7. Bölüm

Bundan binlerce yıl önce Lau Tzu, boşluk yada hiçlik hakkında şöyle demişti “Otuz çubuğu birleştirir ve buna tekerlek deriz;oysa tekerleği yararlı kılan, içindeki hiçbir şey olmayan boşluklardır.Kili yoğurur,bir çanak yaparız;oysa çanağın kıymeti,içinde hiçbir şey olmayan boşluktan gelir.Ev yapmak için kapılar ve pencereler açarız;oysa evin yararlılığı,içinde hiçbir şey olmayan boşluklardadır.O halde var olandan yararlandığımız gibi,var olmayanın yararını da kabul etmeliyiz.”

Lau Tzu gibi düşünebildiği kadar görebilen bilgeler,bilgilerini uzay ve zamanın ötesindeki canlı okyanustan direkt almalarına karşın,görebildiği kadar düşünen beyinler için ise bu, uzay ve zamana bağlı olarak uzun süreler içinde elde edilmiştir.

 

İlk çağda,boşluk kavramı üzerinde Democrite(ve onun gibi atomcular) gerçeğin temellerinin,boşluktan ve onu dolduran bölünmez ve parçalanmaz atomlardan meydana geldiğini söylüyor ve ekliyorlardı: “Bir elmayı kestiğimizde, bıçak atomlar arası boşluklardan geçmelidir.Eğer bu boşluklar olmasa bıçak içine giremez,atomlara rastlar ve elma kesilmezdi”.Böylece, her şeyin hammadesi,iç içe yerleşmiş bu zerrecikler idi.Buna karşın Aristo ise, kesinlikle boşluğun boş olmadığına inanıyordu.16 yy.’a gelindiğinde ise Galileo’nun öğrencisi olan Toriçelli, termometreyi bulmasıyla birlikte, boşluk hakkındaki bilgiyi biraz daha fazla somutlaştırmıştı.Toriçelli, önce ucu kapalı bir cam boru aldı ve bunu cıva ile doldurarak,boruyu ters çevirdi ve yine cıva ile dolu olan bir kaba boşalttı.Borudaki cıva düzeyi alçalmaya başlarken,borunun üst kısmında içinde madde bulunmayan boşluk, yani başka bir uzay bölgesi oluştu.Bu durum karşısında Blaise Pascal, kendine şu soruyu sordu “bu boş olan bölgede duyu organlarımla algılayamadığım bir tür madde mi içeriyordu”Fakat o da cevabı net olarak veremedi.

 

Daha sonra Otto de Gueriche,lastik pompasını bulmasıyla birlikte,bir kürenin iki yarısını birbirleri üzerine kapatıp,kürenin içinde bir boşluk meydana getirdi. Öyle ki, bu boşluğun oluşturduğu etki yüzünden küreyi karşılıklı iki yanından çeken 16 at,onu açmayı başaramadı. Bu da boşluğun var olduğunu gösteriyordu

 

