18. Bölüm

Hologram prensibi bize şunu söyler: İster içten dışa projeksiyonun dıştan içe algılattığı, isterse de dış algılama açısına göre olsun fark etmez, aralarında ne tür mesafe olursa olsun iki, üç... sonsuz sayıdaki elektromanyetik dalgalardan (mikrodalga ışınımı, ışıktan) oluşmuş üç boyutlu nesneler (gezegen, yıldız, galaksilerin) ya da algılayamadığımız diğer tüm boyutlar Örtük Düzende Tek, Aynı Şeydir ve bu Gizli Düzen’de yapılacak bir programlamanın da, tekrar görünen üç boyutlu nesneler dünyasına yansımasıyla alışageldiğimiz (şartlandığımız)ın tam tersi veya farklı türdeki yasaları meydana getirir. Böylece, görünür nesnelerin kaynağı olan kuantum potansiyelindeki anlam (manâ) dönüşümleri, nesneler dünyasına yansıdığında, yansıdığı bu boyuttaki maddeler arasında da kuantum etkileşimlerine neden olur.

Bu temel düzeydeki enerji dönüşümlerinin madde planında oluşturduğu değişimler, bildiğimiz yasalar şeklinde (hareket, zaman,...vb.) açığa çıkarken aynı zamanda olağanüstü farklı biçimlerde de ortaya çıkarlar. Bu durum ise, bizim tarafımızdan olağanüstü olarak nitelendirilen fenomenler şeklinde algılanır. Çünkü; nasıl ki bu maddesel dünya, başka bir boyuttaki sonsuz sınırsız Kozmik Bilinc’in dalgalandırdığı yine sonsuz-sınırsız (tüm evren ve evrenleri meydana getiren Süper uzay, Hiper Uzayın) enerjinin oluşturduğu girişim desenlerinin bir illüzyonu ise, bu maddeye dayalı enerji biçimleri, zaman...vb. tüm kavramlar da aynı şekilde bir hayal ve bir yanılsamadır.

Ayrıca bu üç boyutta yaşayan ya da rezonans kurmuş bilinçli varlıklar da, nesneleri ve birbirlerini, ışınsal, şeffaf görüntüler şeklinde değil, maddesel algılayarak bu boyuttaki uzay-zaman dediğimiz yapıyı meydana getirirler. Yani, evren geometrisi, dört temel kuvvet ,vb.. 

Şimdi bu kavram ve özelliklerini daha iyi anlayabilmemiz için, dışımızdan direkt algılama açısına göre sistemi düşünelim.*Ya da; örtük düzenin (Hologram Plakasının), algılayamadığımız boyuttan, beynimiz, bedenimiz... ve dışımızda gördüğümüz elektromanyetik alanlardan meydana gelen üç boyutlu görüntüleri oluşturduğunu göz önüne alalım. Böylece, bu üç boyutlu nesnelerin sayısı ve aralarındaki uzaklığın sayıca ne kadar fazla olursa olsun, (hatta sonsuz sayıda olsa bile) Gizli Düzendeki girişim desenlerinin en küçük noktasında, motifinde Aynı ve Tek olarak mevcut olacaktır. Daha açıkça söylersek, görünür boyuttaki tüm görüntülerin (gezegen, yıldız galaksilerin) zamansal ve mekânsal bütün pozisyonları, duruş, bakış açıları hem tek tek, hem de birbirlerine göre kombinezonlarını barındıracak biçimde yer alacaktır. Dolayısıyla; birimin bilinci bu Gizli Düzendeki frekansları çözebilme yeteneğine göre bu kombinezonlardaki tüm bakış açılarına, kendisinden ayrı bir yapı olmaksızın o nesnelerin kendisi olarak sahip olabilecektir.

Bu nedenle; böyle Birimler bize beş duyuda et-kemik yığını gibi görünseler de, bilinç olarak gerçekte evrenin en uç noktasındaki bir galaksi içinde yer alan gezegenin barındırdığı nesnelerden,  dünyanın en ücra köşesinde düşen bir yaprağın çıkardığı sese kadar her şeye vakıf olurlar. Hele bir de bunların boyutsal derinliklerini düşünürsek!... Bu konuyu bir kudsi hadis: “Göklerime ve yerlerime sığmam, lakin mümin kulumun kalbine sığarım” şeklinde, Hz Muhammed (sav) Efendimiz de: “Gözlerim uyur ama kalbim (şuurum) asla uyumaz” biçiminde ifade eder. Hz Ali (r.a.) da “Sen kendini sandın bir parça küçük. Halbuki sende âlem var, en Büyük” der.

