler böyledir..neden?. mana ile özgürlükle hürriyetle hareket etmesini beceremezler..konuşarak, diyalogla anlaşarak çözümler üretemezler..geri kalmış toplumlarda ise hep silah, sopa ve diktatörler,darbeler ortaya çıkar..Ortadoğu ve Afrika ya bak ..pek çok ülke neyle idare ediliyor.?. dikta ile.. bunların arasındaki köprü ülke Türkiye ise, yeni yeni o şeylerden kurtulmaya çalışıyor…insan onur ve değerini kavradıkça baskılar da  kalkar..

bugün biz hata işlediğimizde; eski toplumlar gibi bize de işaretler yapılsa, biz perişan oluruz..utancımızdan mahvoluruz..bu anlayan için asıl cezadır..işte bu tekamülümüz yüzünden Allah bize o cezayı yapmaz..”Allah’ın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur”=yani Allah şöyle der:”ben sizi muhatap kabul etmiyorum” = bu sözü algılayabilene :”keşke beni muhatap kabul etse de, dövse” demekten daha ağırdır..hatırlayın ..Tebük Seferindeki olayı..çok ağır bir savaş..ihtiyaçlar fazla.. gücü yeten herkesin katılması istenmiş,ilan edilmiş..birkaç kişi katılmadı..yalan yanlış mazeret beyan ettiler.Allah Rasulu:”sizin için Allah karar verecek” dedi…oysa bahanesini doğru konuşup, nefsimden gelmedim diyen  biride oldu.. dedi ki: Sen beni biliyorsun..benim normal şartlarda hiçbir şeyim yolunda gitmezdi..ama ne zaman savaş çağrısı geldi, tüm işlerim düzeldi.. bolluk ve zenginlik, rahatlık geldi.. işte bende nefsime uydum, gelmedim dedi..hz Peygamber, ona :”Ben le konuşma “dedi..ve :”yeryüzü bu kadar geniş ama onlara mezardan daha dar geldi “diye inen ayet tecelli etti..tam 50 gün çile çektiler ..onlarla hiç kimse konuşmadı..ayet onlara ,50 günden sonra indi..o adamlar; hz Peygamberin dizi dibinde,birebir, çok yüksek bir eğitimden geçmişlerdi..onlara küçük bir laf binlerce ton gibi gelirdi. ..“Allahın ipine sarılmaktan başka yol yok” biliyordular..onların o hali saf bir çocuk gibiydi..mesela küçük bir çocuğa biri “küstüm” dese o alınır ağlar..biz güleriz.. anlayamayız..oysa o çocuğun yerine kendinizi koyup, ona, o sözün yaptığı tesiri düşünün birde..

… “aranızda böyle şeyler olunca hicret edin” der ayet..yani onla arandaki ilişkiyi kes, ayrıl..ki; o kişiye, bu normalde kızmaktan daha çok dokunur..sade o moral yerine gelsin diye, nasıl gönül alacağım diye düşünür ve bir şeyler yaparsın..yani mana her zaman maddeyi büker-ezer-kırabilir.. etkisi altına alabilir..o yüzden manası yüksek toplumlar geri kalmış toplumlardan çok ileri olur..biz bu manayı bir yakalayabilsek: entrika, şantaj, derin devlet, mafya,faili meçhullerle, baskı ile bizim işimiz olamazdı..

Kazan Türklerinden büyük bir alim vaktiyle Finlandiya ya hicret ediyor..Musa Carullah. hatıralarını yazmış:”güneşin batmadığı yere trenle gideceğiz..ben acemiyim ve durakları seyrediyordum..insanlar alışveriş noktalarında(dükkan sahibinin olmadığı duraklardı bunlar) paralarını veriyor ,bozuyor, alacağını alıyor, vereceğini veriyor ama satış yerlerinde kimse onlara bekçilik etmiyordu.. hakka hukuka daha riayet ediyorlardı.. bunlar bizden daha Müslümanlar” dedim..insanın onuru ,şahsiyeti, hakkı diye bir şey vardır..işte bu hak için ölsen şehitsin..bizde ise hiç kıymeti yok ..neden?. geri kalmış toplumlar olduğumuz için..geri kalmış toplumlarda hakkın ,hukukun, bunların hiç değeri olmazda ondan..can gider.. mal gider.. kan akar.. tecavüzler olur.. biz de ise hiç..halbuki ayet derki:” bir damla kan haksız yere, yere düşse arş titrer”..bir defasında Cebrail as. Taif ‘e Allah’ın emirlerini anlatmaya gitti..çocuklara O’nu taşlattılar..ayaklarından kan çıktı..Cebrail a.s ” ben arşın altında iken  Allah c.c dedi ki:”Muhammed’in üzerinden bir damla kan düşmek üzere, çabuk onu tut ..eğer o kan yere düşerse ,izzetime yemin ediyorum ki dünyayı helak edeceğim”..arkadaşlar!!.. bu sadece O’na mahsus değildir..hangi mazlumun kanı yere düşerse aynı şey her an olur..

