TELEPATİ -DURUGÖRÜ III 

Bu konuyla ilgili örneklerimizi çoğaltabiliriz. Örneğin, bazı insanların beyin açılımı benzer, yakın olduğu için birbirlerini o yönde beslerken ve kişiler bu nedenle birbirlerini daha çok sevip hoşlanıp daha fazla beraber vakit geçirmek isterlerken, farklı açılımlar (farklı terkipler), farklı frekanslar ürettiğinden ve bu da beyinleri ters ve zorlayıcı (baskıcı) yönde etkilediğinden, bu insanlar birbirlerini itmekte ve birbirlerinden hatta hoşlanmayıp aynı ortamda bile bulunmak istememektedirler. Bu olayın da kendi içinde farklı düzeyleri bulunmaktadır. Bazı insanların yanında iken hiçbir neden yokken huzursuz olmamızın nedeni budur. Yani, bizi rahatsız eden beyin dalgaları… Bazen bu durum, tek taraflı da olabilmekte diğeri bu tür şeyler hissetmeyebilmektedir. Değişen terkipsel yapımız başka bir deyişle, değişen frekanslarımız dolayısıyladır ki, dün çok rahat anlaşabildiğimiz ve hiç ayrılmak istemediğimiz arkadaşlarımızdan bugün anlaşamayıp paylaşım yapamayıp zevk alamadığımız...vs için bir şekilde uzaklaşmakta, ayrılmakta bunun yerine bugünün terkibine uygun yeni arkadaşlar edinmekteyiz. Yine aynı şekilde, nasıl ki kızgın, sinirli bir beyin, o ortamdaki insanların beyinlerini etkiliyorsa, “ tatlı dil, yılanı deliğinden çıkartır” atasözünde dendiği gibi güler yüz, tatlı dil de en olumsuz agresif beyinleri bile olumlu şekilde etkileyecek güçlü dalgalar üretmektedir. Bu yüzden Hz. Resulullah, hiçbir şey yapamıyorsan güler yüzlü ol (ki, yaydığın olumlu dalgalar sonra sana pozitif yönde yansısın) demektedir. Bazen de birine bir şeyler anlatmaya kalkıp bir şeyler vermeye çalışırsınız, fakat o kişinin beynine bir türlü giremezsiniz. Beton gibi gelir size. Üstelik bazı durumlarda o size üstün gelerek beyninizi bloke eder, sıkar, adeta enerjiniz gider, konuşamaz hale de gelebilirsiniz. Evet gerçekten de, bazı arkadaşlarımızla buluşup oradan ayrıldığımızda enerjimizin azaldığını hissediyorsak, bu o kişi ya da kişilerin daha baskın olmaları nedeniyle bizden enerji aldığını gösterir. Bu sırada auramız da zayıflar. Bazen kalabalık bir topluluğun arasına girdiğimizde de bu durum kendini gösterebilmektedir. Elbette tüm bu etkenlere, astrolojik tesirlerin beyin ve bedendeki bio-ritme olan etkisini de göz önünde bulundurmak gerekir. Hemen anti parantez şunu da belirtmeliyiz ki, dalgaların iyisi, kötüsü, negatifi, pozitifi olmaz. Hepsi eşdeğerdedir. Ancak, kişi üzerine olan çeşitli etkileri sebebiyle böyle bir tanımlama yapılmaktadır. Bazen de sizin dalgalarınız tek yönlü olarak  bir kişiyi pozitif etkilerken bu etki size katlanarak daha fazla negatif olarak da yansıyabilir. Bundan kaçınmanın en güzel yolu, fazla vakit geçirmeden hemen o ortamdan uzaklaşmak olacaktır. Beynin negatif enerjilere karşı, bilhassa zikir yapanların yoğun sigaralı, içkili ...vs benzeri ortamlarda yani, beyni parazitleyecek, faaliyetlerini olumsuz etkileyecek mekânlarda gerek kalmadıkça bulunmayıp bu yerlerden kaçınması konusunda daha fazla özen göstermesi gerekir.

