21. Yüzyılda Din Bilim İlişkisi

Meşhur söz: “Din afyondur, uyuşturur…” Herkesin ekonomik olarak eşit olacağı vaadiyle kurulan sistemler ve onların ideolojileri ile uyuşturulan halklar… Bu halklar on seneden fazla zaman geçti, hâlâ uyuşukluğu damarlarından atamadılar. Düz eşitliğin insan ve canlı doğasına aykırı olduğunun göz ardı edildiği, insan tabiatının unutulduğu sistemler öldü.  “Din afyondur” söylemiyle dine inanmayan kitleleri gerisinde bırakarak..

Peki din afyon mudur? Şu anda insanlığın %99' unun bir tanrıya inandığı düşünülüyor. Bu durumda, insanlığın %99' unun bu afyonun etkisi altında olduğunu farz etmek gerekir. Birçok peygamberle gelen dinler, o toplum insanlarını içinde bulunduğu çıkmazdan kurtarıp yeni bir bakış açısı getirmiştir. Toplumları kalıplardan kurtardıkları bir gerçektir. Onların getirdiği öğretiler toplumları uyuşturmamıştır, aksine uyandırma çabasıdır. Dini sadece yukarıdaki tanrının buyruklarıyla oluşturulmuş, insanlarınkine alternatif bir ekonomik, sosyolojik sistem durumuna sokanlar, bu düşünce tarzlarıyla dinin temel ilkelerini örtmüyorlar mı?

Din karşıtı görüşlerin savları şöyledir: Eski toplumlarda henüz Roma tabanlı hukukun yaygınlaşmadığı devirlerden itibaren, insanlardaki suç unsurunu kontrol altına almak için dinlerin uyanık kişiler tarafından uydurulduğu iddia edilmektedir. Yine bu görüşe göre artık hukukun ve kanunların keskin olduğu toplumlarda dine ihtiyaç kalmamıştır. İddia edilen din, ilkel toplumların kontrol mekanizmasıdır. Dolayısı ile insan doğar büyür ve ölür-yok olur. Önemli olan, bu hayatta yaşarken insan gibi yaşamak (!), iyi yemek, içmek, siyaset yapmak, humanist olmak  ve bütün insanların eşitliğine inanmak vs… anlamınadır. İnsanlık bir tesadüf eseri buradadır, bilim de bunu ispatlamıştır. Evrim, biyolojik çeşitliliğe sebep vermiş ve evrimin besin halkasında en son halkası olan homo sapienler meydana  gelmiştir. Ekonomik, sosyal, psikolojik vs sebeplerden tatminkar olamayan insanlar her seviyede dine yönelirler. Çünkü din onlara, inananlara, sanal mutluluk vaadinde bulunur. Dünya yaşamında mutsuz olan insanların da inançları ile hem bu sıkıntılardan kurtulup hem de ölümötesi yaşamda huzura kavuşmaları dinlerin ana dayanağıdır. Ölümötesi yaşam gerçeğine inanmayan insanların, ister bir dinin mensupları olsun ister dine inanmasınlar, bütün değerleri bu dünyadaki, menfaat, -ekonomik şartlar- üzerine değerlendirmesi beklenir.

Halbuki, bunun böyle olmadığı dinin bilime de öncü olacak bir düşünce sistemi olduğu, 21. yüzyıldaki eserler ile bize ulaştırıldı. İnsan biyolojik olarak ölür, ancak kişisel ruh bedeniyle yaşamına devam eder. Ölümötesi yaşam ve gerçekleri mevcuttur. Bilimsel veriler, henüz bu noktalara girememiştir, dolayısıyla bu noktalar dinin temelini oluşturan inanç esasına dayanır. Ölünce hepimiz göreceğiz, ama bütün yaşamımızı yok olmak üzere programladıysak karşılaşacağımız tablonun resmini hangi ressam çizebilir? Kaldı ki iddia edildiği gibi eğer insan bir bilgisayar gibi ise kapama tuşuna basıldığında elektriğini, aklını belleğini kaybediyorsa yani ölüm ile her şey bitiyorsa, insanlığın bu çabası niye? Zekâ-akıl sahibi memelinin varlığı, bütün evrimle oluşan canlılar için tehlike teşkil ederken neden evrim, taşını zekâ-akıldan yana kullanmıştır? Evrimin nihai hedefi nedir?

Turhan Doğan
turhan-sufizmveinsan@hotmail.com
Tokyo - 16.05.2006
http://sufizmveinsan.com

 


Üst Ana sayfa e-mail