Kayıt için burayı tıklayın



Edep ya Hu!..


Zamanla değişik gruplardan, farklı perspektiflerden olumlu veya olumsuz fikirler çıkar. Bu anlayış yakın tarihe kadar böyleydi, uzak arada da değişmeyecektir. Bu birimlerin anlayışına göre kişisel görüşler mutlak kabul edilmelidir. Tüm mesele, sağduyu ve mantığı yitirmemektir.

İslam’ı kabul eden, irdeleyen iman ehli için de bu kural geçerlidir. Birileri sadece Kuran’ı kabul eder, onlar için hadis’lerin hükmü yoktur. Bazılarına Kütüb-ü sitte uygundur, bunun dışında kalan hadisler geçersizdir.

Kendine olan güveni sağladığını düşünen hadis’i kabul etmez, sağduyu blokajı içinde reddeder. Beri taraftakiler için sadece mezhep vardır. Rasulullah efendimiz’in zamanında mezhep varlığı tartışılmaz iken koyu bir taasupla bu “ilke” Kuran ve Hadisin önünde kabul edilir.

“Gerçek mürşid Kuran ve Resulullah” varken, mezhep anlayışını özellikle Efendimize yakıştıranlarda vardır. Karşılıklı olarak birbirlerine şu soruyu sorarlar;

-Acaba Hz.Muhammed (s.a.v) hangi mezheptendi?..

Bir başka anlayışı benimseyenler daha nefs ve ruh ayrımını dahi yapamaz, Keşif ve Fetih denen bir takım olağanüstü özelliklerden bihaber yaşarken Ruh hakkındaki görüşleri inkar eder, somutlaştıranı basiretsizce suçlar kariyerinin şemsiyesi altında… Onlar için din ve bilim birleşemez, evren şablonuna oturtulamaz. Yaratıcı güç ise köşesine çekilmiş olanları seyretmektedir… Bulutların üstünde!…

Gerçekte bu yazdıklarımı oluşturan düşünce sahipleri haklıdır, onlar katiyyen yanlış bir iş yapmazlar kendilerince.. Zira kime sorarsanız sorun o haklıdır. Çöpçü yaptığı işin bütün inceliklerini, sanatını size dökecektir öz benliği ile!… Cumhurbaşkanı, memuru, sanatçısı ve sporcusu dahi böyledir. Rabbani hükümlerin tabii sonucudur bu yaşam türü.. Ve herkes yaratılış gayesine uygun hareket edecektir.

Bakın, “El İnsan-ı Kamil” isimli eserin yazarı Rasulullah Efendimizin (s.a.v) neslinden seyyid Abdulkadir Geylani Hazretlerinin torunu Abdulkerim Ceyli şöyle diyor;

“Sen her hangi bir nesneyi, böyle bir Hadis ve Ayet yoktur diye inkar edebilirsin, ancak her hangi bir ayetin sırrına erememen veya her hangi bir hadisi duymamış olman seni öyle bir hüküm vermeye sürükleyebilir. Öyleyse bu kitabı okuyup ta her hangi bir yerini inkar ediyorsan, iyi düşün, bütün ayetleri, bütün hadislerin manalarının bildiğine dair hüküm ver ondan sonra bu kitabı inkar et.” (Kendisine ait olan İnsan-ı Kamil kitabından bahsediyor.)

Sayıları 300.000 adet ve sahih olarak tesbit edilen hadislerin tamamını, ayetlerin tümünü, zahir ve batın bütün manalarını biliyorsan ve reddedebilecek gücü kendinde buluyorsan o zaman edebilirsin diyerek görüşlerini aktarıp netice itibariyle bizi eni konu ihtiyatlı olmaya davet etmektedir.

Resulullah efendimiz;

“Okunmakta olan hadisimi koltuğuna yaslanmış olarak her hangi birinizin dinlemesini ve sonra da okuyana -sen hadisi bırak onun doğru veya yalan olduğunun anlaşılması için kuran’dan bir şeyler oku- dediğini katiyyen bilmeyeyim!… söylenen o sözü ben söyledim” (İbn-i Mace) demektedir.

