Gönülden Damlayanlar
-3-


En  yakın  dostla  hasbıhaldir  dua…

İç  döküşüdür  müminin  Rabbine.
Kimseye  dillendiremediği  sırlarını, paylaşamadığı  dertlerini,  yardım  edecek tüm  güç  ve  kuvvete  sahip  yegâne  Muktedir’e  açarak  O’ndan  aman  dilemek,  ne  büyük  bir  rahatlama, huzuru  sindirmedir  kalbin  en  derinlerine… Dost  değil midir  ki  insanın  en  gizli  sırlarına  vakıf  olan?..
Hakk’ı kendine dost  kılmaktır   dua..
‘ Sen  haberdarsın  Ya  Rabbi ! Artık  bana  elem yok,  sen  halimi  biliyorken  ben  kime  arz edeyim?  Tevekkülü,  kişiyi  tüm  sıkıntılardan  felaha çıkarırken, Rabbine  teslimiyetten  aldığı   bu  güç  ile  tüm  kâinata meydan okuyan müminin karşısında,  hangi  çetrefilli  aşılmaz, dümdüz  olmaz  ki?
Rahman’a  dayananın  karşısında  ne  dayanır  ki?
Bu  anlamda  ruhi  bir  terapi gibidir  dua.
Üzerinde  dağlar  misli  yük  olan, kalbi  sıkıntılar  içinde  daralıp ruhu  feryatlarla  çırpınan  bir  mümin  kul, ellerini  semaya  kaldırıp yakarışla  teslimiyete  erdiğinde, ruhundaki  tüm  ağırlıklar  onu  terk eyler, kalbini  Rahman’a  güvenmenin tarifsiz  sevinci  kaplar. Yeniden  doğmuşçasına  silinirken  tüm  buhranlar,  bu  mana  ufkuna  yeni  açılan  bir pencerenin müjdecisidir.Gecenin  en  zifiri  karanlık noktası,  sabaha  en  yakın  olan  vaktidir.
Allah’a  tevekkül  ve  kadere  imanın  gönülde  hasıl  ettiği  eşsiz  rahatlamayla  ruhun  nefes  almasını  sağlayan  güçlü  bir  ilaçtır  dua.

Nefsin  bitmek  bilmeyen  arzularından, şeytanın  sinsi  vesvese  ve  boş  kuruntularından  Allah’a  sığınmak, güçlü  bir  kalede  himaye edilmekten  daha  emindir.

Dua  iman  tazelemedir.
Daha  bir  şevkle, coşkuyla  inanmaktır, yeniden.
Sevginin  artışıdır  Rahmana. Belki  de  sevginin  anlamını  ilk  hissediştir.
Dua, kişinin  idrak  sınırlarını  genişlettiği  için  kişiyi  Rahmani  hazlara,   tecellilere  mahzar  kılar.
İlhamlar  beliriverir  gönlünde  manaya  dair.

Bu  uçsuz  bucaksız  kâinatta, tenhaların  en  tenhasında  dahi  yalnız  olmadığının  farkına  varmaktır  dua.
Sessiz  cümlelerimi, lisanıma  dökmediğim  kelimelerimi, kalbimden  geçirsem  bile ,  işiten  biri  var !
İşitmesini  dilediğimiz  bir  zatın  tüm  vasıflarını  kendinde  cem eden Allahu Teala,  rahmetiyle  tüm  kâinatı  var eden,  bekasını  temin  eden  ve idrakimizi  aşan sonsuzlara  hükmeden  Hakim-i  Mutlak’ken,  O’ndan  başkasının  bizi  duymasına, duamıza  icabet  etmesine  ihtiyacımız  kalır  mı?
Şüphesiz,  Allahu  Azimüşşan, tüm  duaları  işitir  ve  icabet  eder.Kalplere  bizzati vâkıf  da  sadece  O’dur.

Zulme  ve  haksızlığa  uğrayanların gözyaşlarıyla  imzaladıkları  şikâyet  dilekçesidir dua, en  yüce  adalet  makamına  sunulan.

‘’ Mazlumun  bedduasını  almaktan  kork. Zira,  Allah’la  bu  beddua  arasında  perde  mevcut  değildir.’’ buyurmaktadır,   Rasulullah (sav) Efendimiz. Başka  bir  hadisi  şerifinde  ise:

