189. Bölüm


 

[BU FASS KELİME-İ SüLEYMÂNİYYE'DE MÜNDEMİC OLAN “HİKMET-İ RAHMÂNİYYE” BEYÂNINDADIR]

İmdi Sallallâhü aleyhi ve sellem'in hâli bu idi ki, ona "süt" tâkdîm olundukda: "İlahi, bizim için onda bereket kıl ve ondan ziyâde eyle!" der idi. Zîrâ, muhakkak onu "ilim" sûretinde görür oldu. Ve halbuki "ilim"den ziyâdenin talebi ile emr olundu. Ve ona sütten başkası takdîm olundukda: "İlahi, bizim için onda bereket kıl ve bizi ondan hayırlısıyla it'âm eyle!" der idi. İmdi Allah Teâlâ, bir kimseye verdiği şeyi, emr-i İlahi ile suâl sebebiyle verse, muhakkak Allah Teâlâ onu dâr-ı âhirette muhâsebe etmez. Ve Allah Teâlâ, bir kimseye verdiği şeyi, emr-i İlahi olmaksızın suâl sebebiyle verse, onun hakkında emr, Allah Teâlâ'ya râci'dir. Dilerse onu muhâsebe eder ve dilerse onu muhâsebe etmez. Ve ben Allah'dan hâssaten ilim recâ ederim ki, onu onunla hesâb etmez. Zîrâ Nebî'si (a.s.)a, "ilim"den ziyâdeyi  taleble olan emri, onun ümmetinin emrinin aynıdır. Zîrâ Allah Teâlâ "Elbette sizin için Resûlullah'da üsve-i hasene vardır" (Ahzâb, 33/21) der. Ve fehmi Allah'dan olan kimse için, bu teessîden a'zam hangi üsve vardır? (34).

Cenâb-ı Şeyh (r.a.), Sallallâhü aleyhi ve sellem Efendimiz'in (Peygamberimizin) âlem-i hissi (dünya âlemini) âlem-i hayâle (hayal âlemine) ilhâk edip (katıp, dahil edip) suver-i hissiyyeyi (hissedilen suretleri) te'vîl buyurduklarını (yorumladıklarını) diğer bir delîl ile te'yîd ederek (doğrulayarak) derler ki: Fahr-i âlem Efendimiz'e (Peygamberimize) "süt" takdîm olunduğu (sunulduğu, verildiği)  vakit ....................... derler idi. Çünkü sütün sûretini "ilim" ile te'vîl ettikleri (yorumladıkları) için, izdiyâdını (artmasını, çoğalmasını) taleb eylerler (isterler) idi. Zîrâ (çünkü) izdiyâd-ı ilim (ilmin artması) talebine (isteğine) me'mûr (vazifeli) olmuş idi. Fakat sütten başka bir şey takdîm olundukda (sunulduğunda, verildiğinde) ondan hayırlısını taleb ederlerdi. Ve ondan hayırlısı, ma'nâ-yı ilme (ilim manasına) dâll olan (işaret eden) "süt" idi.

İmdi bâlâda (yukarıda) îzâh olunduğu (anlatıldığı) üzere, Allah Teâlâ bir kimseye bir şeyi emr-i İlahisiyle (İlahi emirle) vâkı' (olmuş) olan talebi (isteği) üzere verse, o ihsânının (bağışın) hesâbını sormaz. Fakat emr-i İlahisi (İlahi emir) olmaksızın abdin (kulun) hod-be-hod (kendi kendine) vâkı' olan (oluşan) talebi (isteği) üzerine verdiği şeyin hesâbını dilerse sorar, dilemezse sormaz. Bunun için Şeyh (r. a.) buyurur ki: "Ben Allah'dan bilhassa ilim recâ ederim (umarım) ki, onu o ilim ile muhâsebe etmez (hesaba çekmez)." Çünkü Allah Teâlâ Peygamber'ine ilimden ziyâdeyi (ilmin artmasını) taleble (istemekle) emr etmiştir. Onun bu emri, Peygamber'in ümmetine olan emrinin aynıdır. Zîrâ (çünkü) Allah Teâlâ Kur'ân-ı Kerîm'inde "Elbette sizin için Resûlullah'da güzel ve makbûl (beğenilen) tarîk (yol) ve peyrevlik (izinden gitmek) vardır" (Ahzâb, 33/21) buyurur. Biz Peygamberimiz'in hısâline (ahlakına) iktidâ (tabi olmak) ve ona peyrev olduğumuzda, (onun izinden gittiğimizde) bi't-tabi' (doğal olarak) emr-i İlahiye (İlahi emre) tâbi' olmuş (uymuş) oluruz. Şu halde Peygamber izdiyâd-ı ilmi (ilmin artmasını) Hakk'ın emri ile taleb etmiş (istemiş) idi. İlimden ziyâdeyi (artmasını) taleb ettiğimiz (istediğimiz) vakit, biz de Hakk'ın emriyle taleb etmiş (istemiş) bulunuruz. Binâenaleyh (bundan dolayı) bu talebimiz (isteğimiz) üzerine Hak Teâlâ bize ilim ihsân etse (bağışlasa, verse) onunla muhâsebe (hesap) olunmayız. İmdi ilmin izdiyâdı (artması) talebinde (isteğinde) Hz. Peygamber'e olan emrin bize olan emr olduğunu, Allah Teâlâ'nın tefhîm buyurduğu (bildirdiği) kimse için, bu iktidâ (tabi olmak, uymak) ve peyrevlikten (izinden yürümekten) daha güzel ve daha azîm (büyük) hangi üsve (örnek olacak insan) ve tarîk (yol) vardır?