Örtük düzenin bu özelliğini ele aldığımızda; diyelim ki bir kişi çalışma odasında oturuyor olsun. İçindekilerle birlikte, oda ve kişi Gizli Düzenle bağlantılı olduğu için, o düzeyde yapılacak bir programlamayla, o kişi görünür boyuttan silinip gizli düzen aracılığıyla farklı bir mekânda diyelim ki; uçsuz bucaksız yıldızlarla dolu bir gökyüzünün altındaki okyanus sahiline (yani tekrar görünür boyutta) belirebilir, ya da tam tersi olarak yine örtük Düzen bağlantısıyla o kişi haricindeki odadaki tüm nesneler ortamla birlikte tamamen örtük düzene gönderilip farklı mekânlar  o kişinin boyutunda materyalize olarak belirgin hale gelebilir. Kişi, bu durumu kendi Bilinci sayesinde gerçekleştirebileceği gibi, o kişi fark etsin ya da etmesin, kendi dışında (ayrıymış gibi görünen) bir Bilinç tarafından da (Veliler, Azizler ,Cinler, Cinlerin etkisi altındaki kişilerce de) aynı hal oluşturulabilir. Böylece bu kişi, uzay ve zamandan bağımsız olarak yer değiştirip o ortamları maddesel olarak algılayarak eylem ve düşüncelerine devam eder. Bu İyonizasyon, Tayyı Mekân olayı bizden tamamen farklı özelliklere sahip boyutlar arasında da geçerlidir. Bununla birlikte; evrenin hologramik özelliği kendini madde kaydından kurtarmış birimlerin gerçekleştirdiği diğer fenomenlere de açıklık getirmektedir. Mesela böyle bir Bilinç sahibi, madde üzerinde tasarrufta bulunarak madde görünümündeki dalgasal yapıları yeniden, tekrar tekrar biçimlendirerek psikokinetik etkiler meydana getirebilir; yeni yeni maddeler üretebildiği gibi, olan maddeleri de yok edebilir, aynı anda hem nesneleri hem de kendisini birden fazla yerde gösterebilir, mutlak ölümle sonuçlanacak ortamlarda zarar görmeksizin kalabilir, ateş içinde hiçbir şey olmadan kalır ya da üzerinde yürüyebilir, havada uçup batmadan su üstünde durabilir, büyük çengelli iğnelerden, kılıç darbelerinden etkilenmez; geçmiş, şimdi ve geleceğe, farklı boyutlara ait Cin, Melek, Berzah, Cennet, Cehennem...vb gerçeklere vakıf olabilmektedir. Şimdi de bu olayları, boyutumuzdaki bakış açısına göre kuantum etkileşimlerini göz önüne alarak açıklamaya çalışalım: Bu olaylardan bir kısmını, TV ekranındaki görüntülerin (ve seslerin) dışarıdan gönderilen Elektromanyetik dalgalar tarafından deforme edilip dalgalanmalarla şeklinin etkilenmesi ve değişmesine benzeterek, beynin yaydığı birtakım dalgalarla da madde görünümündeki nesnelerin biçimleri ve davranış şekillerinin istenilen yönde değiştirilmesiyle açıklayabiliriz. Bir kısmını da; beynin yaydığı radar türü dalgaları belli bir mahale, yani bizimle her zaman aynı yerde, fakat farklı boyut ve mekânlarda yer alan ortamlara yönlendirip bu boyutlardan yansıyanın tekrar beyin tarafından (kendi veri tabanı, yani yerleşik şartlanmalarına göre) değerlendirilmesi şeklinde yorumlayabiliriz. (İyonizasyonun, maddesel boyuttan ışınsal boyuta doğru, kuantum düzeylerindeki açıklaması, ayrı bir yazıda değinilecektir.) Bu, rüyada olduğu gibi, sekerât halinde ve uyanıkken de hem bilinçli, hem de farkında olmaksızın (her iki durumda da cin kavramının bir boyut olarak etkisini de düşünerek) ya sembolik suretler şeklinde, ya da direkt algılanabilir. Mistik alanda bu, algı durumunun  düzeyine göre Keşif ya da Fetih olarak adlandırılmaktadır.

