Tevazu Alçakgönüllülük!...
2. Bölüm


Sehi ibn Abdillâh da şöyle demiş:
"Kendinizi tevâzua alıştırın, dâva­dan (iddialardan) kurtulursunuz. Allah'a mütevâzi olan insan, O'nun yara­tıklarına kibretmez.
Yüce Allah, Elçisi'ne:
"Mü'minlere (tevazu) kanadını indir!" buyurmuştur.'

Ebû'l-Hasan el-Boşencî:
"Nefsini küçülteni Allah yükseltir, onu kibr ile yükselteni Allah, insanların gözünde düşürür" demiştir.

Abdullah İbn Mübarek de şöyle demiş:
"Tevâzuun başı, dünyâ nîmetleri bakımından senden aşağı olan kimselerin yanında nefsini küçültmendir, tâ ki böylece o kimseye, dünyâ varlığı ile senin ona bir üstünlük sahibi olmadığını öğretmiş olasın. Dünyâ nimetlerinde senden yüksek olanların yanında nefsini yükseltmen de tevazu gereğidir. Tâ ki böylece o kimseye, dünyâ varlığı ile sana karşı bir üstünlük sahibi olmadığını öğretmiş olasın"

İbni Simâk, Hârûn Reşîd'in huzuruna girmiş ve:
- Ey mü'minlerin emîri, bu saltanat içinde tevâzuun, saltanatından daha şereflidir, demiş.
Harun Reşîd:
- Ne güzel söyledin, demiş. İbn Simâk devam etmiş:
- Ey mü'minlerin emîri, Allah bir kişiye vücut güzelliği, soyluluk ve mal bolluğu verir de o kişi güzelliğinde namusunu korur, malıyla yardım eder, soyuyla da böbürlenmez, mütevâzı olursa Allah onu, kendi defterine, en hâlis velîlerinden yazar.

Hasan-ı Basrî'ye göre de;
"Tevazu; evinden çıktığında karşılaştığın her Müslümanı, senden üstün saymandır."

Ebû Yezîd de şöyle demiş:
"Kişi, halk arasında kendisinden daha kötü birinin var olduğunu sandığı sürece kibirlidir.' Kendisine:
"Peki insan ne zaman mütevâzı olur?" diye sorulmuş. Şöyle cevap vermiş:
"Nef­sine hiçbir makam, hal (değer) vermediği zaman. Her insanın tevazuu, Rabbini ve nefsini bilmesi ölçüsündedir." Yani Rabbinin sonsuz ululuğunu, nefsinin de küçüklüğünü bilen kişi, bu bilgisi ölçüsünde mütevâzı olur.

Şöyle denilmiş:
"Tevazu bütün insanlarda güzeldir ama özellikle zenginlerde daha güzeldir.
Kibir de bütün insanlarda çirkindir ama özellikle fakirlerde daha çirkindir."

Cüneyd:
"Tevazu, kanadı indirmek, yumuşak davranmaktır" demiş.

İbn Atâ:
"Tevazu', kimden çıkarsa çıksın, hakkı kabul etmektir. İzzet tevâzu'dadır. Onu kibirde arayan, ateşte su arayana benzer."

İbrâhîm ibn Şeybân da:
"Şeref tevâzu'da, izzet takvada, hürriyet kanâattedir" demiş.

Urve ibn ez-Zübeyr (r.a.) diyor ki:
"Ömer ibn el-Hattâb'ı, omuzunda bir kırba su ile gördüm.
- Ey mü'minlerin emîri, bu sana yakışmaz, dedim.
- Cemâat temsilcileri boyun eğerek huzuruma gelince içime bir böbürlenme duygusu düştü de onu kırmak istedim, dedi ve kırbayı, ensârlı bir kadının evine götürüp onun kabına boşalttı.

Ebû Hüreyre emir olmuştu. Sırtında odun demeti taşır:
"Emîre yol açın" derdi.

Bir kez Zeyd ibn Sabit hayvana binerken İbn Abbâs ona yaklaşıp üzengisini tutmak istedi. Zeyd:
- Ey Allah Elçisi'nin amcası oğlu, yavaş ol (ne yapıyorsun)? dedi. Abdullah:
- Bize, büyüklerimize böyle yapmamız emredildi, dedi, Zeyd:
- Elini ver, dedi.
Abdullah'ın, yeninden çıkardığı eli öpen Zeyd:
- Bize de Allah'ın Elçisi'nin ev halkına böyle yapmamız emredildi, dedi.