Boşluk ile ilgili çalışmalar 19 yy sonlarına doğru,alternatif görüşler ışığında tekrar canlandı.Bilindiği gibi boşluk elde etmenin tek yolu o bölgedeki tüm madde,enerji ,gaz...vb) tüm etmenleri ortadan kaldırmak idi. Dolayısıyla, şimdi bunu kafamızda daha iyi canlandırmamız için öncelikle,tam olarak ayarlanmış, içinde bir pistonun rahatlıkla kayabildiği ideal bir silindir olduğunu düşünelim. Başlangıçta, piston silindirin dibine dayanır vaziyetteyken, yavaş yavaş çekilmeye başlanınca ,silindirin dibinde boşluk oluşturmaya başlar.Bu boşluğun da mutlak boşluk olması beklenir.Bu yüzden de tekrar pistonu geri ittiğimiz taktirde, yeniden silindirin dibine inmesi düşünülecektir.Fakat gerçekten bu beklenildiği gibi oluşmamaktadır. Nedeni de Max Planck’ın bilimde devrim yapan Kara Cisim Işıması Teorisidir ki, buna göre,piston,silindiri ne kadar boşaltırsa boşaltsın,boş sanılan ortamın,silindir çeperlerinin sıcaklığında termal radyasyona sahip olacaktır.Gerçekten de silindirin içine hava sızmamasına rağmen ,silindir içinde bir şeyler üretildiği ve bunun da pistonun ilk konumuna gelmesini engellediği görülmüştür.Çünkü piston çekildiği sırada çeperleri meydana getiren atomların elektronlarının ısıl hareketlerinden ısıl ışıma yayınlanarak boşluğu doldurur ve piston tekrar geri itilmek istenince bu ısıl ışıma(elektromanyetik alan) bir gazın meydana getirdiği basınç gibi kuvvet uygular.Dolayısıyla, ışımanın sıcaklığını (basıncını)yok edip pistonun ilk konumuna gelmesini sağlamanın tek yolu, bu ışımanın soğutularak çeperlere geri döndürülmesidir.Buradaki ısıl ışımanın kaynağı elektromanyetik dalgalanmalar olduğu için, onu mutlak Sıfır noktası olan(-273.16)dereceye kadar soğutmak gerekecektir ki, Mutlak Boşluk sağlanmış olsun. Fakat, bu durumda dahi kuantum fiziğin yasaları,boşlukta yine bir kalıntı enerjinin var olduğunu göstermiştir.Dolayısıyla boş olarak düşündüğümüz uzay, gerçekte boş olmayıp titreşmekte olan elektromanyetik alanın (enerjinin) dalgalanmalarından oluşmaktadır. Bu noktada var olan Radyasyonun bir özelliği de saf bir durumda,sonsuza dek sınırsız bir halde olmasıdır   ve sıcaklığı gibi entropisi de sıfırdır.

 

Bununla birlikte fizikçi Unruh da ivmesiz (sabit hızla hareket eden ya da duran)bir gözlemcinin boşluk olarak gördüğü,algıladığı bir halin yani gerçek parçacıkların olmadığı bir durumdan, sabit bir ivme ile hareket eden bir gözlemci tarafından tıpkı ısıtılmış fırın içindeki belli bir sıcaklık değerindeki ışıma olarak algılanabileceğini göstermiştir.Değişen ivmeli bir hareketin oluşturacağı algılama düşüncesinin, boşluğun kuantumlaşması ile, genel görecelik arasındaki ilişkinin varlığını gösteren ayrı bir deneyde Ünlü Fizikçi Paul Davies ve Stephen Fulling tarafından,boşluktaki bir ayna titreştirilip foton ışıması oluşturularak gösterilmiştir.

 

Mutlak Sıfır enerjisinin var olabileceğini, Haisenberg’in ünlü belirsizlik ilkesinin de öngördüğüne değinmiştik (Sıfır Nokta Enerjisi-Sufizm ve İnsan/fizik). Şimdi, yine aynı kavramı  farklı bir açıdan görmeye çalışalım.

 

Bu ilke bize bir parçacığın pozisyonunu ve hızını aynı anda tanımlayamayacağımızı söyler. Bu da bir alan değerinin (çekimsel ya da elektromanyetik) alanın zaman içindeki değişim hızı ile aynı anda ölçümleyemeyeceğimizi gösterir. Dolayısıyla, bir alanın değerini ne kadar doğru ölçümlemeye çalışırsak,değişim hızını da o kadar çok hatalı ölçeriz.Aynı şekilde bu ifadenin tam tersi de doğrudur. Bunun sonucu olarak  bir alan asla sıfır olarak ölçülemez.Aksi taktirde, bunun zıt anlamı, belirsizlik ilkesinin geçersiz olmasını zorunlu kılar.Bu yüzden de tüm alanlar sıfır olmayacağından,sıfır uzay,boş olamaz. Böylece evrenin her zaman ve her yerinde olan bu uzay(vakum) daimi olarak fermion ve bozon çiftleri oluşturacaktır..