SORU:Rabbimizi  nasıl tanıyacağız, nasıl yöneleceğiz?...
cevap: dediler ki?” Rablerinden bir delil inse ya! (peygamber olduğuna,kitap ve ahretin, cennetin, cehennemin varlığına bir delil olsa ya”…ayet derki” dinleyenler ancak uyabilirler.”. Rabbi  tanımanın 1.yolu Rabbi dinlemektir.. 2. yolu da bir delile tutunmaktır ..ayet zaten sıralar..ama adam dinlemediği için delile de tutunamıyor.. bu sefer elindeki delilin delil olduğunu anlayamadan, birde delil soruyor..ayet:”Allah her ayeti indirmeye kadirdir”.. ama onların çoğu, ayetler onlara inmiş, konuşuyor, farkında değiller..mesela hakim,  önündeki dosya da deliller duruyor.. ve o:delil yetersizliğinden dolayı, katili, zalimi bırakır gider..eğer o, önüne konan dosyayı düzgün incelese idi ;o dosya ona konuşurdu ..delilleri okur, adil karar verirdi..ben, insan olarak etrafta cereyan eden olayları dinlemeyi bilsem mesela; her şeyin konuştuğunu –delil ile anlattığını bilirdim.. Aristo: felsefe,bu kadar muazzam bir kainatın karşısında, insanın saygılı şaşkınlığıdır der..kendindeki 4 merhaleyi anlatır aslında..1.yaratıldığını..2. gereğine hayranlığı ve saygı göster.. bu imanın kendisidir.. yani takvadır..insana ve hayvana tüm mahlukata gereken sorumluluğu yerine getirme bilincine takva denir..sen, o varlığa karşı vazifeni yerine getiriyorsan:  Allah’ın Kitabını Okuyorsun demektir…

Allah:” bu kitapta zerre kadar şüphe yoktur..o zaman öyle yaklaş..seni basiret üzere davet ediyoruz “der ..körlüğe cahilliğe davet etmiyorum der ..Allah derki:” biz gören için bütün ayetleri koyduk”..ama adam bilmiyorsa anlamıyorsa.. biz, ona, ölüyü mezardan kaldırıp önüne koysak yinede derki :ben herhalde hayal görüyorum, büyülendim “..demek ki Rabbi tanımanın 1. yolu dinlemek..eğer dinleyemiyorsan delilleri de tanıyamazsın..halen delil arar durusun..her taraf ayettir..hangi aldığım verdiğim nefeste delilsiz bir şey yok ki..bu yüksek seviyeden bakışın yoludur..Tolstoy derki :ben sevgiyi Allah’a giden yol olarak gördüm, sonra müslüman oldum ..onu da köylülerin arasında (karşılıksız sevgide)öğrendim..”mükemmellik denen bir şey var, işte O sadece Allah” der bir felsefeci..

oysa biz Allah’ın sevgi, doğruluk, fedakarlık esmalarını biliyoruz ama yinede o herhangi tek manadan Allah’a gidemiyoruz..oysa tek manadan Allah’a gidebilmeli adam..o tek mana tüm manaları toplar..bu mana olarak da, şekil olarak da aynıdır..mesela Adem’den beri hepimiz aynı şekil içinde, aynı mana içinde dönüp duruyoruz..aynı semayı ,aynı semahı, aynı zikri yapıyoruz.. bunu şimdi iyi  anlayamazsan farkına varmazsın..zannedersin bir uzun hayat ve kimsenin kimseyle alakası yok ..kesiklikler var.. öyle değil.. aynı bir deveran- daire içinde, hepimiz birbirimizle bir alaka içinde, zikir içindeyiz..beraber semah çekiyoruz..bu fiziken de, manen de böyle..mesela bir cenin yaratıldığında;taa Adem’den beri tüm nesilden,her baba, her anneden geninin örneklerini  ala ala getirip ,oranlı şekilde o çocuğa koyuyor..gen haritası çıkıyor ya şimdi.. henüz daha başındalar..ileride Adem’e dek neslini, dedelerini çıkaracaklar..gen haritası deyince her olay biti değildir.. fizikte öyle..

