Arz - Arş
6.Bölüm

Şöyle bir soru sorulabilir: “ biz Arz’a geliyor onu çevresinden eksiltip duruyoruz” (Enbiya-44), “ Göğü gücümüzle biz kurduk şüphesiz onu biz genişletmekteyiz” (Zariyat-47)… vb ayetlerinin işaret ettiği ve bizim anladığımız gök ve arz kavramıyla, sizin tüm gök (uzayı) ve katmanlarını (tüm varlık âlemini) arzın içindeki boyutlar olarak belirttiğiniz görüşünüz ile uyuşuyor mu (çünkü bu durumda bir çelişki oluşmakta)?. Uyuşuyorsa bunu nasıl izah edersiniz?. Bunun cevabına geçmeden önce, hiçbir zaman aklımızdan çıkartmamamız gereken birkaç hususa değinmemiz gerekir. Bizler daima ayet ve hadisleri incelerken her zaman konunun ya da olayın hangi boyuttan, açıdan ifade edildiğini ve bunların varlığa mı, öze mi doğru olduğunu, ayrıca bir boyutta anlatılan ifadelerin hangi boyutlarda ne tür anlamlara geldiğini, ne tür anlamlara dönüşmekte olduğunu düşünmemiz gerekmektedir. Genelde bu hiç yapılmadığı için, maalesef bu ayet ve hadislerin işaret ettiği anlamlar ya yeterince değerlendirilememekte ya da konuyla alakası olmayan şeyler söylenerek asıl konuya hiç yaklaşım sağlanamamakta, sonuçta da bu gerçeklerin üstü tamamen örtülmektedir.

İkinci olarak, bir ayet veya hadisin kendimize mantıklı bir açıklamasını görünce onu hemen mutlak kabul edip o boyutla bloke olmakta böylece onun aslında ne derinlikli anlamlar taşıdığını müşahede edememekteyiz

Bakış açısının, boyutsal izafiyetin ne kadar önemli olduğuna dair güzel bir örnek verirsek “ Allah’ın Arşı su üzerinde durmaktadır” hadisinde, mistik alanda suyun ilim olduğunu göz önüne aldığımızda bize göre ters bir durum ortaya çıkarak Arş boyutunun ilmin üzerinde olduğu görülmektedir. Oysa bu ifade, bizim bakış açımıza göre aşağıdan yukarıya doğru değil, yukarıdan aşağıya doğru bakış açısına nispetle yapılmıştır. Bunun, kademe kademe Tek den çoka doğru bakış olduğunu ispatlayan ayet ve hadisler ise şöyle: “ Arşı su üzerinde iken, hanginizin daha güzel iş işleyeceğini ortaya koymak için gökleri ve yeri altı günde yaratan O’dur” (Hud-7), “ Allah var idi ve onunla birlikte hiçbir şey yok idi. Ve Allah’ın Arşı su üzerinde duruyordu. Sonra Allah, kâinatın tamamını taktir ve tespit etti. Ve Göklerle, yeri yarattı.”  (Hadis)

