(Hz. İsa)
34. Bölüm

Bu olay ayetlerde, “Ve biz Allah’ın Nebisi; Meryem oğlu İsa Mesih’i öldürdük” demeleri ile de azaba müstehak oldular. İsa’yı öldürmediler ve asmadılar. Lakin, onlara İsa gibi gösterildi. (öldürülen kişi için) ... Ve yakinen onu öldürmediler” Nisa 157

 “Allah, İsa’ya, Ey İsa ben seni vefat ettirip kendime yükseltip kaldıracağım. Seni küfür ve günahlardan temizleyeceğim.” Ali-İmran 55

 İfadeleriyle Hz.. İsa(as)’ın değil, onun benzerinin çarmıhta öldürüldüğü, ancak Hz.. İsa(as)’ın da Vefat ettiğini (öldüğünü) de açıkça ifade etmektedir. Bu nedenle, Hz. İsa (as)’ın tekrardan yeryüzüne gelirken (ki hadislerde 33 yaşında harekete geçeceği söylenmekte) ne herhangi bir araçla gökten zembille iner gibi inecek ne de tıpkı Terminatör filmindeki gibi, fantastik bir şekilde, karadelik tünellerini kullanarak o andaki bedeniyle zamanda yolculuk yapar bir biçimde ortaya çıkacaktır. Çünkü, boyutsal anlamda gökyüzünden yeryüzüne inme olayındaki gökyüzü kavramı; şuur ve onun yönettiği Ruh (mikrodalga) boyutu, yeryüzüne gelişi de bu boyuttan maddesel düzeye yönelmek suretiyle ortaya çıkma şeklinde düşünülmelidir.

Zaten sufizm kaynaklarında, bilindiği üzere, yedi mertebeden oluşan Fetih özelliğinin sadece altıncı mertebesine sahip olanların bunu gerçekleştirebildiği ve bu mertebeye sahip olan Hz. İsa(as)’ın da Ruh bedenini, maddesel bedene dönüştürmek suretiyle anne karnından tekrar bu boyuta döneceği ifade edilmektedir. Fethin ilk iki mertebesi, Zulmani olarak istidraç sahiplerinde mevcuttur. Üçüncü mertebeden itibaren de Fethi Nurani olarak bilinir. Üçüncü mertebede  her iki düzeydeki özelliklerin yanı sıra Resulullah  ve diğer Nebi, Resul ve üst düzey Evliyaullahla her an direkt görüşülmekle birlikte, Bilinç düzeyini artırarak birtakım evrensel sırlara vakıf olmaktadırlar. Altıncı mertebede de, dünyaya geri dönme özelliği vardır. Yedinci mertebe ise sadece Hz. Muhammed (sav), (dolayısıyla İmamı Mehdi) ve o kemalata sahip üstün İnsanlara aittir. Bu boyutun sahip olduğu Bilinç düzeyinin altında kalan diğer bazı velilerin Bilinç seviyeleri için  Hz. Muh (sav)  “Benim ümmetimin Âlimleri, Beni İsrail peygamberleri gibidir” sözü ile ifade etmektedir. Hadiste ismi geçen bu Âlimler, bildiğimiz anlamdaki kitapları yalayıp yutan, belli bir bilgi birikimine sahip insanlar değil, Velayet Kemalatına sahip Velilerin de en üst düzeyinde yer alan İnsanlardır.  

Bunlarında sayısı da bir elin parmaklarını geçmez. Kaldı ki, Resuller “Mutlak Benlik” boyutundaki aynı Bilinç düzeyinde yer almalarına karşın, bu Bilinç düzeyinin de bir tabanı ve bir tavanı bulunmaktadır. Dolayısıyla, Resul vardır; Resullerin Resulüdür, Resul vardır; Resulün Resulleridir. Hz. Muhammed (sav) Efendimiz de, tüm Resullerin Resulü olarak bu Bilinç boyutunun zirve noktasındadır.  

Buna değinmemin nedeni, sadece altıncı mertebeye ait bir özellik olan dünyaya geri dönme olayının, Zulmani Fetih olarak istidraç sahiplerinde yanlış algılanması (ya da Cinler tarafından algılatılması) sonucu ortaya çıkan Reenkarnasyon ile yakından uzaktan bir ilişkisinin olmamasını vurgulamak içindir. (1) Çünkü, ayet ve hadislerde; “Her birine ölüm geldiğinde; “Rabbim beni geri döndür dünya yaşamına da, yapmadıklarımı yapayım” derler... Bu kesinlikle mümkün değildir! (Mahşerdeki) Baas gününe kadar Berzahtadırlar.” (23-99/100)

“Öldükten sonra geri döndürülecek yoktur.”   

denilerek Reenkarnasyonun açık ve net olarak mevcut olmadığını söylemektedir.