Ancak; her zaman üzerinde dikkâtlice durduğumuz gibi, Sistem mutlak anlamda holografik bağlamda ifade ettiğimiz gibi çalışmasına karşın, kendi içerisinde bir teklik anlayışı ve bilgisi barındırsa da, Örtük Düzen’in boyutsal anlamda algılayana göre çeşitli seviyelerinin bulunması; Cin olarak adlandırdığımız varlıkların da birer boyut olarak bu Düzende yer alması sonucu (ki bunlarında en düşük seviyesinden en üst yeteneklisine kadar çeşitli düzeyleri bulunmakta) bilincini bu boyutta tanıyan, bilen birimler, diğerleri gibi benzer bilgilere ve olağanüstü yeteneklere sahip olabilmekte ve bu da bizim tarafımızdan yanılgı olarak algılanamamaktadır. Böylece; Cin boyutundan etkilenmeksizin ( yani bu boyutun üzerinde ve buna hâkim bir şekilde) bilincini dilediği biçimde yönlendirebilen birimlerin algılama durumu, mutlak anlamda ve sisteme dönük olarak çalışırken, cin boyutundan etkilenen (onun hükmü altında olan) ancak yine bilincini farkında olarak kullanan birimler ise, terkipsel ve sınırlı bir biçimde maddenin özüne vakıf olmak suretiyle bunu deneyimlerler ki, bu da bir öncekiyle kıyasa gelmez farkları oluşturur.

Benzer deyişle; Gizli Düzendeki seviyeler, bilincimizin madde ve ötesi boyutlara olan etkileşme gücünü gösterir. Çoğu insan maddeye olan bağımlılığı yüzünden kendi özsel güçlerinden bihaberken, kimileri yine bu sebepten ötürü çok sınırlı olarak birkaç nesne, boyut üzerinde etki gösterebilmekte, kimileri de şuur düzeylerine göre sırasıyla artan, ama yine sınırlı bir biçimde bu tür fenomenleri gerçekleştirebilirler. Çok çok nadir olan birimler ise, maddenin özüne vakıf  olmanın ötesinde, sistemin kendisine ait özelliklere sahip bir şekilde, kapasiteleri oranında, Tüm Evren Şuuru olarak Kozmik Bilincin yansıtıcıları olurlar ki, bunlar bu tür fenomenlerin ötesinde tüm dünyayı ve evreni temelden değiştirebilecek yeteneğe, güce sahip olan birimlerdir. Bu nedenle, yukarıda saydığımız olağanüstü durumlardan Evrensel sisteme ait olan bilgiler dışında kalan  fenomenleri, hemen hemen  ortaya koymazlar. Ortaya çıkanlar ise gayri ihtiyari olarak, kendi arzu ve istikametinden bağımsız bir biçimde meydana gelir. Çünkü onlardaki benlik, birimsel değil, Mutlak Benlik’tir.

Bu nedenledir ki, hem tarihte, hem de günümüzdeki mistiklerin birtakım boyutların varlığından haber vermeleri, daha önceki Resullerin, Nebilerin bildirdiklerini ezberleyip tekrarlayarak ya da belli kurallar içinde bu bilgileri birbiriyle kıyaslayıp sonuç elde etme yöntemiyle değil, beynin üst alıcı devrelerini harekete geçirmek suretiyle bu boyutları direkt algılamaları sonucu olmaktadır. Bu durum, bizim algılayamadığımız her tür gerçeğe vâkıf olma halleri için de geçerlidir. Bu da ötelerinden ya da ötesindeki ayrı bir varlık, mekân ve boyutlardan değil, özü olan sonsuz-sınırsız holografik (Bilinç ve onun imajında olan) enerji denizinden açığa çıkmaktadır.

Şimdi de, sistemini anlatmaya çalıştığımız ve şüphecilerin dahi reddedemeyeceği şekilde belgelere (kayıtlara) geçen olayları sırasıyla görmeye çalışalım...

(Bkz. Ahmed Hulusi;  Görmek; Sistemin Seslenişi/
Ahmed F.Yüksel; Madde-Sufizm Ve İnsan,
Zihin Ve Madde-Sufizm Ve İnsan/Fizik)

(Devam edecek.)                                                                       

Kenan Keskin
İstanbul - 22.11.2002
http://sufizmveinsan.com

*Aynı durum, bilincimizi bir hologram plakası olarak kabul edersek,bu bilincin içten dışa projeksiyonun dıştan içe algılatması sonucu dışımızda kabul ettiğimiz beynimiz, bedenimiz, nesneler, boyutlar...vb  için de aynen geçerlidir. Çünkü;bilincimiz olan hologram plakasındaki frekansların, girişim desenlerinin yorumlanması, aynı fenomenleri dışımızda benzer şekilde oluşturacaktır. Aslında her iki açı da, aynı şeyin bizlerin daha iyi anlayabilmesi için farklı iki yönmüş gibi anlatımından ibarettir. Ayrıca bu açıdan sistemin açıklamasına daha önceki yazılarımızda değindiğimiz için burada  tekrar açıklama gereği duymadım.


Üst Ana sayfa e-mail