Bu önemli noktaya değindikten sonra en başta verdiğimiz ayetlere gelirsek, eğer orijin noktası olarak, Arz diye yaşadığımız dünyayı kastediyorsak, gök de dünya dışı mekansal uzay ve bunun katmanları olacaktır. Dolayısıyla Arzın eksilmesi, diğer tüm gök cisimlerinde olduğu gibi, dünyanın yayınladığı kütle çekim dalgalarının çekimci özellik göstermesi sonucu bunun dünya yüzeyinde baskıya neden olup onu büzmesi (eksiltmesi)…vs, bilimsel kanıtların evrenin genişlemekte olduğunu söylemesi üzerine “…onu genişleten biziz” ayetini de tüm yıldızların, galaksilerin…birbirlerinden büyük hızlarla uzaklaşması şekilde yorumlanmıştır ki, tüm bunlar doğrudur. Böylece, bu ve benzeri ayet ile hadisleri, bu boyuta, bakış açısına göre bilimsel verilerle açıklayabiliriz. Ancak, burada küçük bir soru daha ortaya çıkmakt: Hangi doğru bilimsel veriye göre?. Elbette, sağduyumuza hitap eden Newtonsal fizik anlayışına dayalı bilgilere nispetle. Bu nedenle bu yorumlar, doğru olmakla birlikte, sadece bu boyutla sınırlı olan, nihai, son nokta açıklamaları değildir. Çünkü varlık ve onun öz katmanları birçok boyuttan ibarettir. Tüm bunları kuantum ve altı fiziğinin verilerine göre değerlendirdiğimizde Gök katmanlarının, mekansallık yerine, boyutsal bir anlam ifade ettiğini görürüz. Yani, mekansal bir genişleme yerini boyutsal bir genişleme kavramına bırakır. Dolayısıyla, genişleyen evren değil, evrene, sisteme bakış açımız, bilincimiz, bilinç boyutlarıdır. Genişleyen evren, sadece bizim beş duyusal algılarımıza göre görünen bir olaydır. Eğer bilinç boyutunda bir genişleme elde edip sonsuz sınırsız Kainata bir bütün halde bakabilseydik, gerçekte ne genişleme söz konusudur ne de büzülme, çökme. Ne kainatın kıyısı, etrafı, çevresi vardır ne de bir köşesi, bir merkezi bulunmaktadır. Başı ve sonu da yoktur. Dolayısıyla, kainata ne bir yerden gelinilir ne de buradan başka bir yere gidilebilir. Böyle bir yapıya ekleme yapmak ya da ondan bir şeyler eksiltmek gibi şeyler de olamaz. O halde eksiltmek boyutsal anlamda, kendi boyutlarınca büzülmek, daralmak, yoğunlaşmak, bir blok haline dönüşmek; gelmek de üst boyut (ya da boyutlardan) alt boyut (ya da boyutlar) da görünme, görülme, belirme ortaya çıkma; etrafı, çevresi, berisi… de alt ya da üst boyut (veya boyutları) anlamına gelmektedir. Artmak ya da gitmekte bunların tersi anlamında düşünebiliriz Varlığın tüm boyutlarında ikinci ayrı bir varlık olmaması sebebiyle bir şeyi kaldırma(k), yüklenme(k) ise, o şeyin kendisinde mevcut olması, bulunması, ondan açığa çıkmasıdır ki o, bunun ya farkındadır ya da değildir. Mesela, “ Allah vüsatiniz dışında size bir yük yüklemez” ayetindeki tüm düşünülen, hayal edilen, fiil olarak ortaya konan bütün eylemlerin sizde mevcut, yüklü olan manaların sonucu olması gibi. Burada geçen “biz” kelimesi de olayın çokluk boyutunda meydana gelmekte olduğunu ifade etmektedir. Böylece genel anlamda biz “…eksiltmekteyiz” ayetini, Allah hükmünün, Arşın altı diye tarif edilen Melek adı altındaki salt enerjiden katman- katman ve her boyutta kendi kuralınca açığa çıkışının bir yoğunlaşma, bir bloklaşma…ile oluşmakta olduğu şeklinde açıklayabiliriz.

Göklerin genişlemesi de, “ O gün gök, başka bir gök, arz da başka bir arz ile yer değiştirir” ayeti hükmünce değişen bilinç hallerine karşılık gelen arz boyutlarının, Allah’ın her an yeni bir yaratışta oluşunun gereği olarak müşahade edilmesidir. Şunu da belirtmek gerekir ki, onu algılayan birimlerce evren bazında demiyorum Kainat bazında Arz ezelde vardı, ebede kadar da var olacaktır. Onun (bir Bütün halinde) yok olması ise, tıpkı yaratılışında olduğu gibi yine boyutsaldır.

“ Etrafında melekler olduğu halde o gün, Rabbin Arşını başları üstünde sekiz melek taşır.” ( Hakka – 17),   “Melekler Arşın etrafını çevirmiş rablerini hamd ile tespih ederler…” ( zümer – 75),   “ Arşı yüklenen melekler ve etrafında bulunanlar Rablerini hamd ile tespih ederler” (El mümin- 7). Bir önce değindiğimiz kavramları göz önüne alıp bir şeyi yüklenmenin, kaldırmanın boyutsal anlamdaki anlamıyla bu ayetlere bakarsak Allah hükmünün holografik bir biçimde bilincinde, farkında, kendisinde olarak (ki bunlar kendini bilen meleklerdir) gereğini kapasitelerince katmanlarındaki meleklerle alt boyutlarda yerine getirme, oluşturma, ortaya koyma olarak düşünebiliriz.

“Rahman Arşı istiva etmiştir”, “ Gökleri gördüğünüz gibi direksiz yükselten, sonra Arşa hükmeden her biri belli bir süreye kadar hareket edecek olan güneşi ve ayı buyruğu altına alan, işleri yürüten, ayetleri uzun uzun açıklayan Allah’dır”, “ O, gökleri, yeri ve aralarında olanları altı günde yaratan sonra Arşın üzerine hükümran olandır, O Rahmandır”, “ Allah gökleri, yeri ve bunların arasındaki şeyleri altı günde yaratan sonra Arş üzerine istiva buyurandır”, “ Rabbin O Allah’ tır ki gökleri ve yeri altı günde yarattı. Sonra Arş üzerine hükümran oldu her şeyi tedbir eder” , “ Allah hiçbir şey yaratmazdan önce Arşı su üzerinde idi”. (1)