Doğumu, yaşamı ve ölümü diğerlerine göre farklılıklar arz eden Hz. İsa (as)’ın bir geliş nedeni de, İsevi boyutu da kapsamında bulunduran 

 Hakikâti Muhammedi denilen o boyutun bilgisine sahip oluşuyla ilgilidir. Çünkü, biyolojik beyin olmadan Ruha kaydedilme işleminin gerçekleşmemesi dolayısıyla bu ilmin Berzah boyutunda değil, beden boyutunda değerlendirilmesi, yaşama geçirilmesi gerekmektedir. İsa(as)’ın dünya boyutunda İmamı Mehdi’nin yanında yer alarak Muhammedi Ümmetten olmasının asıl nedeni, işte  bu boyutsal anlamdır.

“Neden çanağın dışını yıkıyorsunuz? İçi Yaradan dışı da Yaradan’dır. Anlamıyor musunuz?”

“ Yüzünün önünde olanı bil. Sana gizli olanın üstü açılacaktır. Zira ortaya çıkmayacak saklı hiçbir şey yoktur.” diyerek, görünenin ardında olanın (Batının, tenzih anlayışının), görünende (teşbih anlayışında, Zahirde) de aynen mevcut bulunduğunu dolayısıyla, Batın ve Zahirin aynı şeyin farklı iki yönü şeklinde belirdiğini ve bunun da algılayana göre isimlenerek zahirin aynı zamanda Batın, Batınında aynı zamanda Zahirin kendisi olduğunu belirtmektedir.

Ancak boyutsal anlamda kavranılması gereken Zahir ve Batıni hakikâte dayanan gerçekler, insanlar tarafından yanlış algılanmakta ve bunun sonucu olarak da, Musa (as) kavminde olduğu gibi Allah kavramı ötelere atılıp ötelerde olduğu kabul edilerek, görünenin ötesinde kayıtlanmakta ya da İsa (as) kavminin yaptığı gibi, Allah’ı burada bir bedende sınırlamak suretiyle, o bedenin dışında kalan kendilerinde, çevrelerindeki varlıklarda ve evrende  O’nun varlığını müşahede edememektedirler. Dolayısıyla, yine Allah’ı kayıt altına almaktadırlar. Oysa Musa (as) tenzih, İsa (as) ise teşbih (2) anlatımlarıyla insanlarda belli bir dengeleme sağlayarak tevhit anlayışını oturtmak yerleştirmek istemişlerdi. Hz. Muhammed (sav) ise, zirve nokta olması nedeniyle, hem tenzih hem de teşbih anlayışını dengeli bir biçimde ortaya koymuştur. Bu durum ayetlerde “Her ne yana dönerseniz Allah’ın vechini görürsünüz”, “ O’ dur Evvel, Ahir, Zahir ve Batın”, “Allah, âlemlerin Rabbıdır. Allah Âlemlerden Ganidir (beridir)” şekliyle ifade edilmektedir. İslam’ın tevhit dini olmasının nedeni budur.

Fakat, her ne kadar bugün İslam olduğunu söyleyen Muhammedi ümmetten bir milyar küsur insan mevcut olsa da aslında, şuursal (boyutsal) açıdan Müslümanların çok büyük çoğunluğunun bu iki anlayıştan birine sahip olduğu ve tenzih anlayışının daha yaygın olduğu görülmektedir. 

