İslam Kardeşliği Şuuru

Dr. Hüseyin Emin Sert
 

Fıtrat dini İslam; inançta tevhidi-birliği, toplumda dirliği-kardeşliği esas almıştır. Bunu, İslam’ın bütün emir ve yasaklarındaki hikmetlerinden anlamak mümkündür.

Nitekim idrak ettiğimiz Kurban bayramına, derin ve ulvi bir mana kazandıran “Hac” ibadeti; tevhit ve kardeşliğin en kapsamlı uygulanış noktalarından biridir. Aynı mihver etrafında bulunma ile şekillenen kardeşlik, doğulu-batılı bütün müslümanları aynı gaye için bir araya toplayarak, mekan ve zaman üstü, sağlam temele dayalı bir kaynaşmaya vesile olacaktır.

İşte bu birlik ve kardeşlik, samimi bir imanın tezahürü olarak, inananların birbirine beslediği sevgi ve saygı duygularının göstergesidir. Müslüman bu iman ile din kardeşini kendi nefsine tercih ederek yaşar. İsar derecesine erişen Müslüman, iyilik ve güzellik timsali olarak yakın çevresinden başlayarak, bütün İslam âleminin derdiyle dertlenirken sevincine de ortak olur.

Hac, Bayram ve Kardeşlik Heyecanı

Kâbe etrafındaki tavafı, Arafat’taki vakfesiyle Hac günleri; gideniyle gidemeyeniyle, Müslüman toplumları derinden heyecanlandırmaktadır. Daha önce gitmiş olanların özlemi ayağa kalkarken, isteyip de gidememiş olanların hasreti katlanır…

Gönül ve gözleriyle Kâbe'ye varanlar da, gönüllerine Kâbe'yi koyanlar da, aynı duyguları yaşarlar farklı bir boyutta. Gönüller hac ve bayram sevinciyle coşarken, beş duyu da hakkını arayıp; görmek, dokunmak, duymak, koklamak ve tatmak ister. Allah bu ulvi duyguların sahibine inayetiyle tecelli eder, müminlerin gücünü artırır.

Zira İslâm özü itibariyle birlik, beraberlik, muhabbet ve kardeşlik dinidir. Mal, makam ve ırk farkı gözetilmeksizin, dünyanın her tarafındaki camilerde aynı kıbleye dönerek bir hedefe yönelen, aynı safta omuz omuza duran Müslümanlar, kaynaşıp Allah huzurunda secdeye kapanarak İslâm'ın arzuladığı ruh ve şuura sahip olmaya çalışırlar.

Kardeşleri Yaklaştırmak ve Barıştırmak

Günlük hayatımızda ihmal ve hatalar olsa da ayetin ifadesiyle ideal manada Mü'minler birbirinin kardeşidir. “Müminler ancak kardeştirler, onun için iki kardeşinizin arasını düzeltin ve Allah'tan korkun ki, rahmete layık olasınız!” (Hucurat, 49/10).

Dikkat edilecek olursa, kardeşlik vurgusundan sonra, eğer buna rağmen bazı problem ve kırgınlıklar olursa, bunları ıslah edin denilmektedir. Bu noktada duyarlı insanlara ve toplumun ileri gelenlerine vazifeler düşmektedir. Zamanında müdahale edilerek çözüme kavuşturulmayan küçük meseleler, daha sonra büyüyerek ciddi sıkıntılara sebebiyet verebilmektedir.

Bir anne ve babadan olan kardeşler nasıl birbirlerini severler ve himaye ederlerse, din kardeşi olan mü'minlerin de birbirlerini aynı şekilde Allah için sevmeleri ve himaye etmeleri gerekir. Hatta bazen din kardeşliği, nesep kardeşliğinden daha önde bile gelebilir.

Kardeşlik sevgisi, kuru bir sözden ibaret değildir. Seven ile sevilen arasındaki dostluk ve kardeşliğin pek çok gerekleri vardır. Din kardeşlerine karşı görevlerini yapmayanlar sevginin gereklerini yerine getirmemiş, bu yüzden kâmil bir mü'min olma vasfını elde edememiş olurlar.

Kardeşliğin Başlangıcı: Selamlaşmak

İletişim başlangıcı olarak mü'minlerin karşılıklı selamlaşmaları, aralarında selamı yaymaları bu sevginin geliştiği zeminlerden biridir. Çünkü selamlaşma, dostluğun, barışıklığın, karşılıklı konuşmaya ve anlaşmaya hazır oluşun ilk göstergesidir. Günlük hayatta bazı şeylerin adeta yapılması arkasındaki şuur ve özü görebilmek gerekir.

Dinimizin öngördüğü halisane kardeşlik uygulayabilenler için büyük bir nimettir. Bu nimet sadece şekli bir buluşma olmayıp maddi-manevi kaynaşma ve yardımlaşma zemininde gelişir.

Nitekim Rabbimiz bu kardeşlik nimetini hatırlatarak dikkatli olmamızı istemiştir.

“Hep birlikte Allah'ın ipine (İslâm'a) sımsıkı yapışın; parçalanmayın. Allah'ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman kişilerdiniz de O, gönüllerinizi birleştirmişti ve O'nun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız” (Âl-i İmran, 3/103).

Kardeşliğin Neresindeyiz?

Bu ayetleri okurken, yine o ateş çukuruna yakın mıyız diye düşünmekten kendimizi alamıyoruz. İçinde yaşadığımız günlerde, idealize edilen İslam kardeşliğinin gereklerinin, günlük hayatımıza pek yansımadığını üzülerek görmekteyiz. Gerek halkı Müslüman olan devletlerin, gerekse aynı vatan topraklarını paylaşan Müslümanların bu kardeşliğe uygun bir hayat yaşamaları gerekmektedir.