Bir hadis de şöyle;

“İyi bilin ki bana Kur’an verildi, O’nun bir mislide bende var.” (Ahmed İbni Hambel)

Bir başka hadis-i şerif ise şunları söylüyor;

“Kur’an’ın bir zahiri, bir batını, bir haddi ve bir matla’ı vardır” (Deylemi)

Anlaşılacağı gibi Kur’an’ın zahir manası açıktır. Umuma mahsus hükümler zahir manaya dayanır. Batıni mananın algılanması ise Ruhi kemalatı gerektirir. Allah İlahi manadaki bu ilmi Resullere, Nebilere ve Evliyaullaha nasib etmiştir. Resul ve Nebi olduğu ifade edilen Hızır aleyhisselam dahi batın yönlü bilgileri belirli bir süre için Musa Nebiye söylememiştir.

Tüm bunlardan anlatmak istediğim husus İlahi kitapların ve Kuran’ın maliyetinin çok ucuz olmadığıdır. Pek tabidir ki zahir ve batın anlamlar, Allah ile kul arasındaki kavramları Kur’an ölçüsünde deşifre edebilecek Resul bulunacaktır.

Ve Hz.Muhammed (s.a.v) son Nebi olarak dünya üzerinde ve sonsuza değin insanları irşad edecektir. Ölüm ile beraber diğer Nebilerin görevleri (tebliğ, irşad gibi) sona ererken Hz.Muhammed (s.a.v) ayrıcalıklıdır. “Resulullah”lık vasfında oluşu bu farkın açık bir delilidir. Ancak, onun dahi bu özelliği ölümünü müteakip Nebi’lik değil, velayeti cihetiyle olmaktadır.

Anlatılan hususların yanında “Hz.Muhammed’e ait hadisler geçerli değildir, uydurmadır veya günümüz için uygulanması mümkün değildir” diyen ise dini reddetme noktasına ulaşmıştır.

Hal böyle iken “Müslüman Din Adamlarına 19 Soru” isimli bir kitapçığın yazarı Edip Yüksel’in televizyon ekranında Hulki Cevizoğlu’nun sunduğu Ceviz Kabuğu isimli programında söylediği sözler, haklı bulunduğu cihetler olsa bile bir hayli manidardır. Dilerseniz bu kitapçığın televizyon programına yansıyan konu ve sorularına geçelim kısa olarak.

Edip Yüksel diyor ki;

Dini kaynak olarak Kuran’ı kabul etmeyen, Hadis ve sünneti Allah kelamına eş koşan 19 soru, Allahın dini ile İnsanların uydurduğu (hadislerin uydurulduğunu ve Muhammedin sözlerine gerek olmadığını açıkça beyan etmekte) din arasındaki binlerce çelişkinin sadece bir kaç örneğidir.

Edip Yüksel’in Kur’an ayetleri ile çelişki içinde bulduğu, din adamlarına soru olarak yönelttiği bazı hadislerin dökümü ise şöyledir;

“Namaz kılan bir adamın önünden eşek, kara köpek ve kadın geçerse namazı bozulur” (Buhari 8/102)

“Efendimiz hiç bir zaman ayak üzerinde işemedi.” (Hanbel 4/196)

“Efendimizi ayak üzerinde işerken gördüm.” (Buhari 4/60-62)

“Ureyne ve Ukeyle kabilelerinden bir grup Medineye gelerek Müslüman oldular. Medinenin havası onlara dokununca Resulu Ekrem (S.A.V) onlara deve sidiği içmelerini öğütledi. Adamlar develeri dağıttılar ve çobanı da öldürdüler. Efendimiz onları yakalattı ellerini ve ayaklarını kesti, gözlerini oydu, çölde susuz ölüme terketti. Biz onlara su vermek isteyince Efendimiz bizi engelledi. (Buhari 56/152)

