Kayıt için burayı tıklayın



(Bu Yazı 7 Ocak 2000 tarihli Akşam Gazetesinde yayınlanmıştır.)


utlak Yaratıcı Varlığın insanoğluna sunduğu en büyük armağanların başında, düşünebilen bir beyne sahip oluşu gelmektedir.

Zihinsel faaliyetleri olmayan beyin tasavvur bile edilemez. Akıl kıtlığı ise, patalojik hasatlıklar, ruhsal bozukluklar sınıfında yer alır.

Kesitsel algılama araçları dahi, aktif fonksiyona sahip olan beynin kontrolü altında, yani mutlak şuur kapsamında, görevlerini en iyi biçimde yerine getirir.

Beyin-Ruh ilişkisi, yaşanılan her anı Ruha yansıtırken, hafıza denen yöntem vasıtasıyla, bunları “replay” edip gözden geçirebilme şansına sahiptir.

İnsan hayatını etkileyen sayısız kareler ve anlar vardır.
Yalnız, bir kesit var ki,
çok farklıdır diğerlerinden...
O karede;
Buruşturup atabileceğin
veya özenle saklayabileceğin
duyguların,
değişik türdeki hatıraların,
kaybolmuştur.
Çoluk çocuğun,
sevgilin, yatırımların, saltanatın, şatafatın, pişmanlıkların, şikayetlerin, böbürlenmelerin, çekememezliklerin, öfkelenmelerin, hazımsızlıkların, dejenere olmuş benliğin, şartlanmaların, dolayısıyla değer yargıların, kısaca, tüm beşeri duyguların ve ilişkilerin varlığı asla hissedilemez.

O an,
“ölümün” sessiz davetiyesi gibidir...
Zaman durmuş,
adeta bitmiş, tükenmiştir.
Neyi Düşünebilirsin ki ?..
Tek ‘AN’ dır tarif edilmeye çalışılan; his aleminde bu olgu,
tek duygu ile resimlenmiş, insana gösterilmiş, yaşatılmıştır.
Korku ile sergilenerek...
Sanki,
ürperti yapan ses,
Salsala-i Ceres gibi...
”Mülk benim, dilediğimi yaprım!”
"Rahmetim anladığınız; algıladığınız gibi değil!"
"Benim her anım budur! Gafleti, benden perdeli yaşamayı benimsemeyin!..
Özünüzde ben varım.
Size kendimi hatırlatırım!"
dercesine...
O an, benliğimizde hissedildi.
Kudret'i yaşandı
Kâdir olduğu idrâk edildi.
Ve sadece seyredildi...
Zaten her an öyle değil miydi!
O, sınırsız Güç, deprem ile insanları uyardı; Birleştirdi...
Düşmanlıkları çözdü, uzakları yakınlaştırdı... Acımasızlığı, takdiri, hataları ve tevekkülü yaşattı.
Varlığa, varlıktaki yerini gösterdi.. "Yoktan var edildiğini, sonra tekrar yok olacağını; Bâkî kalanın Allah olduğunu" hatırlattı. Yaşanan, hissedilen, beş duyu boyutuna gelen her şey, tek kareye, tek an'a sığdırıldı. Zamanı olmaksızın...

Sen,
`O AN' ın içinde bir hiçsin...
Ama,
Hiçliğin ile değil;
Hepliğin ile ilgilenip kendini var sanıyorsun; öylece yaşıyor ve kabul ediyorsun.
Bu tecelli, Mutlak Yaratıcı katında tek bir defa oluyor..
Tecelli-i Vahid!... ile (Bkz Yasin/82) Yoktan var edilmiş, yani yaratılmış varlık için, Tek bir tecelli, ilminde...
Akıllarda artakalan ise şudur; `La havle ve la kuvvete illa bike..'
Havl ve kuvvet ancak seninledir...

Ahmet F. Yüksel  

  


Üst Ana sayfa e-mail