Batın ve Zahir anlayışıyla ilgili olarak can alıcı şu örneği verebiliriz: Bir gün  Havarilerinden Filipus’un “ Rab bize Babayı göster, bu bize yeter” isteğine karşılık, “Bunca zamandır sizinle birlikteydim Beni daha tanımadınız mı? Beni görmüş olan, Babayı görmüştür...Ben Babada, Baba da bendedir...Ben ve Baba aynıyız...Size söylediğim sözleri kendiliğimden söylemiyorum, ama Bende yaşayan Baba, kendi işlerini yapıyor...(Bu nedenle) bana iman eden, O’na iman etmiş olur, Beni kabul etmeyen de Onu kabul etmemiş olur...(Çünkü) Yol, gerçek ve yaşam Benim” şeklinde karşılık veren İsa(as)’ın,  hem burada hem de birçok sözünde kullandığı Baba ifadesi, “şeyleri (varlıkları) meydana getiren” anlamında “Aklı Kül”lü ifade etmektedir. Oğul ise; “Kul” anlamında, Aklı Küll’ün “oğul” adı altında bu boyuta zuhur ettiği mahaldir, surettir. Yoksa, biri ötelerde, biri de burada olan iki ayrı şey var da onlar önceden birlikteydi, şimdi ayrı sonra yine ona dönerek öte bir yerlerde birleşecekler, bir olacaklar değil, söylediklerinin ve yaptıklarının her an Özü olan Aklı Küll’ den açığa çıkan şeyler olduklarını dile getirmektedir. Dolayısıyla, burada bir ikilik söz konusu değildir. Bu yaşantının adı Sufizimde “Fenafillah” anlayışı olarak ifade edilmektedir. Bununla birlikte nasıl ki, tüm varlığın Babası Aklı Küll’e; Evrende var olan Tek Bilinç (Akıl) deniyorsa, varlığın kaynağı olan enerji boyutuna da, şeylerin Anası olarak “Nefsi Küll” denmektedir. 

İnsanların günahlarını bağışlamasına gelince; Hz. İsa (as), “İnsanlara günahları affetme yetkisi verilmiştir” der. Sufizm ise, burada ifade edilen İnsanın (Velayet Kemalatına sahip İnsanlar arasında) ancak “Mutlak Benlik” yönüyle Hakikâtini bilen İnsanın kastedildiğini belirtmektedir. Yoksa bu, birçok Veli için bile olanaklı görünmezken,  kendinden haberi olmayan ve varlığıyla bile günah çukurunda bulunan bir insanın, pederin, papazın, keşişin ve hatta birtakım olağanüstü yeteneklere sahip Azizlerin bile insanların günahlarını affetmesi kesinlikle mümkün değildir.

“Sizler belirtiler ve harikalar görmedikçe iman etmeyecek misiniz?”

“ Vücuduyla uyanık olup, ruhuyla uyuyan, kendinde değildir. Manevi kötürümlük, maddi olandan daha çok ağırsa, iyileşmesi de daha zordur.”

“ O halde dikkât edin. Allah’tan yoksun olan bir hayat ölüdür”

diyen Hz. İsa (as), önemli olanın insanın kendi Hakikâtini bilmesi olduğunu, dolayısıyla aslında tüm insanların mevcut halleri ile, Özü olan Mutlak Bilince ait özelliklerine şuursal anlamda kör, sağır, dilsiz, topal ve ölü olduklarını vurgulayarak bu hastalıktan nasıl kurtulup ölümsüz olunacağını yine kendisi şu sözlerle işaret etmektedir. (Bizler tarafından bu ifadeler çok basitmiş gibi algılansa da gerçekte bunların hazmedilmesi hiç de kolay görülmemekte)

“Bu sözlerimin yorumunu bulan, ölümü asla tatmayacak”

“ Hepinizin üzerinde olan ışık benim. Bütün Benim! Bütün Benden çıktı ve Bütün Bana erişti. Ağacı yarın! Ben oradayım; taşı kaldırın! Beni orada bulursunuz.”

“Göklerin krallığına inanıyorsan, Benimle beraber olmak istiyorsan, her şeyini terk et ve benimle gel”

“Benim, sizin bilmediğiniz bir yiyeceğim var...Ağzımdan içen benim gibi olacak. Ben de onun gibi olacağım. Ve saklı olan ona ifşa olunacak...Yol, gerçek ve yaşam Benim...Yaşam ekmeği benim. Bana gelen asla acıkmaz. Bana iman eden hiçbir kimse susamaz. Benim vereceğim sudan içen sonsuza dek susamaz. Benim vereceğim su, içinde sonsuz yaşam için fışkıran bir su kaynağı olacak... ”

“Size gözün görmediği kulağın işitmediği, elin dokunmadığı ve insanın yüreğine girmeyeni vereceğim”

“ Bana yakın olan, ateşe yakındır. Ve bana uzak olan, Melekuttan da uzaktır.”

“Dileyin, size verilecektir; arayın bulacaksınız; kapıyı çalın size açılacaktır. Çünkü her dileyen alır, arayan bulur, kapıyı çalana kapı açılır.”

“Dar kapıdan girin. Çünkü kişiyi yıkıma götüren kapı, geniş ve yol enlidir. Bu kapıdan girenler çoktur. Yaşama götüren kapı ise dar, yolda çetindir. Bu yolu bulanlar azdır.”

“Suretler (imgeler) insanda tezahür ediyor ve onlarda olan ışık saklıdır. Babanın ışığı suretinde, O kendi örtüsünü açacak ve kendi sureti kendi ışığıyla saklanacak.”

