Allah'ı tanıyamamanın itirafı

 

 

Click to read english...

     Peşin söylemek zorundayım; hiç kimse ile şahsi bir meselemiz yok. Olması da mümkün değil. Bunun nedeni, “tek varlığa” ve onunla ilintili şekilde “sisteme” inancımızdır.

     Ancak, sorunların üzerine gitmenin şart olduğunun da idraki içindeyiz. Böylesi koşullarda kimi zaman, eleştiride bulunmak zorunda kalabiliyoruz.

     Bununla birlikte, çok sevdiğimiz “empati” kavramına uygun biçimde davransak, paylaşımda bulunsak herhalde daha doğru bir iş yapmış oluruz.

     Belki beni önyargılı bulacaklar, kınayacaklar. Ama hamurumuzda doğruyu bilmek ve konuşmak var. Korkmak, pısmak değil.

     Toplum saflarında Allah’ı tanıma-bilme ile ilgili söylenen bazı sözlere baktıkça kendi kendime şu soruyu soruyorum:
Acaba ağızlarından çıkan kelam, bilgisizliğin, tecrübe yoksunluğunun eseri mi?

     Yoksa gerçekten inandıkları için mi?

     Ya da tam ve kusursuz olmalarından mı kaynaklanıyor?

     Aksi takdirde, abuk sabuk fikirleri serd edemezlerdi ve bu cesareti kendilerinde asla göremezlerdi herhalde.

     Belki de tümüyle bilgi yoksunluğundan kaynaklanıyor bütün bunlar.

     Şayet Allah ilmi kendilerinde olsaydı, ortaya çıkıp, “bu şekilde konuşma cesaretini” asla bulamazlardı diye düşünüyorum.

     Çünkü bir gün birileri çıkıp onlara, “Sen Allah’ı tek ve yegâne ilah gibi görüyor, yanlış fikir yürütüyorsun” diyenler olabilir.

     Oysa, kılını kıpırdatmaktan imtina eden, elindeki imkânları kaybetmekten korkan, aynı zamanda değişime inancı olmayan bir bireyin bu tür yaklaşımları gerçekleştirememesi doğal.

     Söz konusu noktada pek kolay anlaşılamayan bir şeyler var gibi geliyor bana.

     Allah’tan perdeli yaklaşımlar için, Abdülkerim Ceyli Hazretlerinin “İnsan-ı Kamil” isimli eserini okumayı öneririm.

     İnanın, bu bir dost tavsiyesi, fahiş bir hatadan dönüşün işareti.

     Ancak bu idrak  noktasında şu sorunun cevabının da verilmesi gerekir:

     Allah, değişimden mi ibarettir?

     Mutlak varlığı, her an değişmekten ibaret sayan düşünce, tartışılmaya başlanmalıdır.

     Çünkü, Abdülkerîm Ceyli Hazretleri, tecelliler bahsinde;“Allah’ın tecellileri her an değişir, ama kendisi asla değişmez” demektedir.

     Ben de şimdi, “Neden bazı kimseler, bilerek ya da bilmeden, bu türlü keyfi uygulamayı haklı çıkaracak bir meşruiyet kaynağını kendilerinde bulabiliyor?” diye soruyorum.

     Hadi onlar öyle algılayabiliyor da bunu değerlendirebilecek birinci sınıf insanlar yok mu?

     Var! Mutlaka var. Üst kesimdeki insanlarımız bu bilinçteler.

     Şurası muhakkak ki, çok önemli bir şey hakkında karar verebilmek, gerçek yönlerini bilmek istiyorsanız, dillere pelesenk olan “Allah ismi ile işaret edilen mananın” iyi tanınması gerekecektir.

     Söz konusu kavramın karşılığı “Ehad”, onun az dışa vurumu “Hiç”, zahiri yansıması ise “Nokta”dır. Yani Esma boyutudur.

     Nokta’dan zahir olacak ilk tekil yapı “her an yeni bir şandadır hükmü” ile anılır.

     Böylece bu hususlar netlik kazanır.

     Sonuç olarak şunu ifade etmemiz mümkündür:

     Allah değişmez, değişen tecellileridir.

     Bu bilgi bizde temel teşkil etmeden, ağzımıza geldiği gibi, “O her an yeni bir şandadır” hükmünü, “dün öyle, bugün böyle” şekliyle, işimize geldiğince kullanmaya kalkışır ve bu işlevle Allah’ı tarif edersek, feci bir hataya neden oluruz.

     Bu, adeta Allah ismi ile işaret edilenin gasp’ı anlamına gelir ki, vebali büyük olur.

Arkadaşına gönder 

 

 

Paylaş

     
 
İstanbul - 17.05.2011
sufizmveinsan@gmail.com
sufafy@hotmail.com
http://sufizmveinsan.com