 

Bozon olarak düşünürsek ,bu foton ya da graviton çiftleri sürekli olarak ortaya çıkar ve bir çiftin iki parçası aynı yolu takip ederlerken ,birden ayrılırlar fakat bu çok çok kısa bir zaman sürdüğü için tekrar birleşerek birbirlerini yok ederler.Eğer bu çiftler fermion iseler,bu sefer de fermion çiftlerinin yarısı anti-fermion teneciklerinden oluşur ve aynı şekilde yaratılmalarından çok kısa bir sürede birleşerek yine yok olurlar(bozonların antileri yoktur). Bu noktada şöyle bir soru sorulabilir:Evrenin toplam enerjisinin sabit olduğu göz önünde bulundurulursa,bu durum evrende enerji dengesizliğine neden oluşturmaz mı?Buna verilecek cevap “hayır” olur. Çünkü tanecik çiftlerinin oluşması için vakumdan alınan ödünç enerji,çiftlerin birbirlerini yok edip vakuma dönmeleri ile birlikte geri ödenir.Alınan ödünç enerji ne kadar yüksek ise tanecik çiftlerinin vakuma dönüş süreleri de ters orantılı olarak o kadar kısa olur.Böylece bu denge evrenin toplam enerjisine hiçbir şey ekleyip çıkartmaz. Zaten madde-antimadde durumunda dahi pozitif enerjiye karşılık,negatif enerji olması yine denge halinde olduğunu gösterir. 

 

Vakumun hakkında ilginç bir benzetme yapan fizikçi Sidney Coleman bunu şöyle açıklamaktadır: “Sıfır şüpheli bir sayıdır.On yıl boyunca,maaşınızı göz önüne almadan para harcadığınızı,sonunda harcamalarınızla kazandığınızı karşılaştırdığınızda,ikisinin kuruşu kuruşuna denk çıktığını düşünün,kozmolojik değişmezin sıfır çıkması bundan daha da az bir olasılıktır”.Burada ifade edilen kozmolojik sabit,Einstein ın ilk olarak durağan ve genişlemeyen bir evren modeli için genel görecelik denklemlerinde,kütle çekimine karşı itme gücü olarak,yerleştirdiği bir sabittir.Fakat evrenin genişlemesi ortaya çıkınca  Einstein bu durumu “hayatımın en büyük hatası”şeklinde dile getirdi.Fakat günümüzde bu sabite,boşluğun hiçbir maddesel yanı olmayan enerji yoğunluğu olarak yeniden yorumlanarak evrenin enerji yoğunluğuna eklenir.Bunun nedeni de,evrenin bugünkü genişlemesinin,vakumdaki bu yoğunluk etkisinin,evreni şişirdiğini göstermesidir.

 

J.Wheleer de,“boşlukta yer değiştiren bir elektronu,her türden edimsiz parçacığın oluşturduğu bir çorba içinde yüzüyor ve onların sürekli saldırısına uğruyor olarak düşünebiliriz” demişti.Bu görüş ışığında,vakumun bir diğer ilginç özelliğini gösterebiliriz.Bilindiği üzere,dört temel kuvvetten elektromanyetik kuvvet ile gravitasyonel kuvvetin mesafelerin kısalmasıyla etkinliklerinin artmasına karşın,diğer iki nükleer kuvvette bu, uzaklıkların artmasıyla kendini göstermekte ayrı bir deyimle mesafe kısaldıkça etkinliği azalmakta idi.Dolayısıyla bir kuark çifti birbirlerinden ayrıldıkça daha büyük kuvvetlerle birbirlerine doğru çekilecekleri için doğada serbest olarak bulunamazlar.Bunu göz önüne aldığımızda,boşlukta bulunan yüklü bir parçacık,vakumdaki sanal tanecik  çiftleri tarafından,sarılır. Fakat parçacığın sahip olduğu yük nedeniyle bu çiftler birbirlerinden ayrılır ve zıt yüklü olan sanal tanecikler, yüklü taneciği sarmalar. Diyelim ki, bu yüklü parçacık proton olsun,o zaman bu sanal tanecikler elektron olacaklardır.Eğer yüksek enerjilerde  herhangi bir yüklü parçacık  yakınından geçerse bu bulutun içine dalabilir ve protonla düşük enerjide olduğundan çok daha kuvvetli bir şekilde etkileşmeye girebilirler.

 

Kuarklarda ise,yukarıdaki nedenden dolayı tam tersi olacaktır.Bu yüzden kuarklar,aynı renkteki sanal kuark ve gulonlar ile çevrelenecektir. Dolayısıyla, yine yüksek enerji ortamında geçen bir kuarkın daha derine girerek  daha az renk görecek ve daha zayıf bir kuvvet hissedecektir(Kuantum renk dinamiği,güçlü nükleer etkileşimleri açıklayan alan kuramıdır.)