Telepatinin varlığı nedeniyle bir veli, dilediği taktirde insan beyinleriyle bilinçli bir şekilde bağlantıya geçerek onları maddi ve manevi olarak etkileyebilmekte ve bu etki o kişilerce de net bir biçimde hissedilebilmektedir. Çok kısa süreliğine bile olsa bir velinin yanında bulunanların, oradan ayrıldıktan sonra önceden sinirli, agrasif  ise sakinleştiği, yumuşadığı, olayları daha iyi değerlendirdiği, her şekilde pozitif enerjiyle yüklendiği, kendisini çok rahat ve huzurlu hissettiği...vs. görülmektedir ki, bunun nedeni de elbette, beşeriyetten sıyrılmış bu beyinlerin yayınladıkları güçlü enerjilerdir. Hadislerde de bildirildiğine göre sahabenin birçoğunun Hz. Muhammed (sav)’ in yanındayken bir taraftan kendilerini ölüm ötesine dönük olarak daha motiveli, daha kararlı, daha enerjik hissedip diğer taraftan da terkipsel davranışlarında çok rahat frenlemeler gerçekleştirebilirken, onun yanından ayrıldıklarında, uzaklaştıklarında tekrar eski hallerine döndükleri, bu durumu uzun süre koruyamadıkları görülmüştür ki, sebebi yine budur. Bu bağlantılar dolayısıyla, elimizle devirdiğimiz ya da düşürerek kırdığımız bir bardağın, güney Amerika’ da bağırıp çağıran birinin etkisiyle oluştuğunu söylersek yanlış olmaz. Bugün parçacıklar arasında da zaman ve mekana bağlı olmayan iletişimin varlığı kuantum fiziğinde ispatlanmış bir gerçektir (bunun daha detaylı açıklamalarına ilgili yazılarımızda değinmiştik).

Olaylar bunlarla sınırlı değil. Yine farkında olmadan kurulan karşılıklı bağlantıların varlığı da birtakım araştırmalar sonunda ortaya çıkmıştır. Mesela, farklı odalarda olmalarına karşın, bir odadakine verilen elektriksel şokun diğer odadaki kişinin "Poligrafi" kayıtlarında ortaya çıkması, bir deneğin gözüne ışık çaktırıldığında farklı odada yalıtılmış durumda bulunan kişinin EEG kayıtlarında da bunun belirmesi ve başka bir odaya gönderilen bir yakını, kendilerinin hiç tanımadığı bir isim listesinde, her ikisinin de tanıdığı bir isimle karşılaştığında diğer odadaki deneğin  parmaklarındaki kanın hacminin değişmesi gibi (bu olay duyarlı bir otomatik sinirsel fonksiyon ölçen "plethismograf" tarafından tespit edilmiştir). Bunu bir adım daha ilerletirsek, ortaya koyduğumuz birçok düşünce ve fiilin aslında, içinde bulunduğumuz kolektif bir frekansal alandaki verilerin veri tabanımızca değerlendirilmesi sonucu bizden açığa çıktığını söyleyebiliriz. Ayrıca, bu holografik nitelikli frekansal alanla rezonansa girerek ilgili bilgileri temin etmek de mümkündür. Bu durum kendi dünyamızla da sınırlı olmayıp diğer planetlerin ikiz boyutlarında yaşayan canlılarla bizim aramızda da aynen mevcuttur. Çünkü içindeki boyutsal derinliğinde canlı olmayan tek bir yıldız, gezegen, uydu yoktur. Ve istisnasız, her bir canlıdan da dışa yayılan dalgalar mevcuttur. Mesela, Jüpiter’in ikiz boyutunda yaşayan ve o planetin yaydığı enerjiden hayat bulan, sırf olumlu düşüncelerden, iyilik ve güzelliklerden oluşmuş çok yüksek frekanslı topluluklar olan varlıkların, sistemimize yaymış oldukları dalgaların bizler tarafından değerlendirilip pozitif düşünce ve eylemlerimizin bir kısmını oluşturması gibi, aynı şekilde Mars gezegeninin bize göre ışınsal boyutunda ve yine o planetin enerjisinden oluşmuş, ancak sahip oldukları özelliklerinin, şiddet, hırs, benlik egosu, bedensel zevkler arzusu olması dolayısıyla bu varlıkların da yaydığı dalgaların beyinlerimizi etkileyerek bizim boyutumuzda bu özellikler doğrultusunda düşünce ve eylemleri ortaya koymamıza neden olmaktadırlar. Elbette, bu durum da bizi etkileyen etmenlerden sadece biridir. Benzer biçimde onlar da, yapıları itibariyle bizden yayınlanan dalgaları algılayarak varlığımızdan haberdar olabilmektedirler. Keza, “zebani” ismiyle bize bildirilen, güneşin (ikizinde) de kendine has canlıları da vardır ki bunlar, o ortamın radyasyonundan, özelliklerinden hayat bulan ve bu radyasyondan beslenen varlıklardır. Yine mistik alanda ifade edildiğine göre, her an ateş yiyip kusarak maddeyi bile ağızları ile önce eriterek sıvı hale getirip sonra da buharlaştırıp yok edebilen bir yapıya, güce sahiptirler. Ayrıca, kendi boyutlarınca evrensel sırlara da vakıf olan bu varlıklar, gelecekte bir anda yaratılacak canlılar olmayıp şu anda bile yaşamlarını sürdürmekte, o boyutu algılayanlarca da görülebilmektedirler.