mesela kuantum fizikte bir merhale var: anlayabileceğimiz haliyle İRADE = YOK yada VAR..  yanii..sen o iradenle tüm alemi tutabilirsin..hani senin iraden yok mu? Kardeşim, iradene sahip olsana var ya? bir atom patlattığında nasıl her yeri altüst ediyor.. illa patlatma!!… enerji olarak yayıl da, her yanı aydınlat..şimdi size bir şey söylesem:)  deprem oluyor ya; yemin ederim bak, adam bakışı ile yırtılmak üzere o yakaları-fay hatlarını tutuyor..ama senin buna aklın ermez!..sen buna safsata dersin!..doğru.. safsata deme hakkına sahipsin…Allah’la beraber olma diye bir merhale var..adama baksan zahiri şartlarda, belki burnunu temizleyemez ,belini kaldırıp yürüyemez ..ama o bu işi o zahiri şartlarla yapmıyor ki..o kalbindeki o yüksek irade ile yapıyor..onda yüksek sevgi,fedakarlık var ..bütün mahlukatı kuşatıyor.. o sevgi herkese, aleme yeter..şimdi bize o irade verilse, kim bilir neler yaparız ..herkesi şantajlarız mesela..neden biz  öyle olamıyoruz?.. çünkü biz o konuda ehil değiliz..Allah “emanetleri ehline veriniz” demiş..Allah, bizim gibi bel kırana, çalana, çırpana, baş kesene emanetini verir mi?..mesela şu an saat diyelim ki 03 oluyor.. sabah saat 8 e kadar.. gök kapıları açılıyor..7 kat göğe- yere git gel..işlem yap..orada ilmin merhaleleri var..yapan var..ama o kişi buraya indiği zaman, burada kötülük gördüğünde ki halini bir düşün…  Peygamber, oturduğu yerden başka ülkedeki savaşları canlı izleyip arkadaşlarına anlatmıyor muydu..bu iş herkese mahsus dur.. “insansan” manasını yakalamış olana mahsus..yoksa insan suretindeki hayvana değil..Bismillah diyoruz ya= Allahla olan adama mahsustur bu manalar..cevizin özüne geldiğinde; Allah’ın manası ile, nefesi ile, seninki aynıdır..bu kadar büyük sermayeye sahibiz, Allah’a şükür yok.. neden  sermayemizi çarçur ediyoruz?..dinleme konusundaki noksanlığımızdan delilleri göremediğimizden-anlayamadığımızdan..

…..arkadaşıma gidecektim.. ona dedim ki: şimdi annen bana şöyle diyecek..” hocam Hızır a.s söyle de bana bir söz söylesin de uygulayayım”..bende ona diyeceğim  ki:” Hızır’ın sana söyleyeceği söz Kur an ayetlerinden başka bir şey değildir ki..Hızır’ın bir sözü, Allah’ın ayetlerinden daha mı değersizdir ki …o da Allah’ın bir kulu…eğer fedakarlığın yoksa kendinden veremiyorsan Allah ta var olamazsın…Allah la senin aranda nefsin duruyor..şimdi sen, diyelim ki Allah’tan delil istedin ve Allah sana bir gece dedi ki : “kulum kalk.. beni sakın unutma.. her gün, her an beni aklında tut, an,kötüye bakma. harama dokunma..hemen kalkarsın “elhamdülillah”.. ben Allah’tan mesajımı- dersimi aldım dersin..ya huu!. Adem’den beri bunu söylüyor Allah…sen Allah’ı unutursun ama O’nun unutması mecazidir.. O hiç unutmaz...”kul günah işler ve derki :Rabbim beni affet..ve Rabbi der ki: kulum Beni tanıdı”.. bu hadistir....bu  Allah’ın bize verdiği değerdir..bazen biz hiç farkına varmayız.. neredeyse Allahlığa soyunuruz..”bende yapıyorum işte” deriz..bazen de cahillikle bunu yaparız..her iki durumda da  gafletteyiz ama cahilin(bilmeden yapanın) açıları ve bilgili inatçı kişinin değerlendirmeleri farklıdır..

şu yerlerde, göklerde uçan kuşlar var ya.. onlar bile başlı başına bir ümmettir..başları var.. kanunları var.. yani sizin neyiniz varsa onlarında vardır..yeter ki sen araştır, dinlemeyi öğren..bir defasında ramazanda itikafa girdim.. 10 gün kur an dan sadece bir ayete bakıp onu düşündüm.. aynı ayeti ne kadar okursan oku, hep yeniden farklı bir mana ile okursunuz ..hep o ayetin manası açılır, hatta gözünle görürsün.. Atlas- Hint okyanusu böyle gelmişler, serum iğnesinin deliğinden  geçmeyi çalışıyor..senin anlayış imbiğin o kadar ince diye düşün.. manayı da öyle okyanuslar gibi çok..kaç zamanda geçer o mana ?o zamanlar geçer, biter..  manalarda geçer.. ama yinede mana bitmez..Allah derki: benim ayetime mana vermek istediğinizde bütün okyanusları 7 defa doldurup  boşaltsanız mürekkep diye.. kalemler biter.. mürekkep biter.. benim sözümün manası bitmez der..ama bu nasıl olur?..her kul kendi dinlemesi oranında farklı anlar.. ne kadar  dikkatle bakıp izliyorsa,ne kadar ölçüp biçmesi hassassa o kadar mana alıyor.öbür türlü ,”aa.. öyle.. dedi.. der”… işte o kadar dinlediğin için aldığın manada o kadardır.