Hasan-ı Basrî, bazı çocukların yanından geçiyordu. Çocuklar, yanla­rında bulunan ekmek parçasıyla Hasan-ı Basrî'yi ağırlamak istediler. Hasan indi, onlarla beraber kuru ekmeği yedi. Sonra onları evine götürüp yemek yedirdi, elbise giydirdi ve şöyle dedi:
- El onların elidir (üstünlük onlardadır). Onlar, yanlarında başka şey bulamadılar, buldukları ekmeği bana ikram ettiler. Biz ondan daha fazlasını buluyoruz (bizim de yanımızda bulunanı ikram etmemiz gerekir).

Ahmed HULÛSİ- DOSTTAN DOSTA - 35. Sayfa:
188.
Yüceliğin ziyneti, tevâzu; ermişliğin ki ise, yadırganmayıştır.

Av.Asuman BAYRAKÇI- “Ahmed HULÛSİ’de KAVRAMLAR”  www.allahvesistemi.org
Allah’ın sonsuz ve sınırsız varlığını idrâk eden insanın farkedeceği şey; EVRENDEKİ HİÇLİĞİDİR!
Kâmil, olgun kişi, tevâzu sahibi değildir!
Tevâzu, kendine bir varlık, bir mertebe, bir büyüklük veren, kendinde bunları gören kişinin sanki kendinde bunlar yokmuş gibi aşağıdan almasının adıdır “Tevâzu”!
Gerçek olgun tevâzu sahibi kişi ise, ALLAH İNDİNDE, YANINDA HİÇ OLDUĞU idrâkı içinde HİÇLİĞİNİ yaşar!
Onda ne büyüklenme olur; ne tevâzu olur!
İşte, bu gerçekleri farkedenler, “Tasavvuf” denen çalışmalarla mecâzi yoldan da olsa, VARLIĞIN TEKLİĞİ hakikatini kavramış, idrâk etmiş, yaşamış;
“ Varlıkta Hak’tan başka bir şey yoktur!” demiş; ve HER AN HERYERDE O’NU GÖRMEYE, O’NU MÜŞAHEDE ETMEYE, O’NU YAŞAMAYA başlamışlardır!
Nitekim buna Kurân’da da şöyle deniyor;
”Başını ne yana çevirirsen, Allah’ın Vechi’ni görürsün!”
Çünkü her zerrede mevcut olan O!

Ahmet Fevzi YÜKSEL-ALLAH DİYENLER Yazısından:
…Allah diyen, bazı şeyleri söyleyemez ve sıraladığımız unsurları mütevazı bir şekilde sorumlulukları arasında bulundurur.

Ahmet Fevzi YÜKSEL- BİLİM ÜZERİNE SÖYLEŞİ Yazısından:
Maddi zenginliklere rağbet azaldı. MADDENİN abuk subukluğu bir yerde önemini,
değerini yitirirken mütevazı, ama bilimle donanmış, ilim zengini  insanların peşinden koşulmaya başlandı.

Ahmet Fevzi YÜKSEL- FADO (FATİMA) Yazısından:
Hrıstiyanlık aleminde devamlılığı sağlayan, koruyan bu kurumun adı Kilisedir.
Şahsen, yaşadığı süre içinde dahi mütevazı bir yaşamı kabul eden Hz.Meryem’in bu mucizeleri gerçekleştirdiğine inanamıyorum. Kilisenin önce bu mucizevi hadiseleri reddetmesi, belirli bir süre sonra manevra yaparak kabullenişi yukarıda anlatılan nedenlere dayanmaktadır.

Ahmet Fevzi YÜKSEL- SAINT PETER (Havari) Yazısından:
İsa, Peter'in ayaklarını yıkar.
Son akşam yemeğinden hemen önce, İsa müritlerinin ayaklarını yıkamaya başladı. Peter, İsa'nın alçak gönüllülük gösterip böyle hizmet etmesini istemedi.
Bunun üzerine İsa, "Eğer seni yıkamazsam, seninle yapacak daha başka bir şeyim olmayacak.''diye karşılık verdi..
Bunu duyan Peter:
'Üstad, sadece ayaklarımı yıkama, ellerimi ve başımı da yıka...'' dedi.

Derleyen: Hamdi Cenik
hamdicenik@hotmail.com
İstanbul -
24.01
.2006
http://sufizmveinsan.com

 


Üst Ana sayfa e-mail