Bugün batıda, kapasitesi oranında bilerek, canlı ve cansız nesnelerle telepatik bağlantılar kuran insanlar da bulunmaktadır. Bunların başında da dünyanın en büyük kurum ve bilim adamlarınca da defalarca teste tutulan ve de şüphecilerin dahi açıklama getiremedikleri Uri Geller, İgno Swan...gibi kişiler gelmektedir ki, bu psişikler birçok duyu dışı algılamaya ait parapsikolojik olayları yanında, bilgisayar ve diğer elektrikli cihazlar ile pusulalar, saatler,..vb) ölçü aletlerine yaptıkları etkiler de kanıtlanarak onaylanmıştır. Bunların dışında yedi yaşındaki bir kızın uzaktan manyetik şeritleri silmesi ise, bu ve bunun gibi insanların yaptıkları işlerin nerelere kadar uzanabileceğini bize göstermektedir. Bunun ötesinde, bazı medyumların eskiden beri bilinen yöntemlerle esir (hüküm) altına aldıkları cinler vasıtasıyla casusluk yaptıkları, çeşitli gizli bilgilere, verilere ulaştıkları, bu tür saklı şeylerden haberdar oldukları artık bir sır değil. Zaten, yine Kuantum fiziğinin her alanda kendini hissettirdiği ve gerçek ile hayal arasındaki sınırları iyice zorladığı günümüzde doğal afetler ve toplumsal hareketlilikler de artık gökyüzünden, uydulardan gelmektedir. Hatta bir TV programında bu yöntemlerle deprem yaratılabileceğini saçmalık olarak nitelendiren bazı bilim adamlarımıza karşın, daha sonra ABD başkanı tarafından basına yapılan açıklamada Afganistan saldırısında gerektiğinde deprem bombasını bile kullanmakta kararlı olduklarını açıkça dile getirmişti (amacım, değerli bilim adamlarımızı küçük düşürmek değil, ön yargılı oluşlarının bilimsel kişilikleri ile çelişkili olduklarını vurgulamaktır). Buna karşın, KGB’ nin koruması altında dahilerin çalıştığı Novossibrisk Akademisi bünyesinde kurulan özel bir laboratuarda çalışan ve Rusya Bilimler Akademisinin en saygın üyelerinden ve ünlü bilim adamı olan Prof. Vlail Kaznatcheev de, insan beyninin, bedenin bulunduğu noktanın çok daha uzağında bulunan insanlar, düşünceler ve elektronik donanımlar üzerinde etkili olabileceğini ve dolayısıyla savaşları dahi etkileyebileceğini belirterek, Rusya’da katıldığı bir TV programında laboratuarda bulunan bir bitkiyi uzun süre gösterip bunun gelişimini, izleyenlerden bir saat boyunca düşünmelerini istemişti. Sonuç, olağanüstü bir biçimde şaşırtıcıydı. Çünkü çok kısa bir zaman içinde bitkide gözle görülür bir gelişme sağlanmıştı (yine kayıtlara geçen bazı Psişiklerin, yumurtadaki civcivler üzerinde aynı etkileri yarattıkları da bilinmektedir). Dünyanın birçok yerinde bununla ilgili deneyler oldukça fazla. Ve Kaznatcheev şu çok anlamlı sözleriyle devam ediyor: “ Eğer çalıştığınız bilgisayar aniden arızalanırsa suçu üretici firmada aramayın. Sizin stress içinde olmanız ya da çalışırken biraz da olsa sinirlenmeniz, aletin teknik donanımını etkileyebilir. Çünkü sıradan bir insan beyni, en üstün bilgisayarlardan daha güçlüdür ve insan, bazen farkında olmadan doğanın kendine verdiği güçleri kullanabilir. Bu yüzden insanın en büyük savunma ve saldırı silahı milyonlarca, milyarlarca dolarlık silahlar değil, sadece insan beynidir”. Belgelenmiş olan bazı Psikokinetik (pk) fenomenlerin de, mesela evdeki veya bürodaki eşyaların hareket etmesi ya da devrilmesi, vazo, cam...vb) eşyaların kırılması, saatlerin veya bilgisayar gibi elektrikli eşyaların bozulmasının hep orada bulunan (büyük çoğunlukla) bir veya iki kişinin varlığıyla ilişkili olduğu ortaya konmuştur ki, bunlar genellikle bu fenomene neden olduklarını bilmemektedirler. Bugün, bazı medyumların emrindeki cinleri kullanarak ya da beyin dalgalarıyla, sadece belli insanlara yönelik olarak onların düşünce ve davranışlarını etkiledikleri hatta hastalık ya da psikolojik bunalımlara sokup intihara yol açarak ölümlerine neden oldukları, bunun yanında yine aynı yöntemlerle, topluma dönük olarak da belli düşüncelerin, eylemlerin oluşması için çalıştıkları bilinmektedir. Ayrıca, bugün uydulardan ...belli frekanstaki dalga bombardımanıyla insan beyinlerini, bilinç altını, dolayısıyla davranışlarını kendi istekleri doğrultusunda etkiledikleri de artık su yüzüne çıkmıştır. Bu yolla insanlarda moral bozukluğu, korku, endişe, ümitsizlik duygusu,...vb yerleştirmeye çalıştıkları ve bunu, bazı somut olaylarla başardıkları, artık üniversite profesörleri tarafından bile açıkça dile getirilmektedir.