“bizim ayetlerimizi yalanlayanlar aslında şuna benziyor der” ayet..şimdi bu ayeti şekillendirin..bir adam var..gözü kör, kulağı sağır ve duymuyor..gitsen yapışsan, kendince tehlikede sanacak ve korkacak..diyelim bir tehlike var.. araba çarpacak. anlasın diye çekiştiriyorsun.. ama adam anlamıyor..hz Peygamber şöyle demiş..”Benimle sizin aranızda ki örnek şuna benziyor.yanmakta olan bir ateş var.. Ben sizi eteklerinizden çekiştiriyorum.. siz ise o ateşe atılmak istiyorsunuz?”işte böyle kör sağır bir adama ne yapacaksın.? senin onu kurtarmak istediğini anlamıyor ve itiraz ediyor .ne yapacaksın?..dinde zorlama yoktur..irade ile olur..çünkü o gerçekte kör ve sağır değil..gözünün kulağının,ruhunun aklının gönlünün değerini vermediği için yok hükmündedir…

….böyle insanlar için ayet derki:o gün, o cehenneme gitmiş perişan haldeki kişiler diyecekler ki “o gün dinleyebilseydik, dinleyenlerden,dinlediğimizi aklımızla değerlendirebilseydik, şimdi bu ateşte olmazdık”…Allah onları akılsızlar  hükmünde değerlendiriyor.. ama gerçekten akılsız- deli- algılaması yok hükmünde değil..aklı var onun.. verilerinin değerini vermiyor..hakikate gözünü kulağını kapatmış..sen böyle adamı Allahın yanına dik, o gene derki; nerde Allah, nerde Allah?...bunu şekillendirdim ki, o adamın halini  anlayabilelim diye..Allah onlara sonra derki..”bir gün perişanlığa düşseniz o zaman kimi çağıracaksınız?”o yüzden daima temiz düşünüp temiz hareket edelim..kimle karşılaşırsak karşılaşalım onların hayrına düşünelim.bencil kişi Allaha katiyen yaklaşamaz...

kişinin hali, vakti,,her şeyi yolundaysa, o lezzetçidir..lezzetçiler az gelişmiş toplumlarda değil çok gelişmiş toplumlardan çıkar..ve insanoğlunun lezzetlerinin sonu yoktur..ve hayat bu uğurda heba olur gider..Allah, böyle haldeyken:” beni unutuyorsun, ama elinden en ufak bir şeyi aldığımda o zaman beni anıyorsun” der..Allah’ü Teala kendisine giden bütün durakları insanın kalbine işlemiştir..ondan dolayı da Allah, kendinden başka hiçbir lezzet durağını kalıcı yapmamıştır…o lezzetlerin kalıcı olması insana ihanettir aslında..insan aldığı lezzetten sonra ondan bıkmaya başlar..onun alameti, tüm lezzetleri deneyerek bırakacaktır..ve en son durağa Allah kendisini koymuştur..”kalpler ancak Allah la mutmain olur”..onun dışında hiçbir obje ile durmaz..sürekli gitmek- yükselmek ister..” gitmek istiyorum.. hiçbir şeyden lezzet alamıyorum” der..o yaşadığı her şeyi sıfıra iter..tüm lezzetleri tattıktan sonra nefret edip bıkacaksın..sonra bu yolun iki çıkışı vardır..ya sonsuza ulaşıp kalbin tam huzur bulacak mutmain olacaksın …yada bu dünya hiçbir şeye yaramıyor dersin, intihar edeceksin..insanların çoğu böyle yapmıştır ve yaparlar..Tolstoy derki :ben intihar edecektim fakat cesaret edemedim ..av silahlarımı saklardım ki kendimi vurmayayım diye.. o 46 yaşından sonra Müslüman oldu..o yaşa dek hep hafakanlar geçirdi..

Allah burada şunu işaret eder..senin fıtratına Ben bu yolu zaten koymuşum..sıkışınca hemen kimi çağırıyorsun? ..Beni.. anla ki ,Ben, senin damarında nefesinde varım..o lezzetler bunu perdeliyor..bunu hepimiz yapıyoruz..her insan böyledir..bu unutup hatırlamalar da anlatır ki insanoğlu kıymet bilmez..ayet”:o gün bu nimetlerden sorulursunuz”….ama dinleyene göre bu ayet değil mi?her şey bir nimettir..”ne kadarda az şükrediyorsunuz*
bir kardeşimizi gördüm..kolları bacakları kesik..yürümesi yuvarlanma şeklinde.. kolları bacakları ilk kesildiğinde Allaha hep sitem ediyordu..sonra ise o olayı anladı ve şükretmeye başladı.. daha sonra ise  şükrünü eda  edememenin acizliği ile yalvarıyordu..engelliler ne der bize?..bize acımayın,bizde sizin gibiyiz,,bize kendiniz gibi davranın ve bize iş verin..biz mutluyuz derler..onunla konuş bak, o, senden daha mutludur.. çünkü biz onların frekansını anlayamıyoruz.. onları kendimiz gibi sanıyoruz..şöyledir o kişi; hangi konumda olursa olsun hep şükrünün ne kadar aciz olduğu halindedir..ya öyle şey olur mu deme..o sana göre öyle..olacak en kötü halde bile şükrümüz yetersizdir..her şey nimettir.. nimetin içinde yüzüyoruz algılayamıyoruz..mutlu değiliz biz..tüm sıkıntılarımız bu yüzden. böyle insan terörist olur ve insanlara hep zarar verir..bir dükkanda ne varsa kokusu odur, satacağı malzeme odur..mutlu insandan zarar gelmez..

her şey bizim mutluluğumuz-hizmetimiz için yaratılmıştır.yerde gökte ne varsa..cennete bile arz denilir.. göklerin genişliğine bile…arz demek:” aman olarak bir insanın dayanabildiği, oturabildiği alandır”.. yani bir insanın hayatını sürdürebildiği her yer. ve içindekileri sana hizmet için yarattım der Allah..eğer o nimetler bizi mutlu etmiyorsa o sendendir..yani o eşyaya yaklaşımı-nimeti  algısı yoksa, ne kadar çok eşya- nimet olursa olsun o kişi mutsuzdur..