“Arayan, aradığını bulana kadar aramayı bırakmasın; bulunca şaşıracak ve şaşkınlıkta kalarak hayran olacak ve Her Şey Üzerinde Hüküm Sürecek ”

 “...Başlangıç nerede ise, son orada olacak. Mesut o kimsedir ki başlangıçta duracak ve sonu bilecek ve ölümü tatmayacak”

“ Gökyüzünün Krallığı gözle görülecek bir şey değildir. O sizin içinizdedir...Semanın Krallığı hem içinizdedir hem de dışınızdadır.”

“ Yüzünün önünde olanı bil. Sana gizli olanın üstü açılacaktır. Zira ortaya çıkmayacak saklı hiçbir şey yoktur...Gizli olan ne varsa, açığa çıkarılmak üzere gizlenmiştir; saklı olan ne varsa , aydınlığa çıkmak üzere saklanmıştır...”

“ İkiyi Bir, içinizi dışınız, dışınızı içiniz, yukarıdakini aşağıdaki gibi yaptığınız  zaman Melekuta gireceksiniz.”

“Bir kimse yeniden doğmadıkça gökyüzünün krallığına giremez...Bir kimse sudan ve ruhtan doğmadıkça gökyüzünün krallığına giremez. Bedenden doğan bedendir. Ruhtan doğan ise, Ruhtur.”

  “Semanın Krallığını bir çocuk gibi kabul etmeyen ona hiçbir zaman giremeyecek...Utancınızdan vazgeçtiğiniz  ve elbisenizi küçük çocuklar gibi ayaklarının altına alıp çiğnediğiniz zaman, Beni göreceksiniz ve korkmayacaksınız.”

 “ ...Size derim ki, düşmanlarınızı sevin, sizden nefret edenlere iyilik yapın, size lanet edenler için iyilik dileyin, size hakaret edenler için dua edin. Kötüye karşı direnmeyin. Sağ yanağınıza bir tokat atana öbür yanınızı da çevirin. Size karşı davacı olup mintanınızı almak isteyene abanızı da verin. Sizi bin adım yol yürümeye zorlayanla iki bin adım yürüyün. Sizden bir şey dileyen herkese verin, sizden ödünç isteyeni geri çevirmeyin, malınızı alandan onu geri istemeyin. (Öyle ki) sadaka verdiğiniz zaman sol eliniz sağ elinizin ne yaptığını bilmesin...İnsanların size nasıl davranmasını istiyorsanız, siz de onlara öyle davranın. Başkaların suçlarını bağışlayın ki, siz de bağışlanasınız... Başkalarını yargılamayın ki siz de yargılanmayasınız...”  

Zaten Hz. Muhammed (sav) de demiyor muydu? “İlimle diri olan asla ölmez”, “ Her İnsan öldüğü zaman hakikâti görür”, “Ölmeden önce ölünüz”, “İnsanlar uykudadır, ölünce uyanırlar”, “Ben’i gören Hakk’ı görmüştür”, “ Nefsini bilen Rabb’ini bilir.” 

(Bkz. Dua ve Zikir, Cuma Sohbetleri, Tek’in Seyri, Sistemin Seslenişi II – Ahmed Hulusi / Edep Ya Hu – Ahmed Fevzi Yüksel, www.gulizk.com / Tasavvuf/  Matta, Markos, Luka, Yuhanna İncilleri, Barnabas incili, Thomas İncili)

hologramk@yahoo.com
İstanbul - 09.10.2003
http://gulizk.com

(1) Fethi Zulmani sahiplerinin dışında, yine cinlerin direkt etkisiyle sıradan insanlarda da Reenkarnasyon deneyimleri görülmektedir. Bir de bunların dışında hiçbir deneyim yaşamamasına karşın, sadece inanç bazında Reenkarnasyona inananlar bulunmaktadır. 

(2) Deccal lakaplı kişinin de müşahedesinde  teşbih anlayışının ağırlıklı olmasına karşın bunu yanlış değerlendirmesi, sahip olduğu bilinç boyutunu Allah olarak kabul etmesine, dolayısıyla bedensel boyutta bunun gereğini yaşamasına neden olur. Deccal’in, teşbih anlayışını en geniş planda açıklayan ve bir alt sureti olduğu Hz. İsa (as) tarafından ortadan kaldırılmasının bir nedeni de budur. (Tenzih anlayışını zirve noktada açıklayan ise, Musa(as)’dır.)  

 


Üst Ana sayfa e-mail