Bugün, bilim adamları hem de bilinen, ölçümlenebilen beyin dalgalarıyla uzaktan elektrikli cihazları çalıştırmayı (ki işin başımdadırlar) başarmışlardır. Mesela, Duke Üniversitesi ve MIT’ de yapılan çalışmalarda, başlarına elektrot bağlanan iki maymuna ait beyin dalgalarını okuyabilen bilgisayar aracılığı ile bin km ötedeki bir robotu harekete geçirmişlerdir. İnsanlı yapılan USA Rochester Üniversitesi ki benzer bir deneyde de, yine insan beyin dalgalarını algılayan bir bilgisayar yardımıyla bir TV uzaktan kumanda edilmiştir. Demek ki ilgili mekanizma, sistem kurulduğu taktirde diyelim ki bir transatlantik ya da bir uçak dahi beyin dalgalarıyla kullanılabilir. Bu da istidraç sahipleri ile velilerin , fizik yasalarınca düşünüldüğü üzere (bilinen Newtonsal), çok büyük güçler harcanmaksızın, imkansız çok büyük kuvvet isteyen olayları oluşturmalarını da açıklamaktadır. Çünkü bu birimler doğada, doğanın özünde var olan, varlık katmanlarındaki belli boyutlarda hazır kurulu bulunan sistemi ve güçleri hareket ettirmek suretiyle bu ve benzeri imkansız olayları meydana getirmektedirler.

