6.Bölüm


VERMEYİNCE MÂBUD...

Osmanlı Padişahlarından Sultan ll.Mahmud zaman zaman tebdili kıyafet eder , kontrollere çıkarmış. Bir sabah namazı vaktinden önce kalkar, nedimi ile çıkar, camiide namazını eda ettikten sonra bir kıraathaneye uğrarlar. Her taraf ter temiz, işleten işinin ehli , lâkin müşteri yok. Çay,kahve içerler , beklerler nafile. Ne gelen var,  ne giden. Sorar :

-Bu ne haldir ağa ?...  Müşteri yok !.. Her zaman böyle midir?...

-Ne bileyim beyim , rızkımız bu kadar demek ki.

-Çoluk çocuk var mıdır?..

-Ellerinden öperler beyim ... yedi tane.

Padişah düşünür , adamın gururunu incitmeden, kendini de tanıtmadan bir hal çaresi bulur :

-Bak ağa , ben varlıklı bir insanım. Allah’ın nasibini yoksullarla paylaşmaktan hoşlanırım. Çocukların uzun zamandır tatlı da yememişlerdir. Sana her gün bir tepsi baklava göndereceğim. Ailenizle afiyetle yersiniz , deyip , kalkıp sarayın yolunu tutar. Yolda nedimini tembihler :” Baklavanın her diliminin arasına , dışarıdan belli olmayacak biçimde bir altın koyasınız!...”

Aradan zaman geçer. Sultan yine bir sabah vakti o kıraathaneye uğrar. Eski hamam , eski tas!... Hiç bir değişiklik yoktur adamın durumunda. Sorar:

-Ne var ne yok ağa?... Tepsiler gelmiyor mu?... Yemiyor musunuz?

-Allah ömür versin beyim , her gün geliyor. Lâkin  ne yalan söyliyeyim , yemiyor , yanda ki ahçı dükkanına satıp , parasıyla eve nevale alıyoruz. Ama ne biçim tatlıdır ki ahçı gözü yollarda bekler her gün!?...

-Allah müstahakını versin. Neden beklediğini bir bilseydin!...

Garibana daha fazla eziyet etmemek için sözünün devamını getirmez . Kendini tanıtır ve ikindi vakti saraya gelmesini tembihler , uzaklaşır oradan.  Gelir adam söylenen saate. Padişah  hazinedarını çağırır emir verir :

-Bu adamı alıp hazine dairesine sokacaksın. Eline bir kürek vereceksin , altın yığınına daldıracak. Kürekte ne kadar kalırsa kendisine vereceksin.

-Ferman Padişahımızındır der hazinedar , sultanı selamlar , çıkarlar birlikte.

Hazine dairesine girdiklerinde ; gördüklerinin karşısında adeta dili tutulur adamın , titremeye başlar. Küreği alır eline daldırır altın yığınına , kaldırır ... İkisinin de gözleri fal taşı gibi açılmıştır. Gariban heyecandan küreği ters daldırmış , kaldırdığında yalnızca tek bir altın kalabilmiş üzerinde. Durum sultana haber verilir. O bir altını adama uzatırken söylenir :

-Vermeyince Mâbud , neylesin Sultan Mahmut!...

HEDİYE

Bir gün Sultan Ahmet, Aziz Mahmut Hüdâyi’ye  bir hediye gönderir. Hazret gönderilen hediyeyi şüpheli bularak geri çevirir. Padişah aynı hediyeyi bu sefer Abdülmecid  Sivâsi’ye gönderir. O ise kabul eder.  Gün gelir Padişah ile Sivâsi hazretleri karşılaşır , sorar :

-Size gönderdiğim hediyeyi daha önce Hüdâyi’ye yollamıştım lâkin kabul etmedi ?!...

-Padişahım , der Sivâsi hazretleri , Hüdâyi bir Ankâ’dır ki , lâşeye tenezzül etmez ...

Başka bir gün Hüdâyi hazretleri ile sohbette iken sorar :

-Geri çevirdiğin o hediyeyi Abdülmecid Sivâsi’ye gönderdim , kabul etti , deyince padişah , hesabı görüleceklerin kadısı Aziz Mahmut Hüdâyi hazretleri şu cevabı verir :

-Sultanım ; Abdülmecid bir deryadır ki , ona bir katre necaset düşmekle pislenmiş olmaz.

DÜNYA YALANI

Kenan Rufâi hazretleri oturduğu yerden pencereye doğru baktıktan sonra , orada bulunanlara :

-İşte size bir yalan : Falanca geçiyor , demiş , her kes pencereye üşüşerek dışarı bakmışlar. Bunun üzerine şöyle söylemiş :

-Sizlere , bir yalan dediğim halde yine dışarı baktınız. İşte dünya da böyledir.  Yalan olduğunu bile bile her cefasına katlanıyoruz.

HİKMET

Bir gün Hz. Ömer , kardeşi Zeyd’in katili ile karşılaşır , sorar :

-Zeyd’i sen mi öldürdün?

Olaydan sonra İslâmla şereflenip hidâyete ermiş olan Ebu Meryem :

-Evet , ama beni birazıcık dinlemelisin... Şayet Zeyd beni öldürseydi , benim bir müşrik olarak bu dünyadan ayrılmama dolayısıyla da cehenneme gitmeme sebep olacaktı. Halbuki , benim onu öldürmemle Allah şehitlik rütbesini nasip etti kardeşine ve cennete gönderdi. Bana da daha sonra iman nasip etmekle , müşrik olarak ölme azabından kurtardı. Böylece hem Zeyd kazandı , hem ben.

Cevabı dikkatle dinleyen Hz. Ömer :

-Evet , bu değerlendirme gerçeğin ta kendisi . Demek böylesi hayırlı imiş , der.

YENİ  YIL

Ömrümüzden geçen kısımda nice şeyler vardır ki , izi dahi kalmamıştır hafızamızda. Gönüllü gönülsüz , dünyaya ait her şeyle  vedalaşılacak o güne her an biraz daha yaklaşırken ... 2002 yılının , ebediyyen birlikte olunacak  “Dost”luğun şâhidi olmasını dilerim...

<Devam Edecek>

Yansıtan: Hamdi Canik
http://sufizmveinsan.com
01
.01.2002

 


Üst Ana sayfa e-mail