“Musa ölüm meleğinden çok korkuyordu, bir gün ölüm meleği canını almaya gelince meleğin yüzüne bir tokat atıp bir gözünü çıkardı.” (Buhari 64/4-5)

“Dünya balığın sırtındadır, balık başını sallayınca dünyada depremler olur.” (İbni Kesir 2/29)

Asla iddialı olmadığımı beyan ederek şahısları değil, fikirleri eleştirmek kaydı ile Cenabı Hakk’ın bize lütfettiği anlayış, istidat ve kabiliyetim nisbetinde bu hadisleri ve sözleri yorumlamak ve akabinde bir kaç sual sormak istiyorum sırası ile;

Namazı bozma unsuru olarak kabul edilen eşek (hımar) ve kara köpek menfi radyasyon yayınlayan hayvandır. Muhiddin Arabi’nin bu konuda velayet keşfine dayanan görüşleri bulunmaktadır.

Şöyle ki; “Bu dünyada insana hangi sıfat galip ise, Alem-i Berzah’ta o sıfata münasip bir suret peyda olur. Örneğin; İnsana kibir galip gelirse kaplan, gazap ve hased meydana gelirse kurt, kadınların na-mahremlerine karışma ve seks yapma galip gelirse eşek suretleri peyda olur.” (Fususül Hikem cilt 2 s.221-222)

Köpek konusunda Kütübi Sitte de sayılamayacak kadar menfi yönlü hadis bulunmaktadır. Bu sebeble Rasulullah efendimiz evde kedi beslemeyi sağlık vermiş, köpeğe ise karşı çıkmıştır. Bir kedinin evinizde rahatlıkla dolaştığı ve uyuduğu yer sizin için en ideal, yatağınızı serebileceğiniz uyku ortamıdır.

Hz.Süleyman’ın çok meşhur hud hud kuşunu ve ona yaptırdığı işleri okumuşsunuzdur. Deve yer altından geçen müsbet akım kanallarını (ley hatları) en sağlıklı olarak tesbit edebilen hayvanların başında gelmektedir. Keza bir afet olmazdan evvel bazı hayvanların huysuz hareketleri ile insanları uyarması halk arasında bilinen bir gerçektir. Bir hayvanın algılamasında, biolojik yapısının pozitif veya negatif oluşu önemlidir.

“Horoz öttüğü zaman, Allah’a dua edin, O bir melek görmüştür.”

“Eşek anırdığı zaman, şeytan görmüştür, Allah’a sığının” şeklinde açıklanan Hadisler, sanırım konuyu anlamada yardımcı olacaktır.

Kadın ise mutlaka bir erkeği, cazibesiyle kendine çekebilir ve aklını karıştırabilir.

Namaz kılmanın, en alt düzeyde de olsa (ihsan hali) bir adabı bulunmaktadır. Namazı kılmak bir anlamda dünyadan soyutlanma ve ruha pozitif yani sevab kazandırma işlemidir. Bu işlemde beynin konsantrasyonunu bozabilecek menfi üç şey bize bildirilmiştir.

“Bir sahabi, Efendimizi ayak üzerinde işerken gördüğünü söylerken, diğeri görmediğini söylemektedir. İkisi de doğrudur, çömelip işemek sıhhate uygundur ve aynı zamanda etrafa idrar sıçramasını önleyecektir. Kabir azabının büyük bir kısmı üzerine idrar bulaştıranlara aittir. Zira posada mevcut negatif yönlü enerji aynen Ruh bedene ve aynı yere negatif yani günah olarak işlenmektedir. Burada tenakuzu oluşturacak hangi bir fiil söz konusu olamaz. Ve bunun doğruluk derecesinin ise Kuran’dan tetkik edilmesi mantıklı bir anlayışı gerektirmemektedir.”

“Medineye gelen iki kişinin müslüman olması, Medinenin havası bozulunca Efendimizin onlara deve sidiği tavsiye etmesi sağlıkları ile ilgilidir: Evliyaullahtan Hallacı Mansur’un kendi sidiğini hastalarına şifa olarak içirmesi, onların da afiyet ve şifa bulmaları halk arasında bilinen bir husustur.”