Telepatinin görüldüğü bir yer de şüphesiz, cemaatle kılınan namazdır. Cemaatle kılınan namazın, tek başına kılınan namazdan otuz kat daha sevaplı yani enerjili olduğu Resulullah tarafından açıklanmıştır. Çünkü (ayrıntısına başka bir makalede gireceğimiz üzere), insan vücudu da tıpkı mıknatıslarda ya da pillerde olduğu gibi kutuplanmıştır. Sağ tarafı (+) sol tarafı (-) olarak. Safların yan yana sık olmasının yanında önlü arkalı da düzenli olmasının istenmesi, (+) ve (-) dizilimlerin tıpkı mıknatıs ya da pillerdeki gibi birbirlerini güçlendirerek güçlü bir manyetik alanın oluşmasını bu da beyinleri normalinden daha fazla çalışmasını ve bir amaca dönük olarak daha güçlü dalga yayınlamasını sağlaması içindir. Hz. Resulullah “İmamlarınızın arkasında namaz kıldığınız zaman abdestinizi dikkâtli alın; çünkü arkasında namaz kılan adamın iyi abdestli olmaması yüzünden imam, okumakta bocalayabilir” diyerek bu telepatik bağlantıya (ağa) dikkati çekmekte ve bunun tekrar bütünün her bir ferdini; ruha kaydedilmesiyle de ölüm ötesini etkileyeceğini bildirmektedir. Bir başka hadisinde de, “uyuyanın gerisinde namaz kılmayın, konuşanın gerisinde de!” diyerek namaz kılanın, konuşan kişinin ses dalgalarından olduğu gibi, uyuyan kişinin beyin dalgalarından da etkileyeceğini bildirmektedir. Buna benzer hadisler oldukça fazla (1). İster bireysel isterse de cemaatle daha güçlü bir biçimde olsun fark etmez, namazla birlikte açığa çıkan bu dalgalar, belli bölgede sınırlı kalmayıp dünya üzerine yayınlandığından, çevrenizdeki ve toplumdaki tüm insanları, nesneleri, olayları da etkiler. Çok güçlü bir beyne sahip olan bir velinin, o cemaatin arasında olması durumunda ise bu birim, inananların inançları doğrultusunda  o yönlendirilmiş dalgaları daha da güçlendirerek topluma faydalı olarak yön verir ki, bu veli ya da velilerin kıldığı bilinçli namaza, “namazın ikamesi” veya “ikame edilen namaz” denir. Oysa diğerleri, bilinçsizce sadece kılınan, ama sistemin gereği olarak olumlu sonuçlar doğuran namazdır. Arasında ise kıyasa gelmez farklılıklar bulunmaktadır.

Devam edecek...

(Bkz. Evrensel Sırlar/Dua Ve Zikir / Hz. Muhammed (sav) Neyi Okudu -Ahmed Hulusi / Süper Zihinler-Prof.John Taylor -King's Ünv.London /Michael Talbot-Holografik Evren / Discovery Channel- Science Frointers

 

hologramk@yahoo.com
İstanbul - 20.06.2006
http://sufizmveinsan.com


Üst Ana sayfa e-mail