 

Daha önceden de bildiğimiz gibi, karadelikler enerji ve parçacık yayımlamakta idiler.Bunun nedeni de uzay boşluğundaki alanların pozitif ve negatif yöndeki dalgalanmalarının oluşturduğu parçacık çiftleri idi (bkz. Karadelikler IV-Sufizm ve İnsan).Çünkü, karadeliğin yüzeyi olan olay ufku için her ne kadar,fiziksel ya da algılanabilecek somut bir şeyden bahsedilse de, gerçekte burada var olan sadece mutlak boşluktur, yani vakum. Dolayısıyla,karadeliklerin olay ufku limitinde uzay-zaman kıvrımlarının maksimum değerlere ulaştığı ve vakuma indirgendiği bölgelerdir.

 

Şimdi biz bu parçacık çiftlerini,Hawking radyasyonunda,bir ortaya çıkıp ve çok kısa bir zaman içinde yok olan planck mesafesindeki 10 üssü

 (-33)cm yarıçaplı mini karadelikler olarak düşünebiliriz.Böylece makroskopik dünyamızda düz olarak gördüğümüz,algıladığımız, şişmekte olan balon yüzeyine benzer evrenimizi,mikroskopik boyutlara inilmesiyle birlikte,kuantum fiziğinin (belirsizlik prensibinin) neden olduğu bulanıklığın ve dalga/parçacık ikileminde öngördüğü biçimde taneciklerin,mikroskopik titreşimle titreştiğini ve titreşen bu enerji alanlarının da mini karadelik çiftlerini meydana getiren  köpüğümsü yapıyı oluşturduğunu  görürüz.

 

Sınırsız sayıdaki evrenlerden biri olan evrenimizin çok yüksek sıcaklıkta ve belirli yoğunluklu bir sıvı içinde kabarcıklar şeklinde meydana getirildiğini (ki ;bu kabarcıkları boşlukta balonların şişmesine benzetebiliriz)söyleyen Fizikçi J.Richard Gott  Hawking, radyasyonunu zamanın başlangıcındaki erken evren modeline uygulayarak,olay ufuklarının sürekli olarak ısıl ışıma üretmelerinden faydalanıp zemin radyasyonun*neden tüm evren boyunca düzgün bir biçimde dağılmış olduğunu açıklamaya çalışmıştır.Ona göre De Sitter (vakum) uzayı homojen bir biçimde,tıpkı akışkana benzer Hawking radyasyonu ve olay ufukları ile doludur.Bu olay ufukları da negatif bir basınca neden olarak (artı basınç büzülmeyi temsil etmektedir) bu uzayı genişletir,şişirir. Bu genişlemenin sistemi;yeteri derecede birbirinden uzak iki nokta arasındaki mesafe ,ışığın birinden diğerine ulaşmasını engelleyecek bir biçimde ayrılması durumunda bir olay ufkunun oluşmasıyla meydana gelmektedir.Benzer deyişle, Hawking radyasyonu olay ufukları üretir,üretilen olay ufukları da aynı şekilde radyasyon.Böylece bu radyasyon,kabararak evrenin genişlemesine neden olan akışkan olur ve bu da De Sitter uzayının şişmesini meydana getirir.Bu döngüsel tez plank mertebesinde gerçekleşmesiyle bilinen madde ve enerjiyi oluşturur.Gott, bundan önceki dönem olan 10 üssü (-44) sn ve öncesindeki evrenin ise tıpkı bir koka kola köpüğündeki kabarcıklar biçiminde mevcut olduğunu söyler.Zaten Planck enerjisi olan 10 üssü (19)Gev.’lik enerji üzerinde(planck enerji duvarı)uzay zamanın düzgün süreklilik davranışını terk ederek,köpüğe benzer bir yapı kazanacağı beklenmekte idi.