Zulme  uğrayanın  duası  reddedilmez, mutlaka  kabul  edilir. Allah, mazlumun  duasını  bulutların  fevkine  çıkarır  ve  onlara  sema  kapıları  açılır  ve  Allahu  Teala  hazretleri:
‘’İzzetime  yemin  olsun ! Vakti  uzasa  da, duanı  mutlaka  kabul  edeceğim! ‘’  buyurur.
Bu  gerçek,  bağrı yanık, kolu  dalı  kırık  bir  kulun  buruk  gönülle  Rabbine  yakarması  sonucu,  tecelli  edecek  azametli  gazabın  şiddetinden  sakınmak  gerektiğinin  en  güzel  ifadesidir.
Gariplerin  kimsesidir  Rahman, dua  dua  yakarılanı.
“Ben  kalbi  kırıkların  yanındayım”  buyuruyor  Allahu  Teala.Kimsesiz  ve  garip  kimse, Rabbinin  yanında  olduğunun  ve  yalnız  olmadığının  marifetine  erdiğinde, o  artık tüm  dünyadaki bunu  bilmeyen  bütün insanlardan  daha güçlüdür  ve  erişilemez  bir  kuvvetle  desteklenmiştir  Rabbi  tarafından.
O  kişi  için  korku  ve  elem,   yerini  sükunet  ve  huzura  bırakır.Yalnız  olmadığının idrakine  ererek, Rabbinin  yanında olmasının  hazzını  yudumlar.
Rabbani  bir  davet, bir  iltifattır  dua.
Allahu  Teala  bir  kuluna  iyilik  ihsan  etmek  istediğinde, o  kuluna  dua  kapılarını  açarak  O’nu  kendini  anmaya  davet  eder.Böyle  bir  davete  icabet  eden, iltifata  mahzar  olmuş  kul,  huzura  kabul  olunmuştur.Rabbi onu  dinlemektedir, dua  bu  haliyle  bir  miraç  değil midir?
Dertler  de  duanın  sebeplerindendir.
Dertli  insanın  yaptığı  dua  ile  mutlu  ve  huzurlu  bir  insanın  yaptığı  dua  bir midir? Dertlerin  gamı  kalbi  sarmışken  nasıl da içten  ve  yoğun  duygularla  dua  eder  insan.Bu  haliyle  Rabbine  o  kadar  yaklaşır  ki...Bu  açıdan  bakıldığında,  zahiren  çirkin   de  görünse  dertler, dua  etmemiz  için, Allah’a  yaklaşmamız  için  birer  vesile  ise ve  Allahu  Teala  kimseye  gücünün  yetmeyeceği  yükü  yüklemeyeceğini  ayetleriyle  vaat ediyorsa, dertler  bize  nimet  olmaz  mı?
Şer  gibi  görünen  işlerde  hayır; hayır  gibi  görünen  işlerde de şer  olabileceğini  söylüyorsa  Allahu  Teala, dertlerimiz de  bize  şer gibi gözüken  hayır  kapıları  olabilir.Biz  bilemeyiz, Allahu  Teala  en  iyisini  bilendir.
Dua,  Allah’tan  gayrisine  minnet  etmekten  kurtulup  Münim-i  hakiki, veren,  ancak  Allah’tır, O  takdir  etmediği  zaman  vermeğe  kimsenin  gücü  yetmez  itminanını  gönülden  duymaktır.
Bu  hakikâtin  farkına varan  kişi, isteyeceğini  yalnız  Allah’tan  talep  eder, ona  kavuştuğunda  ise şükrünü  yalnız Allah’a  arz eder. Kâinatta  kişinin  istediğini  verecek  başka  bir  münim  yoktur  çünkü. İşte  bu  tevekkülü  duyumsamaktır  dua.
Rasulullah (sav),  Abdullah İbnu  Abbas(ra)’ dan  rivayetle,  buyurdu  ki:
“Ey evlat ! Sana  sözlerin  pırlantasını  söylesem, kulağına  küpe  eder de  hiç  oradan  çıkarmaz  mısın?
Yer  ve  gök  ehli  ittifak  etse, Allah’ın  senin  için  takdir  etmediği  bir  nimeti  sana  eriştiremez.
Yer  ve  gök  ehli  ittifak  etse, Allah’ın sana  takdir   ettiği  bir  nimeti  senden  men edemez.
Nefsim  yedi  kudretinde  olan  Allah’a  yemin  ederim ki,
Yer  ve  gök  ehli  ittifak  etse, Allah’ın  senin  için  takdir  etmediği  bir  musibeti  sana  çarptıramaz.
Yer  ve  gök  ehli  ittifak  etse, Allah’ın  senin  için  takdir  ettiği  bir  musibeti  senden  uzaklaştıramaz.
Söz  budur, kulağından  çıkarma !
Hal  böyle  iken  kainattaki  tek  tasarruf  ve  güç  sahibi  Allah’ı  tazim  etme  ve  ona  dua etmekten  daha  güzel  bir  davranış  olabilir  mi  kula  yakışan? Kul,   ancak  kulluğunu  bildiğinde hakkettiği  mevkiye  kavuşur. Çünkü  ona  verilen  en  yüce  mertebe ‘’Kulluk’’ tur. Alemleri,  hatırına  yarattığı  Resulüne  ‘’Kulu  Muhammed ‘’ diye  hitap  ediyorsa  Rahman, bundan  büyük  makam  olamaz.
Kulluğunu ,  her  şekilde  sınırlılığını  ve aczini itiraf  kendini  küçültme  değil, bilakis  idrakin  göstergesi  ve  yükseliştir.Bu ise  dua  ile en  güzel  şekilde  yaşanır.

Bu  kardeşinizi de  dualarınızda  unutmamanız  dileklerimle...

Ö.Zeyneb EKİNCİ
muttakisahabe@hotmail.com

Kayseri - 20.01.2004
http://gulizk.com


Üst Ana sayfa e-mail