“Rasulullah Efendimizin çobanın katillerini öldürmesi ise tamamen “kısas” hareketidir. Hz.Muhammed (s.a.v) ile Hz.İsa (a.s) arasında bir tür farkı ortaya koymaktadır. Allah’ın Kahhar ismi hayal birimlerinde değil yerine ve şartlarına uygun bir şekilde Hz.Muhammedin varlığında kuvveden fiile çıkmaktadır.

Hz.Musa’nın ölüm meleğinden korkması ve meleğin suretli bir varlık olması mevzubahis değildir. Kur’an melaike için “nur yapılı varlıklar” tabirini kullanmaktadır. (Bugün bu varlıklar enerji-kuant adları ile tanımlanabilmektedir.)

Amentünün 2.şartına, yani olan “Meleklere İman” edebilmek için “Melekler ve Ruh” hakkında geniş bir bilgiye sahib olmak gerekir. İlerki aylarda “Sana Ruh’dan soruyorlar, Onlara de ki” başlıklı yazıda bu konuya değineceğiz. Meleğin gözünün çıkması mecazidir. Araplar arasında olagelen bir münakaşada taraflardan biri muhatabına üstün gelir ve daha güçlü deliller ortaya koyarsa, filanca filancanın gözünü çıkardı denilir. Konu tamamen mesaj niteliğindedir. Ölümün Nebiye dahi olsa, geleceğini vurgulamaktadır. Zira Musa alehisselama kendisinin isteği sorulmadan öldürülmeyeceği bildirilmişti. İkinci defa geldiğinde “şimdi öldür” diye söyledi. Meleği ters yüz etmesi bu sebebe dayanmaktadır.”

“Dünyanın, balığın sırtında oluşu, dünyanın balık burcu etkisinde olduğunu gösterir. Balık burcunun tipik özelliği hayalci oluşudur. Bu vasıf beşeriyet yönlü olarak düşünüldüğünde, İnsanların kurduğu hayallerin yıkılması anlamına gelir. Depremlerin olması hayallerin çöküşüdür, ifade mecazidir. Bildiğimiz zahiri deprem olayları Uranüs ve Pluto gezegenlerinin özellikle toprak grubunda 90’ ve 180’ lik açı yapmaları ile alakalıdır.”

Bir başka soru da şu şekilde Edip Yüksel’den;

“İsa Nebinin dünyaya ikinci gelişi” başlığı ile özetle şu sorunun cevaplanması istenilmektedir.”

“Son Nebi Hz.Muhammed’ den sonra İsa Nebi gelemez, zira gelirse son Nebi Muhammed değil İsa olur. Şayet gelirse İsa’nın Nebi olamayacağını iddia etmek ayetleri inkar etmektir” demektedir.

Ali İmran suresinin 55.ayeti mealen şöyledir;

“Allah İsa’ya Ey İsa ben seni vefat ettirip kendime yükseltip kaldıracağım. Seni küfür ve günahlardan temizleyeceğim.”

Nisa suresinin 157.ayeti de mealen şöyledir;

“Ve biz Allah’ın Nebisi; Meryem oğlu İsa Mesih’i öldürdük.” Demeleri ile de azaba istihkak kesbettiler. İsa’yı öldürmediler ve asmadılar. Lakin onlara İsa gibi gösterildi. (öldürülen kişi için)

Bu konuyla ilgilenenler, (özellikle Hrıstiyan alemi) İsa’nın ölmediğini göğe çıkarıldığını benimsiyor. Ancak Ali İmran suresindeki ayet kesin olarak İsa’nın vefat ettiğini belirtiyor. Bir başka hususta İsa’nın asılarak ölmediğidir. Bunu da ayeti kerime teyid ediyor. “Meleklerin Hz.İsa’ya benzettikleri asıldı. O’nu O sandılar.”

