2. Bölüm

BAHÂΠ MÂBEDLERİ

Antartika kıtası dışında tüm kıtalarda Bahai mabedi bulunmaktadır. Bu binaların mimari yapıları birbirinden farklı olmakla beraber, ortak olan tek özellikleri binaların dokuz cephesi ve giriş kapısının bulunmasıdır. Bu yapı sistemi dünyanın dokuz büyük dinini sembolize eder. Bahai mabedleri her din ve ırktan insanın gelip kutsal yazılarını okuyabileceği yerler olmalarının yanı sıra çevrelerinde okul, yetimler yurdu, hastahane v.b yapıların da bulunduğu birer kurumdurlar.

HİNDİSTAN MABEDİ. Yeni Delhi’nin güneyinde Baha­pur’dadır. Mabed, sanat ve teknik yönüyle IFRAA mimari kuruluşu tarafından o yılın mimari ödülü ile ödüllendirilmiştir.

BATI SAMOA MABEDİ. Pasifik Okyanusu Bahai mabedi Batı Samoa’da Apio şehrindedir.

PANAMA MABEDİ. Latin Amerika ana mabedidir. Panama City yakınlarında Cerro Sonsonati’dedir.

ALMANYA MABEDİ. Avrupa kıtası ana mabedidir. Frank­furt yakınlarında Langenheim’dadır.

AVUSTRALYA MABEDİ. Avustralya kıtası ana mabedidir. Sydney dışında Mona Vale’ de bulunmaktadır.

AFRİKA MABEDİ. Afrika kıtası ana mabedidir. Kampala dışında Kikaya Hill’ de bulunmaktadır.

AMERİKA MABEDİ. Batı ana mabedidir. Şika­go’nun kuzeyinde Wilmette'dir.

BAHÂÎ DÜNYÂ MERKEZİ

İsrail’in Hayfa şehrindeki Kermil dağı üzerindeki beş bina yarım daire şeklinde ve merkez bi­nanın her iki yanına simetrik olarak sıralanmıştır. Bunlar; Yüce Adalet Evi, Uluslararası Arşiv Binası, Uluslararası Bahai Kütüphanesi, Kutsal Eserleri İnceleme Merkezi ve Uluslararası Tebliğ Merkezi’dir.»

Bahâîliğin din denen her şeyi kucaklayıp, kendisinin bu topluca istihâleye imkân tanıyacak olması vaatleri iyi hoştu da, bu satırları kaleme almakta olduğum 2002 senesi Haziran ayı sonları itibâriyle, o zamana kadar dinle imanla hemen hiç arası olmayan, marjinal vey⠓en­tel” birtakım kişilerin son zamanlarda Türkiye’de de bu işe müthiş sarılmalarının, âdetâ bir Bahâîlik epidemisinin özellikle bu çevrelerde yaşanmaya başlanmış olmasının sebebi sâdece bu romantik, bir nev’î sosyalist dinî söylem olamazdı!! Üstelik, sürekli olarak inanç konula­rında programlar yapan, genellikle mutaassıp ve itici ve mütecâviz tavırlı İslâmcı yazarları veya iyi niyetli ama biraz fazla sâf ilâhiyat profesörlerini ikide bir ekrana çıkarıp İslâm’ı çaktırmadan antipatik bir imajla sunan, Hristiyan misyonerlere saldıran, Mevlânâ ve diğer bütün tasavvuf ehlinin sapık olduğu mesajını veren, doğru dürüst şeyler söylemeye kalkanların lâflarını ağızlarına tıkan müstehzî tavırlı bir programcının televizyon başında milleti sabahlara ka­dar oturtan programlarının arkasında yatan niyetin Bahâîlik propagandası olduğu, bu zâtın da bir Bahâî Şeyhi (veyâ Babası) olduğu söylentisi muazzam bir şekilde yayılırken!

Peki neydi bu câzibenin kaynağı? Aradım, taradım, internetten ve ansiklopedilerden bur­numu çıkaramaz oldum ve sonunda yakaladım: Uhrevî kabûl edilen dinler arasında (Yahudilik veyâ Judaizm, Hristiyanlık ve Müslümanlık başta olmak üzere) homoseksüaliteye cevaz veren yegânesi buydu da ondan!