Hadiste belirtildiği üzere “Müslüman Müslümanın din kardeşidir, ona zulmetmez ve onu helake teslim etmez. Kim kardeşinin ihtiyacını görürse, Hz. Allah da onun ihtiyacını görür. Kim de bir müslümandan üzüntü ve kederi giderirse, Allah da buna karşılık ondan kıyamet gününün sıkıntılarını giderir. Kim bir müslümanın ayıbını örterse, Hz. Allah da kıyamet günü onun ayıbını örter”. (Müslim, Kitabü’l-Birr, 2580).

Kardeşlik adabına ters düştüğü ve onun esaslarını zedelediği için, İslâm'ın yasakladığı; gıybet, dedikodu, söz taşıma ve iftira gibi birçok kötülük vardır. Safları pekiştirip, herkese lâyık olduğu değeri verip üstünlüğü takvaya bağlayan Kur’ân-ı Kerim, kardeşlik bağlarının geliştirilmesini istemiş millet ve kabilelere ayrılmanın sadece tanışma temelli olduğunu vurgulamıştır (Hucurat, 49/13).

Kardeşler arasında niza veya çekişmeler baş gösterdiğinde, kardeşlik esası tatbikattan kalkıp herkeste olumsuz tesirini gösterir. Bu olumsuzlukları ortadan kaldırmak inananlara vecibedir, üzerlerine yüktür.

Peygamber Efendimiz (sav), İslam kardeşliği üzere yaşayanların ecrini dile getirirken şöyle buyurmuşlardır:

“Allah’ın kulları arasında bir grup vardır ki onlar ne peygamber ne şehittirler, üstelik kıyamet günü Hz. Allah indindeki makamlarının yüceliği sebebiyle, Peygamberler de şehitler de gıpta ederler. Orada bulunan Sahabe-i Kiram sordular, ‘Ey Allah’ın Rasülü kimdir onlar bize haber verir misiniz? Peygamber Efendimiz, ‘onlar aralarında ne kan bağı ne de birbirlerine bağışladıkları mal olduğu halde Allah rızası için birbirlerini sevenlerdir. Hz. Allah’a yemin ederim ki, onların yüzleri nurludur. Onlar bir nur üzerindedirler. Halk korkarken onlar korkmazlar. İnsanlar üzülürken onlar üzülmezler.’ Sözlerinin bitiminde şu ayeti kerimeyi okudular; “Haberiniz olsun ki, Hz. Allah’ın dostları var ya onlara ne korku var, ne de onlar üzülecekler” (Yunus, 10/62).

Cenaze, taziye, düğün, davete icabet ve bayram ziyaretleşmeleri gibi din kardeşliğinin tezahür noktalarına gereken değer verilmelidir.

Kardeşliğin Adabı-Gerekleri

Her hususta tatbik edilmesi lazım olan edepler olduğu gibi Müslümanların birbirleriyle olan kardeşlik münasebetlerinde de muhafazası lazım olan edepler mevcuttur. Bu edepler şu şekilde beyan edilmiştir:

1- Kardeşinde kendini nefyeylemek (Fena fil ihvan); Din kardeşini ziyadesiyle severek, yerine göre onu kendi nefsine tercih etmek,

2- Kardeşliği, dünyevi ve şahsi menfaatler için değil, yalnız Allah ve O’nun rızası için yapmak,

3- Kardeşinin hatalarını görmeyerek, onu daima affetmek, hataların telafisi için gayret göstermek,

4- Kardeşine kalbi muhabbet ve ihlasla hürmet beslemek,

5- Din kardeşinin ihtiyacını giderme noktasında, maddi ve manevi yardımı kardeşinden esirgememek, kardeşinin derdiyle dertlenmek. Bunların her birini yerine getirirken İslam’ın temel adab-ı muaşeret kaidelerini daima dikkate almak gerekir.

Müslümanların içinde bulunduğu sıkıntılardan kurtulabilmeleri için İslam kardeşliği şuuru geliştirilerek, sevgi halkası kalplerden başlayarak bütün İslam âlemini kuşatacak hale gelmelidir.

İhtilaf ve Ayrılıklardan Kaçınmalı

Şu ayetin hükmü gereğince tam bir itaat ile her türlü çekişme ve ihtilaftan sakınmak gerekir. “Ayrıca Allah'a ve Resulü'ne itaat edin. Ve birbirinizle didişmeyin. Sonra içinize korku düşer ve kuvvetiniz elden gider. Sabırlı olun, çünkü Allah sabredenlerle beraberdir” (Enfal, 8/46).

İslam kardeşliği şuuru çerçevesinde bir müslümanın zelil düşmesi, bütün müslümanların zelil düşmesi demektir. Çünkü bu zillet, şeref ve dostluk bağlarını koparacak, zelil düşen de ister istemez gördüğü bu haksızlığa boyun eğecek, tek başına çekilip kendisine zulüm yapanlarla arasındaki kardeşlik bağlarını koparacak ve müslümanlar fert ve cemiyet olarak yardımsız kalacaklardır.

Bir toplumda kardeşlik bağları koparılır, fertler birbirine sevgisiz ve nefretle bakacak olursa, o topluma Allah’ın yardımı da gelmez. İslam kardeşliği havasının esebilmesi için Müslümanlar birbirlerine gönüllerini açmanın yollarını bulmalıdır.

 

 
 
Elazığ - 28.11.2006