…dedim ki Rabbim, bana evladını kaybetmiş bir babanın halini göster.. bir baktım ki sanki kalbine bir bıçak saplanmış, böyle aşağıya dek o kesilmeye devam ediyor.. işte evlat acısı böyle..Rabbim dedim birde ,babasını kaybetmiş evladın halini göster..birden bizim memleketteki dağı gördüm..buradan oraya dek dağ.. işte o  sırtını yaslandığın dağ kalkmış oluyor..sosyal çevrende bu dağa benzer..sen sosyal çevreden ayrılırsan kendini “ paaatt “diye düşmüş görürüsün..eşi ölen bir insan neye benziyor dedim..?aynı anne  babasını kaybetmiş kişiye benzer….en kötü evliliklerde de böyledir..o zaman elden çıkmadan varlığın kıymetini bilmek, her şeyi üzmemek lazımdır..

hayat iki uçludur..bir ucu hoşluktur diğeri sevmediğiniz şeylerdir..ama bunlar olaylara vakıf olmak için gereklidir..bu uyarı ve dürtülmedir..lezzetçileri imtihanlar uyarır..şöyle derler.. kişi daima kendine eziyet ede ede Allaha gidebilir..  ya da, aç susuz kala kala Allaha gidebilir ve kişi ,lezzetleri tada tada da Allaha gidebilir.hepsi doğrudur..nimetler insanlar içindir.. onları yerli yerine kullanamadığın da kötüdür..kalpleri taşlaşmışlar : hadiseden manayı çıkaracak olan kişinin duygularıdır..kişi duygularını kaybettiyse, onun maddesinde de bir  şey çıkmaz..aslında taşın toprağında duyguları var..bizim frekansımız  farklı ise onların duygularını anlayamıyoruz..adam düşünün, babası ölüyor arıyorlar ve diyor ki:” ya siz ilgilenin, benim işim var”.. ya kardeşim, bütün ilişkin senin işin mi? hiç mi sosyalliğin duygusal alanın yok.. o iş seni bitirir ve tek bırakır..insanlar seni dışlar ve yalnız bırakır,senin insan olmadığını düşünür.. o tür bir insan kim bilir işçisine, evladına, ailesine nasıl davranıyordur..biz duygularımızla insanız ..vefa temeldir..biz değerlerimizle varız..kişide vefa yoksa, değer verme yoksa ,utanma duygusu yoksa, o insan gerçekten çürümüştür.. o kişinin kalbi ölmüştür..tüm lezzetleri bile sürsen ters algılar.. sıkıntıları ver uyarmak için, kalbi algılamaz artık..Allah:”onların kalplerinde hastalıklar var” der..doğruyu yanlış- yanlışı doğru algılar..yeryüzünde fesat çıkartma, bozgunculuk yapma desen, derki;hayır, ben düzeltmeye çalışıyorum.. sen anlayamıyorsun..problem arka planda..kalbin katılaşmasının arkasında şeytanın onu süslemesi de var..ama bunlar hep imtihan için..

her şeyin güzel olduğunu düşün.. her şey güzel ve doğru.. hadi sizi imtihan ettim.. böyle imtihan mı olur? o oyun eğlencedir..imtihansa  eğer;ciddi soru ve onun seçenekleri vardır..ve sen seçeneğini aklınla,  kalbinle, iradenle  kendin seçeceksin.. bir insan ne kadar olaylara hassas davranırsa,  o hassaslığı ona uyanıklılık sağlar..mesela olayları duyar duymaz ,hadise kendiliğinden şekillenmiş gibi, o olayı çözer..kişi bu  hassas bakışa sahip değilse zaten unutur..olayın başı ile sonunu unutur..Allah derki: “verdiğim nimeti beni unutacak şekilde sevme..beni hatırlayarak nimetten faydalanırsan o zaman unutmazsın”..sevdiğin birini ona ait hiçbir şeyi unutmazsın mesela..unutmayı bırak dilinden düşmez ki zaten.. neden?önemseme oranına kadar hafızanın-kalbin ezberleme  kuvveti- derinliği vardır..beynimizde kanallı bölümler vardır..orada muhafaza olur..kişin kendi bedeni üzerinde de yaptırım gücü var..insan iradesinin yapamayacağı güç yoktur..isteseniz: ben bu dağı kaldırırım diye inansanız, kaldırırsınız başka yolu yok..Allah derki:” eğer inanıyorsan sen üstünsün”..

