Savaş Eren
 

Bizdeki "incinme"ler, madalyonun bir yüzü ise, diğer yüzü adım adım "güçlenme"ler demektir.

Şöyle yaklaşım yapmaya çalışayım: El-HAMD Allah'a aittir. Kendisini mutlak manada “değerlendirme” yine Allah'a mahsustur. Buradan çıkışla, mutlak manada "güç" sahibi olan, incinmeyecek-etkilenmeyecektir; zira bu ve benzeri kavramlardan beridir. Evet, bu tip olaylardan demedim, bunların "kavramlarından" dahi beridir.

Ve Kahhar olanın (kahrın) algılandığı her mahalde-olayda, o mahal tedrîcen güçleniyor demektir. Tabii bunlar mutlak varlık için söz konusu değil. Urûç hallerinde-sürecinde gerçekleşiyor. Allah, güç veya ilim açığa çıkartacağı noktada, önce acziyeti tattırıyor, orada hasıl olacak ilmin ise, yine adım adım idraklar ile yoğunlaşmasını sağlıyor (o mahalde). Tüm bunlar Ulûhiyet kapsamında gerçekleşiyor, zira insanın ulaşacağı, kendisi gibi düşünen bir tanrı ve mutlu son beklemiyor ki onu yolun sonunda.

Sonra,  “Gördün mü o kişiyi ki, kendi hevasını ilah edinmiş” ayeti ve bu ayetin projeksiyon tuttuğu ahval düşünülünce; “MUTLAK” a yönelimde-bu yola girilince, yapılması gereken, “insan gibi düşüncelerle” “insanın dünyaSIna ait doneler” ile ve beşerin dünyasının değerleriyle, yaşamına ait kesitlerle, bunlara “anlamlar” yükleyerek, bu yüklediğimiz anlamların sağlamasını-doğrulamasını SİSTEMden, MUTLAKtan beklemek olmamalı. Zira yola girenlerce artık anlaşıldı ki, bu yolun-işaret levhaları ile idrakları ulaştıracağı noktada, “insan gibi düşünen ve yaşayan bir tanrı” yok.

İnsan gibi düşünen tanrının bulunmadığı o hakikat noktasında ne var ve insan bu noktaya nasıl ulaşır? Cevap yine bir işaret levhası; “Allah gibi düşünen ve yaşayan insan idrakı” ancak o noktaya ulaşır.

Yaşanılacak olan şeyin ilmi, “yakîn derecesinde kavranılıp idrak edilmedikçe” bunun (yaşamının) mümkün olmadığı, ehli tarafından söylenir. Bu ilim, Allah İlmidir. Allah’tan bize ulaştığını kabul eder, buna iman ederiz. Allah ise ilmi ile Bi’l-fiil tahakkuk eden-yaşayan mutlak varlıktır.

Sözleri ancak vahiy olan, heva(sın)dan konuşmayan Rasulullah’ın, fiillerinin de “hüküm” ifade ettiğini hatırlıyoruz değil mi? İnsan gibi düşünen tanrıyı reddetmek kolay da, Allah gibi düşünen-yaşayan insan olmak pek de kolay olmuyor galiba. Peki siz, hevasındaki ilah gibi yaşayanı gördünüz mü?

Olayı kafamızda yeniden bir toparlayalım.

“İncinmemek, alınmamak, içerlememek mümkün mü?
Bunun için nasıl bir bakış açısı gerekir?

Ne dersiniz, kavram edebiyatı ya da evliyadan nakiller yapmak bir yana, incinmemeyi nasıl başarabiliriz?!..”

Teşhis doğru olursa tedavi mümkün olabilir diye düşünüyorum. Ya, İLİM ve GÜÇ sahibi olarak, karşılaşılanları, algılanılanları mutlakiyet potasında eritmek ya da; olaylar ve algılananlar ile “B”İRlikte  erimek ve adım adım (idraklar ile) ermek hedefe..Yol, bu ikiliden ibaret; giderken sağda gelirken solda misali.. Giderken “urûc” , gelirken ise “nüzûl” oluyor adı.

Allah’a emanet olunuz.   

 

 
 
İstanbul -02.11.2007
sorsavaseren@hotmail.com
 http://sufizmveinsan.com