 

Evrenin Kısa tarihi adlı eserin yazarı olan Fizikçi Joseph Silk’de  bu mini karadeliklerin,maddenin ilk tekillik sırasındaki veya ondan hemen sonraki durumu temsil etmelerinden dolayı, bunlardan meydana gelen köpüğün oluşturduğu dalgalanmaların büyük Patlamanın ayrılmaz bir parçası olarak karşımıza çıktığını söyleyerek,evrenin kozmik saatinin ilk tik taklarına başladığı bu an öncesindeki,belirsiz bir zaman boyunca, sürekli olarak yaratılan ve yok olan planck kütleli karadeliklerden oluşan bir kuantum köpüğünün,er geç ortaya çıkması kaçınılmaz olan bir dalgalanma ile büyük patlamaya yol açan genişlemeyi tetiklediğine inanmaktadır.

 

S. Hawking ise, bizim evrenimizin başka bir evrenden doğabileceğini belirterek bu durumu şöyle ifade etmektedir “Evrenimiz,birbirine eklenmiş,uçsuz bucaksız bir petek gibi uzanan,bebek ve yetişkin evrenlerden oluşan bir labirentin parçası olabilir ve birden daha fazla noktada solucan delikleriyle bağlanabilir.Solucan delikleri de,evrenimizi kendi parçalarıyla  diğer zamanlarla birleştiriyor olabilir.

 

Yine kuantum fiziğine göre,evrende mevcut olan her şey, aslında değişik frekanstaki  kendine has bir enerjiye sahip çeşitli  dalgalardan meydana gelmekte idi. Eğer bu dalgalardan birinin taşıyabileceği en az miktardaki enerji hesaplanırsa, uzay boşluğunun her bir cm. küpünün evrenin bütününe ait olan toplam enerjiden çok daha büyük enerjiye sahip olduğu ortaya çıkar.Bu yüzden de David Bohm tüm bilim adamlarını bu sonsuz enerji okyanusuna odaklanmalarını, aksi taktirde,içinde yüzmekte oldukları okyanustan haberdar olamayan balıkların konuma düşeceklerini belirterek şunları söylemektedir “ Bir kristal, Mutlak sıfır noktasına dek dondurulacak olursa,kristalin içindeki elektron akışı dışarıya elektron saçmadan sürüp gidecektir.Eğer ısı yükseltilecek olursa,kristalin içindeki çeşitli çatlaklardan saydamlıklarını yitirdiği görülecek,başka bir deyişle bu çatlaklar dışarıya elektron saçmaya başlayacaklardır.Elektron açısından bakılacak olursa ,kristalin içindeki bu gibi çatlakların hiçlik denizinde yüzen “madde” parçaları gibi görünmesi gerekir,ama durum böyle değildir.Bu yüzden Hiçlik ve madde parçaları birbirlerinden bağımsız olarak var olamazlar.Her ikiside aynı kumaşın ,kristaldeki daha derin düzenin yansımalarıdır.”

 

Böylece madde ve enerjiye,boşluktan ayrı bir yapıya sahip olmaksızın,uzay –zamandan bağımsız sonsuz enerji okyanusun (yani Wheleerin de öne sürdüğü boş vakum uzayı)farklı iki belirişidir diyebiliriz.Ayrıca vakumun uzay ve zamandan bağımsız olması ,onun bir anlamda ölümsüzlüğü demektir.Bu yüzden tüm varlığın nedeni olan fermion ve bosonların bütün temel özellikleri (kütle,yük,enerji,dönme...vb) bu varlık kuyusunda aynen muhafaza edilir.Dolayısıyla bu kuyudan meydana gelen evrenimiz,bir gün kendi üzerine çökerek bir karadeliğe dönüşse bile,vakum varlığın devam ettirecektir. Bu konuda “Kuantum Benlik” kitabının yazarı fizikçi Danah Zohar şunları söylemekte “Tanecikler tek tek vakumdan dışarı yükselip kısa bir süre var olurlar,daha sonra diğer parçacıklarla birleşip ya yeni bir şeyler oluşturur ya da çıktıkları kaynağa geri dönerler.Fakat bu kısa ömürleri boşuna değildir.Eğer iki temel parçacık buluşup tek bir vücut olurlarsa,her biri kendi başına var olmaya son verirler,fakat oluşturdukları yeni parçacık, onların kütlelerinin özüne sahip olacaktır. Eğer bir nötron dağılırsa, onun kütlesi,yükü ve dönmesi,elektron,proton ve sonuçta oluşan anti nötrino içinde olduğu gibi korunur.Dolayısıyla meydana gelen her kuantum olayı,izini,ayak izlerini,zamanın kumları üzerine bırakır”