..oğlum sordu…”baba,sen hep dersinki: “Allah’a inanıyorsan üstünsün”…ama Müslümanlar hep geri,neden?”..eee.. oğlum diyorum.. gerçekten inanmadıkları için, ağızları ile söyledikleri için… Allah derki:” ağzınızla söylemeyin ,kalbinizle söyleyin..adın mümin kendin kafir..bu nimetin kafiridir..fıkıhta şöyle kaide var.bir ameli kafir bir de imanı küfür(Allah ı inkar )..bizlerin çoğumuz nankör- ameli kafiriz..nankör= ekmeği -nimeti görmemek demektir..atalarımız yerde ekmek bulur bismillah der ve yükseğe kaldırır..yada bismillah der, onun mikrobu bile şifa olur..onun için edebiyatçılara çok iş düşüyor..bir kelimeye başlı başına makale yazılmalı..çünkü toplum bilinçlenmeyle ortaya çıkar..bilinçlenmiyorsa kuru kalıptır..milyon tane ağacı kes.. yan yana koy.. bitti..lezzetçiler için ayet:”her şeyin kapılarını onlara açtık..ve onlar şımardılar..hiç ummadıkları anda da onlara sıkıntı geldi…omuzlar düşük.çehreler kara ve beller kırık”..işte sen bu ayetten mana çıkaramıyorsan aynı eski kavimler gibi şekle düşersin..o zaman sen hala anlamıyorsan, bunca asrın ne kıymeti var, senin kıymetin ne?..sen manadan anlamıyorsun..

insanoğlunun yeryüzündeki hayatı 350 milyon senedir var..bu zaman içinde geçen her nesil baz olarak insan..ama şekil olarak farklıyız..kafası kare şeklinde adam düşününüz..o bütün gıdaların, atmosferdeki şartların, değişiklikleri ile insanoğlu şunda bu şekilde.. ama temel DNA da aynı.. insanın algılaması tabili bir değil ama şekle takılır ve manayı çıkarmazsa taa 350 milyon yıl öncesine düşer..Allah iki  tür ceza  verir..1. manevi ceza..bunu bilgisi çok olana uygular..fiziki gücü arttıkça ona da 2. fiziki ceza uygular..

ben artık Mehdi oldum, ben Peygamberim, ben Cebrail im ,hatta ben Allahım diyende çıkıyor değil mi?.. oranın ismi ile algılandığı makamlar alemi vardır..o  alemde; orada ki herkes, o isimle anılır..mesela Cebrail makamında herkes Cebraili dir..diyelim ki misal alemine intikal ediyorsun…İsa makamındasın orada herkesin adı İsa..sen İsa olduğun için değil..orada Ahmet Mehmet yok ki..o makamdan dolayı…çocuk: “bugün Ahmet benim gibimi?” …evet..şöyle düşün.burası İstanbul ya.. burada diyelim kimse senin adını sormuyor.. kimse kimseden endişelenmiyor ve korkmuyor.. o zaman ben, neden o kişiyle ilgili bir şey sorayım ki..insanın endişeleri, bürokrasiler, hep karşı taraftan korktuğundan dolayıdır ..ama misal aleminde böyle problem yok ki, soru olsun..orada hangi makamdaysan o makamın adını söylersin.. mesela İstanbullu dersin..kişinin hatası şudur..dünyaya geldiğinde ben mehdiyim, ben İsa yım der..belki o anlamda söylemiyordur ama duyan öyle anlamıyor..

çocuk:eski Mısır’da, Tutankamon’ un lahti .. 7 tabut iç içe ve her birinin dış yüzünde farklı bir sureti var..en üstte anka  gibi..ve taçlarında o daireyi çeviren kobra var ya.. işte o Erzurumlu İbrahim Hakkının Arş tarifine benziyor..asası filan..bir de onların ölüler kitabı var ya.işte kişi ölür ve” Ba” sını açarlar..kurt suretli tanrı onu alır..rehberi eşliğinde sorgulanır..kalbi bir terazide bir kuş tüyüne karşılık tartılır..kalbi daha hafif gelirse o,bir  sandala bindirilir ve gökteki yıldızına götürülür.. onlar da bu ilme sahipti. bunları konuşalım mı?birde Sümerlilerinde aynı bilgiyi bildikleri var tabii.. en eski mağara resimlerinde de denizden gelen sandallı bilge adamlar ın yıldız ilmini, tarımı öğrettikleri var..ve  noktalar… daireler… helezonlar var..tüm eski uygarlıklarda efsaneler ve bu resimler hemen hemen aynı…

hoca:bir kişin keşfi açıldığında  her bir insanın bilgisi oranında o misal aliminden  bir lisan verilir..o algıladığı  dil üzerinden gördüğünü de  kendini de tarif eder.. ( bir şeyi öğrenmek istediğinde önünde tv gibi ekran açılır ve tüm detaylarıyla olayı izlersin..hangi tarih olursa olsun)mesela misal aleminin bir parçası rüyalar alemidir..burada hoca kağıda düz  çizgi çekiyor.. bir yanı – bir yanı + ve  iki çizginin tam ortasına 0 yapıyor..ve anlatıyor..biri bir rüya görse.. gidip de birine anlatsa.. o kişi de tabir etse , o kişi ancak kendi bildiği -temsili kelimelerden tabir eder.. diğeri de kendi bildiği kelimelerle tarif eder..+ ve –ikisi de doğrudur.. ortadaki 0(sıfır) a kadar.. binlerce noktada anlatılanlar da doğrudur..0 da- irşad makamında kişiye :o kişi ne gördü, onun maslahatına, onun hayrına en doğru ne ise o söylenir..