Ve eğer biz, makâm-ı Süleymânî'ye tamâmı üzere tenbîh ede idik, sen bir emri görürdün ki, onun üzerine ıttılâ', sana hevl verirdi. Zîrâ bu tarîkın ekser-i ulemâsı, Süleyman (a.s.)ın hâletini ve mekânetini câhil oldular. Halbuki emr, onların zu'm ettikleri gibi değildir (35).

Ya'nî biz bu fass-ı münîfde (kıymetli eserde) Süleyman (a.s.)’ın hâlet (durumundan) ve mekânetinden (kuvvetinden, gücünden) bir nebze (az bir şey) bahs ettik (anlattık). Eğer o hazretin makâmını tamâmiyle îzâh ede (açıklasa)  idik, muttali' olduğun (öğrenmiş olduğun) emr (husus), sana dehşet verir idi. Zîrâ (çünkü) ulemâ-i zâhir     (zahir âlimleri) şöyle dursun, bu tarîk-ı sûfıyye ulemâsının (tasavvuf yolunda olan âlimlerin) pek çoğu Süleyman (a.s.)’ın hâletini (durumunu, halini) ve mekânetini (kuvvetini, gücünü) bilemediler de, onun Rabb'i hakkındaki ma'rifetine (ilmine) muvâfık (uygun) olmayan sözleri söylediler. Ya'nî cenâb-ı Süleymân'ın Belkîs'e gönderdiği mektûbun başında evvelâ kendi ismini ve ba'dehû (daha sonra) ismullâhı (Allah’ın ismini) zikrettiğini (andığını) ve "Yâ Rabbi bana bir mülk ver ki benden sonra kimseye lâyık olmasın!" (Sâd, 38/3S) diye duâ etmesiyle de, mülk-i dünyâyı, (dünya mülkünü) mülk-i âhiret (ahiret mülkü) üzerine takdîm eylediğini (öne geçirdiğini) zannettiler. Halbuki cenâb-ı Süleyman, ism-i câmi' olan (bütün isimleri toplayan) ism-i Rahmân'ın (Rahman isminin) mazharı (göründüğü yer, mahal) bulunan halîfetullâhi-fi'l-arz (yeryüzünde Allah’ın halifesi) idi. Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz ............................ ya'nî "Allah indinde (katında) dünyâ, sivri sineğin bir kanadıyla vezn olunmağa (tartılmaya) lâyık değildir" buyurduğu halde, cenâb-ı Süleymân'ın bu kadar azîm (büyük, ulu) bir mertebeye nâiliyyetiyle (erişmesiyle) berâber, lâ-şey (pek değersiz) olan dünyâyı taleb etmesi (istemesi) nasıl tecvîz olunur (caiz olabilir)? Cüz'î (birazcık) bir mülâhaza (dikkâtlice düşünmek) bunun böyle olmadığını idrâk (anlamak) için kifâyet eder (yeterlidir). ............................... (Kâf;50/37).

Tercüme: "Ey Câmî (cem eden, toplayan), sus ki sırr-ı vahdet (teklik sırrı) kuş dilidir. Bu esrârı (sırları) anlamak Süleyman'dan gayrisine (başkasına) lâyık değildir (yaraşmaz)."

İntihâ: Cemâdi'l-âhire 335 ve 5 Yeni Nisan 333 Perşenbe günü sabâhı saat 1,5

Derleyen:
Asliye Tavşanlı
asliye@hotmail.com
İstanbul-25.09.2005
http://sufizmveinsan.com


Üst Ana sayfa e-mail