O An!
2.Bölüm
(Gelecekten Geçmişe Bakış)

 

Yerkürede günler geçerken gelecek, geçmişe dönüşüyor ve her an oluşan değişimler birbiri ile ilintili olarak bir zincirin halkalarını örüyordu.

İsa’dan sonra iki bin yılında 'insanlık bilinci' diye bir kavram yaygınlaştı. Ancak, bu bilinç insanların ayakları altında idi. Geçmişten belki de bakteri seviyesinden ve daha sonraki aşamalardan intikal eden genler insanı maddeye sahip olma ve ötesini yok sayma durumuna düşürmüştü. İnsanlık tekamül ederken, geçmişten kalan genetik defoların sonucunda ortaya koydukları davranışlardan kendilerini kurtaramıyorlardı  Beyinlerde hırs, kibir, hükmetme, ayrımcılık, kıskançlık, cimrilik, gütme ve güdülme arzuları, sadece bedeni tatmine yönelik arzular... gibi defolar adeta insanların yaşam biçimi olmuştu. Halbuki dinin tavsiyesi olan hükümler, insanları bu hayvansal genetikten gelen defolardan kurtarıp ‘İnsan’ mertebesine tekamülü sağlayabilirdi. Ne var ki, değişik isimlerdeki bütün dinler çıkmaza girmişti. Şekilci, taklitçi, nakilci olması ve tapınma dinlerine dönüşmüş olmasından dolayı artık dinler de insanlara merhem olamaz hale gelmekte idi. Yinede orijinal-öz TEK dinin (İslam Dininin) şekline bile gösterişten uzak olarak sarılanlar, bu çıkmazdan bir nebze de olsa çıkabiliyorlardı.

İnsanlık tamamen maddeci ve hükmetme sistemini benimsemişti. Diğer insanları dolaylı yoldan köleleştirerek, ama adına asla köle demeyerek ilerlemekte idi, medeniyet.

Bilimde daha on dokuzuncu yüzyılda başlayan devrimsel buluşlar ve teoriler 21. yüzyılda insanlığın idealini bilgi ve elektronik çağa hazırlamıştı.

21.yüzyılın başlarında kuantum fiziğinin teknik uygulamaları hayatı kolaylaştırmaya ve karmaşıklaştırmaya başlamıştı. Teknoloji o kadar çabuk ilerledi ki, bir çağda artık dijital olmayan hiçbir şey yoktu. Her yerde dijital yayın, dijital otomobil, dijital kitap, defter dijital çanta, dijital gözlük, dijital sinema, hayatın her noktası artık dijital idi. Analog sistemler müzelerde yerlerini almıştı. Bu dijital çağ ile elektromanyetik kirlilik bütün yerküreyi kapsamıştı. Elektromanyetik yayınlar bedenler üzerinde büyük tahribatlar oluşturmaya başladı ve çocuklarda şimdiye kadar görülmemiş genetik hastalıklara sebep oldu. Bu yüzden insanlık insan bedenine zarar vermeyen genetiğini etkilemeden dijital sistemi kullanılan elektromanyetik dalgalardan daha alt bir boyuta taşımak üzere laboratuar çalışmaları başlatıldı. Çünkü mevcut sistem DNA'ların yapısını bozacak, istenmeyen mutasyonlara uğratacak bir düzeyde idi. Uzayda dünyaya ulaşan birçok dalgaların ve artık birçok serbest parçacığın tespiti yeni geliştirilen cihazlar ile kolayca mümkündü ve ışığın hızına bağlı olarak galaksideki, hatta yakın galaksilerdeki birçok yayınım tespit edilebiliyordu. Bilim ve teknolojinin geldiği bu düzey sayesinde insanların dijital sistemi daha mikro düzeydeki dalga yapılar ile gerçekleştirmesi de zaten kolay gözüküyordu. Yapılan laboratuar deneyleri devam etti. Aradan geçen uzun bir zamandan sonra bu deneyler gösterdi ki, dalga boyu ne kadar mikro düzeye inerse insin, farelerin, tavşanların genetiğini  birkaç nesilde değiştiriyor ve istenmeyen yeni genetik değişimlere sebep oluyordu. Deneyler sırasında belli bir noktaya gelince laboratuar ortamında yapılan test yayınlarında, alıcılarda belli parazitler gözlemlenmeye başlandı. Bu bütün dünyaya bomba gibi düşen bir haber oldu. Sanki uzaydan bir yayın keşfediliyordu. Spekülasyonlar aldı başını gitti. Hani şu bilim kurgu romanlarında olan biçimde; uzayda bir medeniyet bizden ileri seviyede ve nihayet bizim teknolojimiz onların yayınlarını alacak bir seviyeye mi geliyordu? Parazit olarak tespit edilen yayınlar, bu dalga boyu aralığı ve deşifresi üzerine büyük yatırımlar yapılmaya başlandı. Dünyadaki en yüksek seviyedeki matematikçiler de diğer bilim adamlarıyla bu alınan yayınları çözmek üzere ortak çalışmalara başladı. Teorik matematiğin ulaştığı birçok teorem bu yayınları çözmede denendi. Bu yayınlar klasik bir model izlemiyordu. Alışılagelmiş elektromanyetik dalgaların çözümlerinde kullanılan modeller bu yayınları parazit olarak çözümlüyordu, ancak daha karmaşık model ve teoremler kullanılarak bu dalga aralığından gelen yayınlar deşifre edilebilir görüşü hakimdi.

Turhan Doğan
Tokyo Üniversitesi Yüksek Kimya Fakültesi
turhandogan@yahoo.com

Tokyo -
12.04.2005
http://www.sufizmveinsan
.com

 


Üst Ana sayfa e-mail