Bahâîlik temelde heteroseksüaliteyi tercih ve teşvik etmekle berâber, “bol duâ, tıbbî yardım, danışma ve kişisel gayretle hemcinseller en azından biseksüaliteye, tercihan da hetero­sek­süali­teye dönünceye kadar, yeminli bekâr kalabilir” deniyor başlarda. Fakat Bahâîler bilime de çok önem verdikleri için, pek çok âkil tıp ve akıl sağlığıyla ilgili bilim adamı ve kurumu da cinsel yönelimin değişemeyeceğini belirttiğine göre, bunları da dışlamanın âlemi olmadığına göre… Bahâullah’ın kutsal sözlerini tefsir ederek, sonunda bir açık kapı yaratılmış. 1982’deki bir deklarasyonda “mâdem değişemiyorlar, bâri cinsellikten uzak durmalıdırlar” denirken, 1993’de ABD Bahâîleri Ulusal Ruhânî Meclisinde gerçekleştirilen “Gay-Pozitive Mee­ting”’de bir grup gay ve lezbiyen Bahâî, 20 Eylül’de şu târihî açıklamayı yapıyorlar:

“Gay ve lezbiyenler arasında âşikâr olan yüksek intihar oranlarına bakıldığında, ekserîmiz Bahâî toplumlarımızdan kaçar, gizlenir olduk. Kendi dinimizce istenmez olduk ve bu da yabancılaşmaya, karmaşaya ve bedbahtlığa yol açtı. Bu durum Bahâîliğin rûhunu oluşturan dinle bilimin el ele vermesi prensibine ters düşmektedir. Bu güne kadar, bir hemcinselin tıbbî veyâ psikolojik tedavilerle heteroseksüaliteye dönebileceğine dâir hiç bir delil gösterilememiştir. Bizlerin kişisel tecrübelerimiz de bilimin bu bulgularını desteklemektedir. Son veriler cinsel yönelimin sâdece hastalığa yol açıcı olmadığını göstermekle kalmamış, oluşumunun da doğum öncesine dayandığını, kısmen de genetik olduğunu göstermiştir. Bütün bunlar, bir yanda kişin değiştirilemez cinsel ve duygusal ihtiyaçlarını ve global gay ve lezbiyen haklarını koruma hareketini gündeme getirirken, öte yanda kendi seçtiği inançla tenâkuza yol açmaktadır. Bu, hiç de küçümsenemeyecek bir dilemmadır”.

Ve, haklarını, dinlerince aklanmayı istiyorlar: Rûhânî Meclis sükût ediyor!

«“Tanrı, din ve ilmi anlayışımızın ölçüsü yaptı. Sakın bu görkemli gücü ihmâl etmeyiniz. Her şeyi bu terazide tartınız... Bütün inançlarınız ilimle uyumlu olsun, gerçek tek olduğu için karşıt olamaz. Din hurâfe, yersiz taassup ve anlaşılmaz prensiplerden arındığı zaman ilimle uygunluğunu gösterir. Böylece dünyadan tüm savaşları, anlaşmazlıkları, kavgaları ve ayrılıkları silip süpürecek büyük bir birleştirici ve temizleyici kuvvet hâsıl olacaktır. Sonra insanlık Tanrı sevgisinin kudretinde birleşecektir.”» Bahâî web mekânından...

Ama, baskılar da sürüyor. Gay ve Lezbiyen Bahâîler Hareketi çığ gibi büyümeye başlayınca, 1995’de “onları anlayışla karşılayalım, ama en doğru ve hayırlı olanı heteroseksüelliktir” diye yumuşuyor Rûhânî Meclis. 1996’da İngiltere’de yapılan toplantıda daha da esniyor, “bu yönelimi onlara veren Tanrı’dır. Hemcinselliğin evlilik dışı ilişkiden de pek farkı yoktur. Üstelik, homofobi ve heteroseksizm gibi yüklü kelimeler ırkçılık, seksizm ve diğer taham­mül­süzlükler kadar ayrımcı ve nâhoştur” filân demeye başlıyor.

Günümüzde Bahâîler bu hususta ikiye bölünmüş durumdalar: Doğulular daha tutucu, Batılılar ise homo- ve bisek­süali­teyi “azınlığı oluştursalar da, bir grup insanın değiştirilemez özelliği” olarak kabûl bu­yu­ru­yor­lar.

Daha bir asırlık geçmişi olan bu dinin bile mezhepleri, iç kavgaları başlamış ortaya çıkmaya! Her toplum kendi örf ve âdetlerine göre bakıyor mes’eleye. Benim çevremde gördüğüm müptedî Bahâîler ise, Batılılaşan Türkiye konsepti içerisinde, Batılı Bahâîliğe perestiş e­di­yorlarJ. Daha ileri araştırma yapmak isteyenler için tavsiye edilebilecek web mekânları ve li­teratür aşağıda:

Sevgiyle...

İstanbul - 20.08.2002
http://sufizmveinsan.com


Üst Ana sayfa e-mail