 

Bu durum,aynı zamanda sonsuz enerji okyanusunun holografik özellik göstermesiyle birlikte,bilinç özelliğine de sahip olduğunu gösterir.Fizikçi Walker,gizli değişkenlerin bu boyutta bilince eşitlerken ,diğer bir fizikçi Muses da bilinci kuantum vakum potansiyeline sıkıştırarak “durum vektörünü çökerten bilincin kendisidir”der.Görünen maddenin,olağanüstü bir büyüklük ve potansiyeldeki bir örtük fiziksel enerji denizine dayalı olduğu ve denklemlerin de bu örtük düzeni betimlediğini söyleyen Bohm, yine “madde bu devasa vakum potansiyelinde küçük bir dalgacık gibidir... Bu örtük düzen bizim madde dediğimiz şeyin çok ötesindeki bir gerçekliği içerir.Maddenin kendisi bu arka planda salt bir dalgacıktır” diyerek kuantum potansiyelini (elektromıknatıssal alan olan) bu enerji okyanusu olduğunu belirtir.

 

Bu alanlar hiçbir parçacık içermediği, ancak tüm parçacıklar bu alandaki gerilimlerinden meydana geldikleri için bu alana Büyük Birleşik Alanlar olarak bakılmaktadır.Amerikalı fizikçi David Finkelstein şöyle söylemekte “vakum kuramı,her şeyin teorisi olarak görülmektedir”.Varlığın bu alandaki yerini kafamızda daha iyi canlandırmamız için,her şeyin seslerden meydana gelmiş,ses dünyasında var olduğunu düşünelim, bu taktirde vakum bir davul derisi ve çıkardığı sesleri de o derinin titreşimleri olarak görülecektir.

 

Aşkın bir yaratıcıyı,içkin bir kavrama taşıyan tüm bu ifadeler (panteizm ile bir ilgisi yoktur) Piskopos Berkeley tarafından, dualist anlayıştan farklı olarak var olmanın (mutlak bilinç açısından)algılanmak olduğu görüşü şeklinde açığa çıkar.Ona göre varlık ve algı, Mutlak Bilinç içinde Bir ve Tektir.Dolayısıyla varlıklar (dışımızda var olan) bilinç tarafından algılandıkları için değil, Bilinç onların var oluşu olduğu için vardırlar.Yani,varlıkların ayrı bir Mutlak Bilinç tarafından görülmesiyle değil,varlıklar bu Bilincin yansıtıcıları olarak mevcuttur.Ve Berkeley ekliyor “Bilinç o şeye bakarak bir şey yaratmaz,çünkü basitçe o şeydir.Bu nedenle özgül algılar fikri geçersizdir.”

 

Fritjof Kapra  ise  “Evrenin temel tekliği atomik düzeyde apaçık hale gelir ve insan  atom-altı parçacıklar alanına daha derinden nüfuz ederken bu Teklik, kendini daha çok görünür kılar.”Dolayısıyla bu gerçek bizlerin çevremiz ve evrenden ayrı,bağımsız bir yapıya sahip olmadığımızı gösterir.Eğer dalga/parçacık ikilemini de göz önünde bulundurursak, iç zaman içinde beyinlerimiz  parçacık yanımızı temsil ederken ,dış zaman içinde şuursal yanımız,yerel olmayan (ışık hızı ile sınırlanmayan) dalgasal özellikli yanımızı gösterir ve iç zaman içinde ortaya koyduğumuz tüm eylem ve fiillerimiz,bireysel şuurumuzun heyecanlanmaları ,düşünceleri sonucu ortaya çıkarken,dış zaman yönümüzle de,evrensel şuurdaki tüm hayat biçimlerinin dalgasal yanları ile irtibatlı olarak,kozmik bilincin düşüncelerini deneyimleyip Quantum Ölümsüzlüğünü yaşar.Tıpkı her şeyin vakum potansiyel alanının düşsel tekilliği içinde varlık kazanmaları gibi.