Sümerliler o makama kendilerimi geldi yoksa araştırmalarıyla mı gelmişler..o anlattıklarını  onlara öğreten bir peygamber ya da velidir..o ilim, kendilerine ait değil..ve o anlatılanlar ise sadece o velinin, kendi ilmi kadar  gördüklerindendir. hepsi  değildir. insanlık ortak bilgiye sahip esasında..Sümerler dediğin Adem’in kaçıncı torunu.. insanlık ortak bilgiye sahip..yeryüzüne ilk bilgi zaten ilahi olarak geldi..o bilgi de nefislerden dolayı karışıklıklar oldu..insanların hepsi birbirleri ile irtibat halinde zaten.. lisanlarda da ortak kelimeler var..hangi ülke daha baskın ve üretkense onun egemenliği sürüyor.. onun dili ortak dil oluyor..bugünkü tv ve bilgisayar gibi.. ilk insan başladığı zaman daha sonra çoğaldılar ve koptular, zamanla ilkelleştiler.. Allah, zaman zaman bu toplumları peygamberler, melekler,  Hızır, İlyas’la,  bazı ruhaniyetlerle  eğitiyordu..şu anda bile bu eğitim sürüyor..bir bakıyorsun bir bilim adamına.. bir yerden bir şey oluyor.. zaten o bilim adamı çalışıyordu.. onu hak ediyor.. ilham ediliyor ..Allah derki: ben göklerdeki ve yerlerdeki ve insanların içindeki  nefislerdekini açığa çıkartacağım”..kimin vasıtasıyla açığa çıkartacak? tabii onun bunun, teknik bilim merkezi, laboratuarlar  vasıtasıyla.. zaten birileri de destek verir..bazen bakarsın ki Avrupalılar bir film çevirirler.. nerden çeviriyorlar..şu anda dünyanın her yerinde 100. 000 ten fazla Hızır meşrepli eğitilen kişiler var…onlar eğitilirken başkalarına da fayda veriyorlar..kişiye bir şey verileceği zaman:bir şekilde misal alemine çekilir, yada der ki “kalbime geldi, o an” o bilgi verilir..zaten o adam, o işte bilgilidir.. formülün ucunu göster, onu hemen alır..o bilgili değilse ne kadar uğraşırsan uğraş , alamaz o bilgiyi..

bu alemde  her şey bir kalbin üzerinden hareket eder..Peygamber varsa onun kalbi üzerinden.. o yoksa  Peygamberin vekili olan Kutup dediğimizden.. ondan sonrada 300 ler  denilen Velilerle ..onlar yayın yapar ..ama onlar da yayını,” bir kalpten” alırlar… işin esası ise “ Allah’tan gelir”..

çocuk:tayyi mekan tayyi zaman?.. belgeselde izledim..bir bilim adamı bir kağıdı ikiye eğdi ..göz gibi..sonra bir kalemle en yakın yerini deldi..solucan deliği ile geçişlerin teorisini anlattı..ama o tarif benim dairelerime uymuyor..ben girdapları daha doğru buluyorum.   ...? birde  nefesi… birde  birkaç yıl evvel  izlemiştim. Bir Türk ilim adamı demişti ki; ileride kıtlık zamanları için, yiyecek ve fazla eşyayı depolamak için onları zerreler haline getireceğiz ve havaya asacağız..ne zaman lazım oldu düğmeye basıp hiç bozulmamış halde aşağı indireceğiz ve aynı şekilde kullanabileceğiz… ve bir başka bilim adamından da şunları duymuştum ki ,oda Türk tü..masaya suyu dökmüştü.. ve ..tek yaptığı işin o suya bakarak hayal kurmak olduğunu-bunun için para aldığını söylemişti..yani “ol “dediğinde o suyun ne olmasını istediyse onu ..bu çook genç bir adamdı ve Japon  uzay bilimi için çalışıyordu…?

Hoca:şimdi…o tarif doğru değil..1. bilim adamı ,bir teori makamındadır.. 2. de, iş olup bitince olayı açıklar..eğer bilim adamı kendisi yorumlayarak izah yapıyorsa -anlatıyorsa o gerçek değildir..bizim kuantum dediğimiz şey var ya ..zamanı ortadan kaldırıyorsun.. var- yok dediğinde zaman algılamasını ortadan kaldırıyorsun ..çünkü kuantumda iki açı vardır: “yok- var”….. yok dediğinde yok sun…var dediğinde varsın ..”zaman yok “dediğinde sende yoksun… çünkü sen zamana göre ayarlısın şu anda…bu şartlarda değilsin..yani şu saatte şuraya gittim.. bu saatte buradayım yok..o zaman,” zaman yoksa mekan da yok”... işte lamekan denilen yer.tamamen Allahla berabersin...orada ne yaparsan yap iradenin üzerinden iş görürüsün..hani filmlerde görürsün ya Alaattin in lambası var..işte o gerçek..ama o iş olsa da, o işi o kişi yapmış olmuyor..

