MUHYİDDÎN İBN ARABİ Risaleler’den alıntılar

9. Bölüm


Hakkı unuttuğun zaman , sana onu kimin unutturduğuna bak; eğer hakkı sana unutturan şey, onun sana emrettiği bir şeyse, bil ki hak seninle beraberdir ve sen de onun emriyle berabersin, onunla değil. Eğer hakkı sana unutturan şey , onun nehyettiği bir şeyse , ne sen onunla berabersin, ne de O seninle beraberdir.
Kim haktan başkasına güvenip dayanırsa, ona yönelik yardımını, bir tuzağa dönüştürür ve o bunun farkına bile varmaz. Şahsınla ilim denizine dal; eşyanın hakikatine ulaşırsın. (2-191,192)

Bil ki, rububiyete iman hidayeti artırır. Uluhiyete iman ise hidayetin kendisidir. (2-192)

Allah’a itaat eden biriysen , Allah’a itaat eden her şey senin cinsindendir(2-193).

Yokluğuna dön; çünkü yokluk senin kadimliğinin niteliğidir ve Allah onda senden razıdır. Hakka itaat edip de ölen kimse ölmemiştir. (2-194)

Her seven , sevdiğine kavuşmuş olsa da özlem duyar.…
“Haydin namaza”  diye seslenildiği zaman zatına haber ver.

…

İlim talep eden cahildir, ilmi terk eden de.
…

İlmin malumu varlıktır. Görmenin görüneni ise zattır.
…
İlim , içinde zulüm olmayan bir karanlıktır. (2-196)

İsteyen de kazanın dışına çıkamaz, istemeyi terk eden de. (2-198)

Bir şeyi seven onu kıskanır. Kıskanan sevgiyle beraberdir, sevgiliyle değil. Hakkı seven ve onu kıskanan , onu ancak hayal huzurunda sevmiştir. Hak ise vehmin ve hayalin hakimiyeti altına girmez. (2-198,199)

Senin hakkı görmen , onunla yüzleşmeni engelleyen sen kaynaklı bir perdedir. (2-199)

Kalplerin görmesi saflıklarıyla orantılıdır. (2-199)

Hakkı dünyada basiretle, ahirette ise gözle görürsün. Ahiret daha üstün olduğuna göre göz daha üstündür. (2-199)

Dua ibadettir, zikir efendiliktir.Dua eden, Ona ulaşır, yanına girer. Zikredense , onun yanındadır. Dua seslenmektir. Seslenmek ise uzaklığı ifade eder. (2-200)

Ama O’nu O’nun için zikret.Çünkü zikir Allah için, dua ise Allah katındaki nimetler içindir. (2-200)

Allah’ın bir kavmi de vardır ki, onlar O’nu her şeyde görürler. B yüzden bir şeyden başka bir şeye kaçmazlar. (2-200)

Hiçbir şey Haktan uzaklaşmadığı gibi hak da hiçbir şeyden uzaklaşmaz. (2-201)

Zahir ve batın , birbirinden ayrılmayan ikiz kardeşlerdir. (2-203)

Cansız varlıklar senden daha iyi kulluk etmektedirler; onların ibadeti zatidir.

(2-206)

Allah bir insanla ancak vahiy yoluyla veya perde akasından konuşur. (Şura-51) Muhatap olan kimse üzerinde beşer ismini taşıdığı ve beşeriyet niteliğinden soyutlanmadığı sürece ona hitap doğrudan yöneltilmez. Alemde gerçek fail, eksiksiz ve kamil iktidara sahip yüce Allah olduğuna göre , perdelenmiş ve perdelenmemiş kullarına hitap eden O’dur. İki gurup arasındaki üstünlük farkı, bulundukları makamların kendilerine kazandırdığı meziyetlere göre belirginleşir. (2-210)

Aklına tapan, kişisel görüşüne tabi tabi kimseler için durum farklıdır. Onlar bu uğurda en ağır meşakkatleri çekseler de böyle bir lütfa mahzar olmazlar, çünkü onlar Allah’ın yakınlaşma vesilesi olarak öngörmediği ibadet şekillerini ihdas ederek uygularlar. (2-211)

Asıl aşağılama, tekebbür edene karşı tekebbür ederek onu aşağılamaktır. (2-215)

Allah’a karşı kibirlilik edenin karşısında kibirlen, çünkü senin mütevazılığın budur. Kibirlenenlerin büyüklenmeleri karşısında , bunun Allah’tan olduğunu bilsen de tevazu gösterme. Çünkü büyüklük O’nun bir sıfatıdır; ancak imkansız için de O’nun bir hükmü vardır. (2-217)

Tevazu , başı öne eğmek veya hizmet etmek yahut falanca hakkı eda etmek değildir. Bu saydıklarımızın tümü reislere karşı dalkavukluk etmenin, onların nezdinde mevki edinmek için hoş görünmeye çalışmanın göstergeleridir. Asıl tevazu, Allah’ı bilmenle arkadaşlık etmendir. Kendini bildiğin tanıdığın zaman rabbini bilir, tanırsın. Rabbini bildiğin zaman , O’nun katında olup da sana ait olan şeyleri ve de sende olup O’na ait olan şeyleri de bilirsin. (2-218)

Bak, üfleyen biri , bir tek nefesi ile kandili söndürürken, tutuşmuş kuru otları da alevlendiriyor. (2-220)

Hak için haktan ayrılma, o zaman Hakkı bulursun. Hakkı yollarda arama, çünkü ortada O’na giden bir yol yoktur. (2-221)

Şekillendirilen her şey kevndir. (2-221)

İlim malum değildir.Çünkü insan bir şeyi bilir, ama bu bilme o şeyin kendisi değildir. İlim bazen malumun kendisi de olur. Çünkü ilimle ilim bilinir. (2-221)

Hak, kulu, ondan sadır olan şeylerden dolayı cezalandırır. (2-223)

Hakka uyana da muhalefet edene de merhamet et. Çünkü bu durumu taksim eden O’dur. Kafir, mü’mine merhamet ettiği zaman , Allah, onun azabını hafifletir.Mimin kafire merhamet ettiği zaman , Allah onun ödülünü eksiksiz verir. (2-223)

Yansıtan: Hamdi Cenik
hamdicenik@hotmail.com
İstanbul -
22.11
.2005
http://sufizmveinsan.com

 


Üst Ana sayfa e-mail