Bütün bunlardan sonra konuya açıklık getirelim. Hz.İsa dünya üzerine dönecek mi? Evet, fevkalade yeteneklere sahip bir Nebi olan Hz.İsa Feth’in 6.özelliğini ortaya koyup, ruh bedenini yoğunlaştırarak dünyaya gelecektir.

Hz.İsa kendisi için verilen görevi ifa edecek ve İmam-ı Mehdi’nin arkasında yerini alacaktır. Kendisinde mevcut olan “Kudret” sıfatının varlığı ile Deccal’I öldürecek olan Hz.İsa’nın bir başka özelliği de Muhammedi ümmeti olmasıdır. Dönüşü Nübüvvet sıfatı ile değil velayet yönüyledir, yanlış burada yatmaktadır. Zira bir Nebi veya Resul, ölümü ile bu vasfını yitirir, batıni ciheti yani velayeti ile sonsuza dek yaşar.

Reenkarnasyonu her türlü anlayışa kapalı tutan İslam verilerine rağmen, konuyu muallakta bırakarak halkın yanlış yollara girmesine sebep olan bazı islam alimlerinin her nedense Hz.İsa’nın tekrar dünyaya gelişine pek sıcak bakmamaları, inatla fikirlerine devam etmeleri anlaşılacak gibi değildir. Temennimiz yoğunlaştırdıkları anlayışlarını, daha deruni bir biçimde incelemeleridir.

Hz.İsa dönüyor, gümbür gümbür geliyor.

Merak ettiğim bir husus Hz.İsa dünya üzerinde olduğu vakit bu ulemaların nasıl bir anlayış içinde olacaklarıdır. Rasulu Ekrem (s.a.v) bir hadisinde “Mehdi ortaya çıktığında ilk önce O’na hocalar ve alimler itiraz edecekler” demektedir.

Hz.Mehdi, Hz.İsa ve Deccal üçgenine bu vesile ile değinmiş olduk.

Edip Yüksel’e göre Kur’an vahiy kanalı ile Hz.Muhammed (s.a.v) e bildirilmiştir. Bu veriler kabul edilmelidir. Ancak Hz.Muhammed’in ağzından çıkan kelam vahiy olmadıkça reddedilmeli vahiy ile yetinilmelidir.

Bilinmesi gerekir ki toplu olarak vahiy ile gelen Kur’an Hz.Muhammed tarafından sadece hıfz edilmemiştir. Ayrıca yaşanmış ve hissedilmiştir. Tafsili yani yorumu Hadis adını almıştır. Tüm konuşmalar vahiy adını alsaydı, o vakit Rububiyet hükümlerinin bir değeri olmayacaktı. Bu anlayış Allah’ı tanımamaktan kaynaklanmaktadır.

Bütün bunlar Edip Yüksel’in hatası olmakla beraber, kesin olarak belirtmek gerekirse, genelde “kelime-i tevhid” in yanlış olarak algılanması ile alakalıdır.

Kelime-i Tevhid bize;

“Allahtan başka ilahın olmadığını” değil,

“İlahlar’ın yok, ancak Allah'ın var” olduğunu bildirmektedir.

İhlas suresi İlahların olmadığına delildir.

“O Ehad olan Allah’tır, yani bölünmesi parçalanması mümkün olmayan, doğmamış, doğurmamış, eşi benzeri misli olmayan varlıktır” demektedir.

Bu sure’ye göre Allah’ı bir İlah anlayışı ile kabul etmenin neticesi, yanlış algılamalara sebebiyet vermektedir.

Bir başka hadis-i şerifi konuya anahtar alarak çözmeye çalışalım. “Allah var, O’nunla beraber birşey yok” diyor. Allah’ın varlığının dışında bir şey yoksa, yaşadığımız boyutta hangi isimle anarsak analım, Allah’ın varlığı ile kaim olan bir varlıktan bahsetmekteyiz.