çocuk?..evet..lamba doğru..insan nefes haline gelip başka yerde nasıl bedenleniyor?.. nasıl yapıyor peki?..
hoca:bizim şu andaki  hücrelerimiz, Allahın nefesi olduğu zaman sonsuz oluyor..bir kaça bölünmüyorsun.. bir şey ki ikiye bölünüyor çoğa da bölünür.. o açıdan Allah bölünmez.. Allah’ı bölemezsin.. o yüzden Allah mahluk değildir..
çocuk:
hz. Ali’nin miracı.. son putu ..  ve bir baktı ki her şey O….tekrar geriye… bir den tekrar çokluğa dönmek büyük cihada gitmek …. ……? nefesin hakikati gibi hem tek- hem çok gibi..?

hoca: insanoğlu her şeyden bir şey yapacak, nefese çevirecek.. ve bir şeyi de her şeye çevirecek..bir nefeste her şeyi yapacak ve bu teknik olacak aynı zamanda ..yani herkes yapabilecek..işte o haldeyken de yine bir kesim diyecek ki: ben Allahım, onun gibi yapıyorum, Allah yokmuş da biz bilmiyormuşuz..bir kesimde: artık Allah’ı inkar etmek imkansız diyecek…..tavuklar… bir ara insanlar  tavukların yumurtadan ilk çıkma halinin ısısını ölçtüklerinde dediler ki: Allah yokmuş, biz yapıyormuşuz.. Allahın yumurtaya genleri ,sıcaklığı ile bu ilmi,  kanunlarını yüklemesidir..genler akıllı biliyorlar..aynı bizim gibi konuşuyorlar.diyelim vücuduna mikrop girdi ..diyor ki :”gelin askerler” ve direniyorlar, saklanıyorlar, saldırıyorlar..diğeri –mikroplarda saklanıyor, kana damara gidiyor..akıllı mikroplar şekil değiştiriyor.. ilaca bağışıklık kazanıyor..işte onun akıllı olmasından dolayı ..  olayların tümü böyle cereyan ediyor..her şeyi bir şeye çevirebilme haline geldiğimizde, yine, her şeyi Allahın kanunu ile yapmış olacağız..fıkrada anlatılır..o merhaleye gelmiş insan şöyle diyecekmiş :artık ben de yaratıyorum..Allah’ta:” hele dur.. önce bir kendi çamurunu yarat bakalım” diyecekmiş:)..insan kendi nefesinden yaratamayacak..biz Allahın nefesiyle O’nun nefesinin kanunlarıyla yapıyoruz bu işi..Allah’la beraber yapıyoruz..

çocuk: … duydum ki…bir bebeğin ikinci ayında yüzünden tüm bildik bilmedik akrabaların suretlerinin geçtiğine şahit oldum..çok hayret ediciydi..sevdiklerim ve sevmediklerim, kadın ve erkek..sonra annemi aradım ..eskiler derlermiş ki “bir çocuk 100 günde yüzlenir”   …….?

hoca: bütün çevre şartları ,güneş ,yediği gıda, her şey , etraf da alınan nefesten bile kişi etkilenir ve şekillenir..Peygamber demiş ki:”hiçbir insan yok ki doğduğunda şeytan ona etki yapmasın İsa hariç”..neden?Annesi hz İsa  doğduğunda, onunla toplumdan uzak bir yere gitti ..zaten annesi de ruhaniydi..o ağladığında atmosferi de  çevresi de tertemizdi..mesela Ademle irtibat kurarsak.. O’nun hayır nefesinden her birimizin bir payı var. Kabil’in kötü niyetinden  de bize pay var..ondan dolayı Kabil’e de,yaptığımız her kötülükten pay var.. yaptığımız  iyilikten de  Habil’e..  veya o Peygamberlere bir pay var..zaten kim güzel bir iş yaparsa ona kıyamete dek güzel bir pay var.. kim kötü bir şey yaparsa ona da kıyamete dek pay var” anlamındaki hadis bunu anlatıyor....

Bazen için iyilik için yanıp tutuşursun ama insanların sana tutumundan o iyiliği yapamazsın… ..için yanıp tutuşur ..işte o kötü niyet.. o kötülüğün  de iyiliğe  böyle  etkisi vardır..iyi örnekten iyi -kötü örnekten de kötü etki vardır..nefsi temizlemek demek, nefsin kötü etkileri ve isteklerini silebilmek demektir.. cem makamına gelince silersin.. hz.İsa cem makamında doğduğu için= mürşid den doğma..ceme gelince nefsin etkileri silinir……………

 

 
 
Nur Cihan
20.10.2010
nuralem7@hotmail.com
http://sufizmveinsan.com