 

Bu noktada A.Huxley “normal daraltıcı algısal modumuzu bir yana bırakırsak,gerçekliğin kaynağı ya da matrisi ile uyum içine girebiliriz”derken buna paralel olarak J.A.Wheleer de  “evrenin ne kadar acayip olduğunu,onun ne kadar basit olduğunu kavradığımızda anlayacağız”der.

Evrensel şuurun kendini  bilimsel yolla açıklamayacak şekilde davrandığını, bu yüzden de bu sınırın bilim kısmında kalmayı yeğleyen S.Hawking de eğer her şeyin kuramını keşfedebilirsek,kozmik şuura ait olan zihni tabanda da olsa öğrenme durumuna ulaşabileceğimizi söylemektedir.

Buna yakın görüş olarak Danah Zohar da “eğer evrimleşen bilimcimiz,evrendeki yerini gerçekten anlarsa ,kendimizi mutlak şuurun zihnindeki düşünceler olarak görebileceğiz”demektedir.

 

Din kavramının evrensel bir sistem olduğunu ve bu sistemin de beş duyu ve ona dayalı kavramlar açısından tam olarak algılanamayacağını (ki bu kavrama kâğıt üzerinde anlamak da denir) dolayısıyla, bunu değerlendirmek,hissetmek ve yaşamak için,Kozmik Bilinci en geniş skalada yansıtan Resullerin ortaya koydukları gerçeklere kulak verilmesi gerektiğini söyleyen bir islam mistiği de görüşlerini şöyle dile getirmektedir:

 “ Hava, yoktur uzayda!…Su da, yoktur!.Yerçekimi de!Karanlıktır uzay!… Soğuk!… Duygusuz!.“Can”lıdır uzay!…“Şuur”lu…“Dalga”lı!.Kuşatmıştır Cehennemi; hiç kalır indinde Cennet!…Kucaklamıştır Cennet'i, sütüyle besler, hünerlerini seyreder!.Uzay kapsamlıdır… Varlığıyla var etmiştir insi cinni, melâikeyi… Seyreyler onlarda kendini… Havada, ateşte, toprakta suda!. Bunlardan meydana gelen tüm varlıklarda…Varlığıyla “can”lı kılar hepsini!…Havayla yaşarız biz; suyla yaşarız; toprakla, ateşle yaşarız biz!. Beşinci elementimiz, uzaydır bizim!.Uzaydan geldik; uzaya gideriz, varabilirsek!.“Esmâ”dır uzay!… Mazharı sıfattır uzay!.. Hayâldir uzay!.Sükûndur; barıştır; hoşgörüdür uzay!.Kozasız yaşayamazsın uzayda!. İçinde yok olup kozasız kalamazsın uzayda!. Gerçeğiyle yüz yüze gelemezsin uzayın… Çünkü sen, insanısın dünyanın!..Çamurdan yaratıldın; toprakla gıdâlandın, suyla beslendin, ateşle yaşıyorsun!.Yiyorsun, yeniliyorsun, bir fasid daire içinde yaşamını sürdürüyorsun!.Sen ey beşinci element… Bilir misin kendini?.. Sudan, topraktan, havadan, ateşten öte benliğini? Uzay kökenliliğini!.Uzayın bölünmez parçalanmaz tekilliğini!.Sanırsın ki uzay bir havasız boşluktur… Karanlıktır… Cansız, şuursuz bir varlıktır!Oysa uzay, nefesi Rahman; saltanatı Subhan’dır!.Onunla vardır, boyutlar; onunla kâimdir dünyalar… Onunla dâimdir bitmez tükenmez yaşamlar!.Cennetin onunladır; kozan onunla!… Yemeğin onunladır, suyun onunla… Nefretin onadır, sevgin onunla!.Kurtarırsan beşinci elementini dördünün kaydından; algılarsın ki, her şeyindir uzay!.. Dalgalarıyla kâim her şey… Dalgalarıyla açığa çıkmada… Dalgalarıyla seyretmede… Dalgalarıyla “ben” olup yaşamada yine kendinde!....Tenezzül etti hava oldu; tenezzül ateş oldu; tenezzül etti toprak oldu, su oldu; tenezzül etti “sen” oldu; ya sen nereye gideceksin beşinci element?Toprağı mı mekân tutacaksın, suyu mu; havayı mı mekân tutacaksın ateşi mi?Yoksa uzay mı mekânın olacak, mekânsızlıktır mekânım, diyerek!.Sen ey beşinci element… Sen ey maddeden doğma, beşinci boyut varı!…Bil ki, vatan sevgisi îmândandır.. Gel dön vatanına!… Mekânsızlık otağına; DOST katına!… “Can”la canlanmış olarak… “Rûh”la, ruhlanmış olarak… Tanı kendini, aş bedenini; seviyorsan özün olan “Ben”ini..Uzayı tanı, uzayı bil!.Uzaydır, Rahim; uzaydır Halîm; uzaydır Kerîm, uzaydır Azîm!.