Rahmanın Arşın üstünü istiva etmesi, kaplaması, Arşa hükmetmesi, Rahmanın, Rabbın Arşın üzerinde bulunması, yer alması…vb ile kasıt edilmek istenen şeyi Sufizm : “ çokluğu, kesreti, birimleri meydana getiren isimler ve vasıfların, soyut özelliklerin olduğu Sıfat mertebesidir ki Efal boyutu, bu Zati Vasıflarla ve Esma Manalarıyla kaim ve mevcut olarak tasarrufunun her an bu ilmi İlahi doğrultusunda Rabbin elinde olduğu” şeklinde ifade etmektedir Ancak, bu ayetlere dikkat edilecek olursa ilk önce yazdığımız ayet ve hadise ters bir durum görülmekte yani, önce yerin ve göğün yaradılışını Arşın su üzerinde oluşundan sonra belirtilirken burada da önce göklerin ve yerin yaratılışından bahsedilmekte sonra Arşa istivadan söz edilmektedir. Farklı bir deyişle, Arşın altı olarak bildiğimiz yaratılış ilk anlatımlarda bize göre doğru bir sıralamada anlatılırken, ikinci anlatımlarda yaratılmış olanlar yaratılmamışlık boyutu içinde Arşın üstünde ifade edilmişlerdir ki bu da bir çelişki değil midir?. Hayır değildir. Bunu birçok açıdan cevaplandırabiliriz. Bunlardan ilki; yukarıdan aşağıya doğru bakış açısına göre sonra anlatılması gereken, önce anlatılmıştır. Aynı durum şu ayette açıkça görülmekte: “ Yerde olanların hepsini sizin için yaratan O’ dur. Sonra göğe doğru yönelerek yedi gök halinde onları düzenleyendir. O her şeyi bilir.” (Bakara-29) Oysa, biz biliyoruz ki yer ve gök kavramlarını ister mekansal isterse de boyutsal anlamda düşünelim fark etmez, bunlardan, önce gök katmanları sonra da arz (yer) katmanları yaratılmıştır. Ayrıca, zamanın olmadığı boyutta olayların sıralanışı söz konusudur, yerleri değil.

İkinci olarak da, hem burada hem de ilk baştaki verdiğimiz ifadelerde kasıt edilen yaratmayı, yaratılmışa göre tanımlanmış olan Arşın altındaki değil, bize göre yaratılmamışlık boyutunda olan, ancak Allah’ın ilmindeki yaratılma olarak düşünebiliriz. Çünkü Allah, gerçekte her şeyi Arşın üstü diye mecazen tarif edilen ilminde yaratmıştır ki bu boyutta bildiğimiz somut varlık veya varlıklar söz konusu değildir. Kısacası, Allah’ın ilmindeki yaratma ve bu yaratmanın tabi sonucu olan Arşın altına tenezzülü ile varlık olarak, varlığa nispetle ortaya çıkan yaratılma aynı değildir. Arada boyutsal farklılıklar bulunmaktadır. Bu yüzden “Allah hiçbir şey yaratmazdan evvel Arşı su üzerinde idi” hadisini “varlığa nispetle yaratılmadan önce” diye anlamak gerekir, bu bakış açısına göre. Aynı şekilde, Allah’a nispet edilen arz, arş, kürsü, yedi kat gök ve yer kavramlarıyla, varlığa nispet olan aynı kavramları da çok iyi ayrıt etmek, anlamak gerekir. Bunun yanında, yine anlatılanların zamansızlık boyutunda geçmesi itibariyle önce ve sonra kavramı, bildiğimiz zaman kavramı içindeki geçerli anlamını yitirerek yerini, bakılan orijine göre boyutsal öncelik ve sonralık kavramına bırakır. Dolayısıyla, önce gökleri ve yerleri yaratıp sonra Arşa istiva etmesini, aynı boyutun farklı farklı yönlerinin belirtildiği ya da geneli ile detaylı anlatımları yapıldığı şeklinde düşünebiliriz.

Ayetlerde geçen gün kavramı ise, daha önceki yazılarımızda değindiğimiz üzere zamansızlık birimi olan An ya da Aşama anlamındadır. “ Yedi göğü ve yerden bir o kadarını da yaratan Allah’ tır” (Talak-12), “ Gökleri yedi kat üzerine yaratan O’ dur” (Mülk-3) …ayetlerini göz önüne alarak düşündüğümüzde varlığa ait yedi gök (sema, bilinç) boyutu ve bu bilinç boyutlarına karşılık gelen yedi Arz (yer) boyutlarının altı An’ da veya Aşamada meydana geldiğini belirtmektedir (bunların güneş sistemiyle olan ilişkisi başka bir yazıda ayrıntısıyla değinilecektir).

 

(bkz. Akıl Ve İman / Gavsiye Açıklaması- Ahmed Hulusi, Boyut Kavramı- Ahmed Fevzi Yüksel / www.sufizmveinsan.com / Tasvvuf)

(1). Taha-5, Rad-21, Furkan-59, Secde-4, Yunus-3, Hadis

      

hologramk@yahoo.com
İstanbul - 11.10.2005
http://sufizmveinsan.com


Üst Ana sayfa e-mail