Allah isminin manası anlaşılmadan Allah-Nebi-Kur’an üçlüsünün işaret ettiği kavramlar anlaşılamaz.

Bu açıdan bakıldığında problem, Allah-Vahiy-Nebi-Hadis konusu olmaktan çıkar, soyut kavramlarda ve somut kavramlarda mutlak isim farklılıkları oluşur. Bunun neticesinde Hz.Muhammed (s.a.v) ın vahy’i dışarda bir tanrı’dan değil Öz’ünden aldığı anlaşılır. Küll varsa Cüz yoktur,ancak cüz ismini alır, bunun tefrikini yapabilmek oldukça önemlidir.

Hadis ve Sünneti saçma ve gereksiz bulan Edip Yüksel’e acizane cevaplar bunlar.

Şimdi ben bir iki sual sorma arzusundayım kendilerine;

1) Kuran’da Hac farz kılınmıştır. Hacc’ın şekillerini anlatan bir ayet gösterir misiniz.

3) Keza Namaz da farz ibadetlerindendir. Namazın nasıl kılındığına dair bir ayeti kerimeyi gösterirmisiniz.

3) Televizyonda bu soruyu soran bir Profesöre Namaz Hz. Muhammed’ den önce de vardı deyip kestirip attınız, şimdi;

a) Yahudilerde ve Hristiyanlarda Namaz aynen Müslümanların kıldığı şekilde miydi?

b) Eğer değişik usullerde ise bunu nasıl izah edebilirsiniz.

4) El-Maun suresinin 4-5. Ayetlerinde “vay haline!.. O namaz kılanların ki, Onlar namazlarından gafildirler.” demektedir,

a) Yani bir müslüman olarak kıldığımız namazlardan gafil, anlamını bilmiyor isek, bize bir yararı var mı?

b) Kuran’da geçen orta namaz ne demektir? Nasıl kılınır.

c) Selatı-Daim, daimi namaz ne anlama gelir?

5) Mirac konusu Kuran’da İsra suresinin 1.ayetinde ve Necm suresinin 8-9. Ayetlerinde belirtilmektedir.

Hadislere dayanmadan bize Mirac’ın ne olduğu, nasıl ve ne şekilde cereyan ettiği hususlarını anlatırmısınız?..

Sadece Kuran’ı esas alarak bu paralelde bize ne diyebilirsiniz. Bizim de cevapları alabilmek en tabi hakkımızdır.

Aslında Edip Yüksel’e ait fikirlerin Kuran aşkı ile yanıp tutuşan bir tutum içinde olduğu ve bundan ötürü sarfettiğini düşünmek bir hayli saflık olur. Esasen biz onu değil fikirlerini eleştiriyoruz, yargılamak da bizim haddimiz değildir.

Beşiktaş ile Ortaköy arasında Çırağan sarayının hemen arka tarafında kalan sahada dik bir yokuş ile çıkılan yerde Yahya efendi olarak bilinen bir cami var. Bu mütevazi mescidin girişinde, başınızı kaldırdığınızda Arapça “Edep ya Hu” yazısı ile göz göze gelirsiniz. Çok şey ifade eder bize, olgunluğun, kemalatın simgesini anlatır, belki de hazmın bir sembolüdür

“ EDEP YA HU.”.

Allah hepimize bu özelliği ve anlamını idrak ettirsin ve onun elçisini anlamayı, her şeyden önce O’nu sevebilmeyi, bu dünyada kendi deyimiyle bir misafir olarak yaşayan, Kainatı ve Sistemi, O’nun varedicisini tüm özelliği ile bize bildiren, sadece ama sadece İnsanlık için çırpınan Resulallah Efendimize ümmet olabilmeyi, Ahiret yaşamında yüzüne bakabilmeyi bizlere nasip etsin.

Kalın sağlıcakla..

Allah Muin’iniz olsun…

Ahmet F. Yüksel 

(Bu yazı aylık Yeni Dünya Dergisinde yayınlanmıştır.)


Üst Ana sayfa e-mail