Yansıdı aynaya, uzay koydu, adını; yarattı mahlûkatı, “adı”yla ayrı koydu varlığını…Hep, gönüller BİR olası…Uzay bağı, HAK bahçesi!…Erenleri, gül goncası!.Sanma uzay gayrıdır!… Hak ayrıdır, Uzay gayrıdır!… Sen seni bilmezsen, HAK, zannında ayrıdır!.Bil ki sözün amacı…TEK’liği bilmeyen; RASÛL’e kulak vermeyen; Kur’ân'a yönelmeyen, “uzay” nedir bilesi değil!.”

İstanbul - 18.04.2001
http://sufizmveinsan.com

*Zemin radyasyonu,arka fon ışıması olarak da isimlendirilen bu radyasyon, evrenin ilk oluşumunda açığa çıkan büyük enerjiden arta kalan radyasyondur ki (uzayın her noktasında aynı değere sahiptir), evren genişledikçe sıcaklığı düşerek,günümüzde bu 5,7 cm dalga boyunda ve (- 270) derecede olduğu tespit edilmiştir.

 

İç zaman; lineer zamandır. Yani saatlerimizle ölçümlediğimiz zaman.

Dış zaman;bizim beş duyumuzla algıladığımız evrenimizi aşan bölümünde bulunan, zamansızlık boyutunu da kapsayan, lineer olmayan zamandır.

 

Birleşik Alanlar teorisi II’ ye ek:Tanecik fiziğinde,C,P,T olarak adlandırılan simetri özelliklerinden,C;bir parçacığın antisi ile,P;bir parçacığın aynadaki görüntüsü(yani sağ ile sola dönüşünün yerini değiştirilmesinde),T;bütün taneciklerin hareketinin geriye doğru götürülmesi ile yer değiştiğinde, taneciklerin özelliklerinin değişmeyip aynı kalması demektir.Örneğin,C,P simetrisinde maddeden yapılmış bir yıldız,anti maddeden yapılmış yıldız ile aynı görünür. Bu duruma T’yi eklersek nedensellik ilkesi ters çevrileceğinden,zamanın simetrisi bozulacaktır. Günümüzde bazı atom altı etkileşimlerinde bile P,C simetrisinin korunmadığı görülmüştür. Mesela tanecikler C simetrisine uymuyorlarsa, bunun anlamı,karşı taneciklerden yapılmış olan evrenin bizim evrenle aynı yasalara uymayacak olmasıdır.

 

Kaynakça:
Ahmed Hulusi-Sistemin Seslenişi/Uzay

Kuantum Benlik:Danah Zohar

Maddenin Son Yapı taşları:Gerard,t Hooft

Evrenin kısa Tarihi:Joseph Silk

Holografik Evren I,II:Ken Wilber

Uzayın Sırları:Taşkın Tuna

Zamanın Kısa Tarihi:S.Hawking

S.Hawking ile Zaman Ve Uzayda gezinti: Kity Fergusuon 

S.Hawking’in Evreni:John Boslough

Fiziğin Tao’su:Fritjof Kapra

Karadelikler: John Taylor:

İlk Üç Dakika: Steven Weinberg

Çağdaş Fiziğin Temel Kavramları:Arthur Beiser
Tubitak Bilim Ve Teknik Dergisi:Şubat-87 / Temmuz-90 /Temmuz-97/ Ekim-97/Nisan-99/Ekim-2000/

 

 

 


Üst Ana sayfa e-mail